30 Aralık 2010 Perşembe

Limonlu Tavuk

Limonlu Tavuk

ASLINDA LİMON AROMALI, KÖRİLİ, BİBERİYELİ TAVUK :)
Aynen öyle! :)
Lokantalardaki uzun isimli yemeklerden buda, hani şu tüm malzemeleri adında geçen…
Hatta; “limon, köri, biberiye, yoğurt marineli tavuk” demek daha doğru olur. Çünkü pişirme kısmı basit, asıl anlatılması gereken; marine malzemeleri.

Hafta sonu Ülkü ve Aytaç bizdeydi. Uzun, güzel bir kahvaltı yaptık, detaylarını paylaşacağım en kısa zamanda.
Beyler ambargo koydu bu kez, mutfağa girmek yasak diye :)
Oysa bütün günün, mutfakta yeni denemeler ile geçmesi gibi haince planlarım vardı. :)
Ülkü’ye dedim ki; “madem bugün mutfakta çok zaman geçiremiyoruz, o zaman sen söyle ben yazayım, yeni yemekler, tarifler ver bana”
Malum, Sebzeli Bonfile Kulesi medyada pek yer aldı. Onun ayarında yeni tarifler eklemek lazım :)
Ülkü tam bir fikir fabrikası. Hani “bir dokun bin ah işit” derler ya, Ülkü için; “bir dokun bin fikir işit” diyorum ben :)
Yazdıklarımın haricinde birde mutfağa girip, hızlıca akşam yemeği için hazırladıklarımız var.
Limon aromalı tavuk bunlardan biri.

Yoğurt ve salça ile tavuk marine etmeyi eşimden öğrenmiştim yıllar önce, zaman zamanda yaparım.
Ülkü’nün tarifi biraz daha zenginleştirilmiş hali. Limon kabuğu rendesini pek severim, hemen her şeye eklerim zaten, köri ve biberiyede gayet güzel yakıştı.
Biberiyeyi mümkün olduğunca az kullanmanızı öneririm, çünkü limon aromasını bastırıyor, hatta evde yoksa hiç kullanmayabilirsiniz.
Hafta içi işten gelince bile hazırlayabileceğiniz pratik bir tarif ama aynı zamanda misafir ağırlayabileceğiniz kadar havalı :)
Yılbaşı akşamı içinde çok güzel bir seçenek.
Naçizane fikrim; bir türlü pişmek bilmeyen, pişse de çok lezzetli olmayan, hele ertesi güne kalırsa deyim yerinde ise elinizde patlayan :) hindi yerine bu tarifi kullanmanız.

Malzemeler
  • 8 Parça (kemiksiz-derisiz) Tavuk Pirzola
  • 3 Yemek Kaşığı (tepeleme) Yoğurt
  • 1 Yemek Kaşığı (tepeleme) Biber Salçası
  • 1 Diş (ezilmiş) Sarımsak
  • 1 Adet Limon Kabuğu Rendesi
  • 1 Çay Kaşığı (tepeleme) Köri
  • 1 Çay Kaşığı Kuru Biberiye
  • ½ Çay Kaşığı Karabiber
  • 2 Yemek Kaşığı Zeytinyağ
  • Tuz

Yapılışı

  • Tavuk dışındaki tüm malzemeleri çırpma teli ile çırparak pürüzsüz hale getirin.
  • Tavukları bu karışıma bulayın. Kapaklı bir kapta, buzdolabında 30 dk. kadar bekletin.
  • Tavukları tepsiye dizin ve 200 derecede önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 45 dk. pişirin.

Limonlu Tavuk

YILBAŞI AKŞAMI ÖNERİSİ;

  • Büyükçe bir tavuğu haşlayın. (10-15 dk. yeterli, birazda fırında pişecek.)
  • Süzgeçte biraz bekleterek suyunu süzün.
  • Kestaneli iç pilav hazırlayıp, soğutun.
  • Soğuyan tavuğun içine pilavı doldurun.
  • Yoğurtlu marine harcını tavuğun her yerine sürün.
  • 200 derecede önceden ısıtılmış fırında, nar gibi kızarıncaya kadar pişirin.

Limonlu Tavuk

Bu yazı aracılığıyla; hepinizin yeni yılını en içten duygularım ile kutlarım.
2011; inşallah hepimiz için, tüm hayal ettiklerimizin gerçek olduğu, huzurlu, sağlıklı, bereketli, sevdiklerimiz ile birlikte geçireceğimiz bir yıl olur.
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum…
Mutlu yıllar…

29 Aralık 2010 Çarşamba

Pazılı Mercimek Çorbası (Ekşili Malhıta)

Pazılı Mercimek Çorbası (Ekşili Malhıta)

NAMI-I DİĞER MAHLUTA ÇORBASI…
Blogumda yer alan; Yöresel Lezzetler kategorisi ağırlıklı olarak Kilis mutfağından oluşuyor biliyorsunuz.
Bu çorbada aslında 2007 yılında arşivime eklediğim tariflerden. Arşivin tozlu sayfalarında kalmasına gönlüm razı olmadığı için allayıp, pullayıp sizlere tekrar sunmaya karar verdim :)
Sofra dergisi için hazırlayacağım yemekler içinde, en çok tatlı ve çorbada kararsız kalmıştım. Hem değişik bir şeyler yapmak istiyordum, hem de lezzetli. Brokoli, kereviz ya da soğan çorbası gibi yeni deneyeceğim fikirler uçuştu aklımda önce.
Sonra klasik yanım ağır bastı :) bilinen bir lezzete ufak dokunuşlar yapan bir şey olsun istedim ve kuzen Hülya’nın, başka bir konuda sohbet ederken, kendi bile farkında olmadan kurduğu bir cümlede Ekşili Malhıta’yı yakaladım :)

Minik bir not; internette ufak bir araştırma yapınca, çorbanın genellikle mahluta çorbası olarak geçtiğini gördüm ama Antep’te ve Kilis’te kırmızı mercimeğe; malhıta dendiği için bizim için bu çorba; Ekşili Malhıta :)

Ekşili Malhıta adı, içinde bir limon olmasından geliyor sanırım ama bence bir eksik var bu isimde. İçinde geçen malzemelerin ağırlıklı ismi çorbaya verilecekse, bu çorbanın adı sarımsaklı malhıta olmalıydı :)
Çünkü içinde tam sekiz sarımsak var!
Ancak çorbayı yapınca sizde göreceksiniz ki, ne limonun baskın bir ekşiliği var ne de yoğun bir sarımsak kokusu.
Mercimeğin, pazının, limonun, sarımsağın kısacası içindeki her şeyin tadı oldukça dengeli. Hepsini ayrı ayrı hissediyorsunuz.

Ekşili Malhıta; soğukların iyice bastırdığı, sofralarda mutlaka çorbanın arandığı şu günlerde, mutlaka denemeniz gereken bir lezzet. İçindekilerin ise hepimize ne kadar faydalı şeyler olduğunu burada anlatmama gerek bile yok.
Tahmininizin aksine; “bu çorba yılbaşı sofralarınız içinde harika bir seçenek” cümlesini kurmayacağım :)
Çünkü çorba başlı başına bir öğün olacak kadar zengin ve doyurucu. Sonra sofradaki diğer mezeleri, zeytinyağlıları yemeye yeriniz kalmayabilir, uyarmadı demeyin :)

Malzemeler

  • 1,5 Su Bardağı Kırmızı Mercimek
  • 1 Demet Pazı
  • 1 Adet Limon'un Suyu (½ Su Bardağı)
  • 8 Diş Sarımsak
  • 2 Çay Bardağı Sıvı Yağ
  • 7 Su Bardağı (1,5 Lt.) Su
  • 1,5 Tatlı Kaşığı Toz Kırmızı Biber
  • 1 Çay Kaşığı Kuru Nane
  • Tuz

Yapılışı

  • Mercimeği akan suyun altında iyice yıkayıp süzün. Pazıları yıkayın ve saplarını minik minik yapraklarını iri iri doğrayın.
  • Düdüklü tencereye; mercimek, pazı, su, 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber ve tuz koyun. Buhar çıkınca, ateşi kısarak, 8-9 dk. pişirin.
  • 4 diş sarımsağı ezin ve limon suyu ile karıştırın.
  • Karışım pişince, kısık ateşe alın ve sarımsaklı limonu ekleyip, karıştırın.
  • Ayrı bir tavada sıvıyağı kızdırın ve diğer sarımsakları ezerek ekleyin. Sarımsaklar hafifçe pembeleşinceye kadar pişirin.
  • Sarımsaklı kızgın yağı çorbaya ekleyin ve karıştırın. 1-2 dk. pişirin.
  • Nane ve yarım tatlı kaşığı daha toz biber ekleyin ve ateşi kapatın.
  • Sıcak ve taze servis yapın.

NOTLAR;

  • Siz sormadan ben söyleyeyim; çorbayı robottan geçirmiyoruz :)
  • Çorbayı hemen servis etmeyecekseniz, birkaç saat sonra ya da ertesi gün kıvamı koyulaşacaktır. Damak zevkinize göre kaynar su ekleyerek kıvamını açabilirsiniz.
  • Sıvıyağ oranı gözünüze çok görünebilir ama eksiltmeyin, mercimek yağı çok sever.
  • Çorbayı; sıvı yağ yerine zeytinyağı ile yapabilirsiniz.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Hünerli Bayanlar Sofra Dergisinde

Sofra Dergisi - Ocak 2011 (Davet Sofrası)

SOFRA DERGİSİ için DAVET SOFRASI HAZIRLADIM…
Sihirli bir değnek aradığım günlerde; “sık yazı ekleyemiyorum, çünkü bir projeye hazırlanıyorum, pek yakında bombamı patlatacağım” tarzından havalı bir cümlem yok. Bir iki ufak sürpriz var sadece” demiştim ya.
İşte bunlardan biride Sofra Dergisi idi…
Sofra dergisinin düzenlediği kahvaltı davetinde ve Güral Porselenin yılbaşı davetinde Sofra yöneticileri ile tanışma ve sohbet etme şansım olmuş, bu sohbetlerde dergi için bir şeyler hazırlama konusunda konuşmuştuk.
Aralık ayında sevgili Selma Şen’den aldığım bir telefon ile bir anlamda bir hayalim daha gerçekleşti diyebilirim.
Selma Hanım; uzun yıllardır evimden eksik etmediğim, sayfalarını her zaman büyük bir hayranlık ile çevirdiğim Sofra dergisine konuk olmamı istiyordu.
Büyük bir memnuniyet ile “tabi ki” dedim.
Heyecanla da hazırlandım, sanki dergi için değil de, evime ilk kez gelecek çok özel misafirlerim için hazırlanıyor gibi…
Kendimi şu meşhur yemek yarışmasında gibi hissettim, kısa bir süre içinde hem yemekleri, hem soframı, hem de kendimi hazırlamam gerekiyordu. Bir kamera; o anlardaki telaşımı çekse oldukça ilginç bir program olabilirdi :)
Çekimler başladığında ise, bu telaşımın birazda yersiz olduğunu gördüm, çekimler o kadar uzun sürdü ki – yaklaşık sekiz saat- ben de o sırada pekala yemekleri hazırlayabilirmişim :)

Blogumdaki sofralarda sistem; “tüm yemeklerin hazır olup, misafirler içeride beklerken hızlıca birkaç kare alma” üzerine kurulu olduğu için, dergide de öyle olur sandım :)
Bu sayede eşimin kıymetini de çok iyi anladım, dergideki her kare için saatler harcandığını gözlerimle görünce, eşimin; “aman yemekler soğudu, hadi çabuk insanlar bekliyor” telaşı içinde gerçekten harikalar yarattığına karar verdim. Bugüne kadar ona böylesine yüklendiğim için ciddi vicdan azabı çektim diyebilirim :)

Oldukça yorucu geçen çekimlerin ardından, kaşığı ağzımıza götürecek enerjimiz bile kalmadığı halde :) yemeklerin tadına bakmayı ihmal etmedik.
Ekipten tüm yemekler için, övgü dolu sözler duymak bütün yorgunluğumu unutturdu.
Selma hanım ile bahar aylarında; “Teras’ta Beş Çayı” teması hazırlamak için sözleştik bile :)
Evet; şimdi sizleri birbirinden güzel tarifler ve dosyalar ile raflarda yerini alan “Sofra Ocak 2011” sayısını almaya davet ediyorum. Keyifli okumalar efendim.

Sofra Dergisi -Ocak 2011 (Davet Sofrası)

Menüyü Selma hanım ile birlikte ve ağırlıklı olarak blogumdan oluşturduk. Birkaç yeni tarif var, onları da en kısa zamanda sizlerle paylaşacağım.
Yılbaşı akşamı için sizlere bir sofra hazırlayamadım ama bu sofra sizlere yeni yıl sofrası için güzel fikirler verebilir diye düşünüyorum.

Soframızda;

Sofra Dergisi - Ocak 2011 (Davet Sofrası)

22 Aralık 2010 Çarşamba

Yayla Çorbası

Yayla Çorbası

BESLEYİCİ, LEZZETLİ, ŞİFALI...
Karnıyarık, İmam Bayıldı, Mantı vs. gibi bilinen, klasikleşmiş tüm yemeklerin arşivinde olmasını isteyen bir blog yazarı için; yayla çorbası gerçekten eksiklerden biriydi.
Diyebilirim ki, üzerimden koca bir yük daha kalktı :)
Yayla çorbası tüm çorbalar içinde en çok sevdiğimdir. Bugüne kadar bazı denemelerim oldu ama anneminkinin lezzetini yakalayamadım bir türlü.
Hazır çorbaların tadını sevmememe rağmen; yayla çorbasının hazırını da sıklıkla alırım, daha doğrusu alırdım diyelim, artık almayacağım :)
Çünkü hafta sonu annemle birlikte pişirdik.
Daha çok o pişirdi, ben dikkatle izleyip, her noktayı not aldım, blogdaki pek çok tarifte olduğu gibi.

Kitaplardaki tariflerin çoğunda; tamamı tavuk suyu ile yapılıyor, annemin tarifinde ise tavuk suyu ve su birlikte kullanılıyor. Bana göre bu şekli ideal, çok ağır ve yağlı değil ama tavuk suyunun lezzeti de hissediliyor.
Pirinç oranı da bana göre tam ama siz kendi damak tadınıza göre eksiltme, arttırma yapabilirsiniz.
Üzerine kırmızı biberli kızgın yağ gezdirmek de hoş olabilir ama ben sevmiyorum hatta daha fotojenik olacağını bildiğim halde :) süslemesi için bile kullanmadım. Bu kısımda yine size kalmış. Çorbayı pişirir pişirmez servis edecekseniz, kıvamı gayet uygun. Birkaç saat ya da bir gün önceden pişirecekseniz, kaynar su ya da tavuk suyu ile kıvamını biraz açmanız gerekebilir.
Yoğurt olarak; ne yazık ki markette satılan ve içindeki koruyucu maddeler nedeniyle, aylar geçse bile bozulmayan! bildiğimiz yoğurtlardan kullandım, yinede ekşiliği gayet kıvamında idi.
Evde yoğurt yapıyorsanız ya da ev yapımı yoğurt bulabilirseniz, hele de bu yoğurt biraz ekşimiş ise yaptığınız çorba tadından yenmez diye düşünüyorum :)
Bu çorbayı; tavuk suyu yerine et suyu kullanıp, içine haşlanan etleri ve nohut ekleyerek; Lebeniye ve hatta minik köfteler ekleyerek Antep Yuvarlaması haline getirebilirsiniz.
Benim işime gelen kısım yayla çorbası yapmak, diğerlerini hamarat hanımlara bırakıyorum :)

Malzemeler (8-10 kişilik)
  • 4 Su Bardağı (800 ml.) Tavuk Suyu
  • 3 Su Bardağı (600 ml.) Su
  • 1 Su Bardağı Yoğurt
  • 3 Yemek Kaşığı (tepeleme) Pirinç
  • 1 Yemek Kaşığı (tepeleme) Tereyağ
  • 2 Yemek Kaşığı (tepeleme) Un
  • 1 Tatlı Kaşığı (tepeleme) Kuru Nane
  • Tuz

Yapılışı

  • Bir tencereye su, tavuk suyu, tuz ve yıkayıp süzdüğünüz pirinçleri koyun. Kısık ateşte, pirinçler yumuşayıncaya kadar, yaklaşık 15 dk. kaynatın.
  • Küçük bir teflon tavaya tereyağını koyun ve orta ateşte yakmadan eritin. Unu ekleyin ve karıştırarak un pembeleşene kadar kavurup ateşi kapatın.
  • Pirinçli sudan 3-4 yemek kaşığı kadar alıp, tereyağlı unu bulamaç haline getirin.
  • Pirinçler yumuşayınca unlu karışımı ekleyin ve çırpma teli ile karıştırın.
  • Bir kasede yoğurdu çırpın ve yine çorbadan 3-4 kaşık alarak yoğurda ekleyin ve çırpın. (bu şekilde yoğurdun sıcaklığını arttırıp, çorbaya eklediğimizde kesilmemesini sağlıyoruz)
  • Yoğurdu da çorbaya ekleyip, çırpma teli ile karıştırın.
  • Kısık ateşte arada sırada karıştırarak 5 dk. pişirin.
  • Naneyi ekleyin. Bir kez karıştırıp, ateşi kapatın.
  • Mümkün olduğu kadar taze ve sıcak servis edin.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Ispanaklı Rulo Krep

Ispanaklı Krep Rulo

DAVET SOFRALARI İÇİN NEFİS BİR ARA SICAK…
Bu yemeğe isim bulmaya çalışırken ve tarifi bloga yazarken harcadığım zaman; yemeği yaptığım süreden kat kat daha fazla!
Beşamel soslu ıspanaklı krep, krep rulosunda ıspanak, vs vs. diye düşünüp dururken, yemek dergilerinde ve kitaplarda yemeklere verilen; buzlu rüya, serin esinti gibi isimleri bir kez daha takdir ettim :)
Neyse; önce isim konusunu hallettik. Sonrada yazı kısmını :)
Oldu mu oldu ama epey de yordu :)

Hafta sonu anneme dedim ki; “lütfen beni sars ve kendime getir, mutfağa girelim ve mümkünse saatlerce kalalım orada” :)
Garibim; “tamam” dedi. Ani gelen bir telefon ile araya bir bebek kurabiyeleri buketi sıkışsa da iki üç tarif denedik beraber. En önemlisi benim mutfak aşkım yeniden depreşti, bu hafta tek başıma da samimi olacağım kendisi ile :)

Ispanaklı krep; Güral Porselen’in Antre G House’da düzenlediği yılbaşı yemeğindeki lezzetlerden biri idi. Önce görüntüsü daha sonra tadı ile beni kalbimden vurdu.
Tadını o kadar beğendim ki bitmesin diye minik minik yedim :)
Yerken bir yandan içindekileri çözmeye çalıştım, mutlaka evde de denemek istediğim için.
Ispanak ve ceviz tamamdı da, ıspanağı sarıp sarmalayan, ısırdığınızda yumuşacık, ağızda eriyen bir karışım olmasını sağlayan ne idi?
Aklıma iki ihtimal geldi; krema ya da beşamel sos.
Kremadan bir süre düşündükten sonra vazgeçtim, hem çok yağlı olacağı, hem de sıvı olduğu için ıspanağı bu şekilde; “tutmayacağını” düşündüğüm için.
Hafta sonu beşamel sosu ile uyguladım ve ilk lokmayı bitirdiğimde ağzımdan çıkan ilk kelime; “Bingo!” oldu :) İlk denemede bire bir aynısını yakalamıştım.
Önce kendim sonra sizler adına çok mutlu oldum, çünkü yılbaşı sofrası için bundan daha güzel bir ara sıcak ikramı olamaz diye düşünüyorum.
Önümüzdeki birkaç hafta; “bıkana kadar yapılan yemekler” listemde bu kreplerin olacağına da kesin gözüyle bakıyorum :)

Malzemeler (6 Adet için)

Ispanaklı karışım;
  • 500 gr. (ayıklanmış, yıkanmış) Ispanak
  • 1 Adet (orta boy) Kuru Soğan
  • 2 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ
  • Tuz, Karabiber

Beşamel sos;

  • 1 Yemek Kaşığı (40 gr.) Tereyağ
  • 2 Yemek Kaşığı (tepeleme) Un
  • 1 Su Bardağı (200 ml.) Süt

Krep;

  • 1,5 Su Bardağı (300 ml.) Süt
  • 1 Su Bardağı (125 gr.) Un
  • 2 Adet Yumurta
  • ½ Çay Kaşığı Tuz

Domates sos;

  • 1 Su Bardağı (rendelenmiş) Domates
  • 1 Diş Sarımsak
  • 1 Yemek Kaşığı Zeytinyağ
  • 1 Çay Kaşığı Şeker
  • ½ Çay Kaşığı Tuz

12 Adet (yarım) Ceviz

Yapılışı

Krep;

  • Krep malzemelerini derin bir kasede çırpma teli yada mikser ile iyice çırpın.
  • Krep tavasını sıvıyağ ile çok hafif yağlayın. (ben silikon fırça ile yağlıyorum)
  • Tavayı orta ateşte kızdırın.
  • Krep harcından 1 kepçe kadar alıp, tavaya incecik olacak şekilde yayın.
  • Krep pişip, tavadan ayrılacak noktaya geldiğinde tersini çevirip, diğer yüzünü de pişirin.
  • Her krepten önce fırça ile tavayı hafifçe yağlayın. (yağlamasınız da tavadan ayrılıyor ama lezzetli olması açısından ben yağlamayı tercih ediyorum, seçim sizin)

Ispanaklı karışım;

  • Teflon tencereye; minik minik (yemeklik) doğradığınız soğanları ve sıvıyağı koyun.
  • Orta ateşte, arada karıştırarak 3-4 dk. kavurun.
  • Saplarını minik, yapraklarını irice doğradığınız ıspanakları ve damak tadınıza göre tuz, karabiber ekleyin.
  • Arada karıştırarak, 7-8 dk. sapları yumuşayıncaya kadar kavurun.

Beşamel sos;

  • Derin bir teflon tavaya tereyağını koyun ve yakmadan kızdırın.
  • Unu ekleyin ve hızlıca karıştırarak, karışım hafif pembeleşinceye kadar kavurun.
  • Sütü azar azar ekleyin, karışım toparlanınca bir iki kez iyice karıştırın ve ateşi kapatın.

Domates sos;

  • Sos malzemelerinin hepsini küçük bir tencereye koyun, kaynadıktan sonra, kısık ateşte 10-15 dk. kadar pişirin.

****

  • Beşamel sosu ve ıspanakları karıştırın, orta ateşte 1-2 dk. birbirlerine iyice karışıncaya kadar, karıştırarak kavurun.
  • Her krebin üzerine, üç yemek kaşığı kadar ıspanaklı harç koyun ve yayın.
  • Harcın üzerine; iri iri kırdığınız ve teflon tavada biraz kavurduğunuz cevizleri serpin.
  • Yanlardan bir cm. kadar içeri kıvırıp, rulo yapın.
  • Domates sosu ile birlikte servis edin.

NOTLAR ve ÖNERİLER;

  • Ispanaklı harcı; illa krep ile servis etmeniz şart değil. Et yada tavuğun yanında, garnitür olarak servis edebilirsiniz.
  • Krepleri de, ıspanaklı harcı da birkaç saat önce hazırlayıp, servis etmeden önce rulo yaparak mikrodalga fırında ya da çok kısık ateşte teflon tavada ısıtabilirsiniz.
  • Cevizleri ıspanaklı harca karıştırmak yerine üstüne serpmek; hem kavrulan cevizlerin yumuşamasını önlüyor hem de her rulonun içine eşit ve bol miktarda ceviz gelmesini sağlıyor.
  • Beşamel sosu hazırladığınızda; profiterol hamuru gibi sert bir hale geliyor, bu aşamada panik olup karışımı sütle inceltmeye kalkmayın. Ispanağın içine ekleyip, karıştırınca karışımın ideal kıvamda olduğunu göreceksiniz.
  • Domates sos; olmazsa olmazı değil ama mükemmel bir eşlikçi.
  • Tarifi; beşamel sos hazırlamak yerine krema ile de yapabilirsiniz, tahminimce biraz daha yumuşak olacaktır ama yine çok lezzetli olacağına eminim.
  • Ispanak yerine de pazıda kullanabilirsiniz.
  • Patlıcan Beğendili Tart, tarifindeki patlıcanlı harç yerine; ıspanaklı harcı kullanarak tart da yapabilirsiniz.

16 Aralık 2010 Perşembe

Neslihan'ın Muhteşem Yılbaşı Sofrası

Blogger Yılbaşı Partisi

YILBAŞI DEKORASYONU ve SÜPER FİKİRLER Mİ DEDİNİZ?
İŞTE BUDUR!!!Madem benim üzerimdeki tembellik had safhada...
Madem ben sizlere beklediğiniz, o güzel fikirler verecek yılbaşı sofrasını bir türlü kuramıyorum.
O zaman dışarıdan şöyle kuvvetli bir destek almam gerekir, öyle değil mi?
İşte bu destek Neslihan’cığımdan geldi, hem de tam zamanında, hem de ne destek!

Son üç yıldır devam eden, son bir yıldır ise düzenli aralıklar ile toplandığımız bir “altın kızlar” grubumuz var malumunuz. Her buluşmamızın da bir teması var.
Bebek partisi, yeni evin ya da yeni atölyen hayırlı olsun gibi…
Bende ki; tüm gün kaloriferin yandığı ! teras partisi gibi :)
Aralık ayı buluşmamıza Neslihan ev sahipliği yapmak istedi, yaptı da…
Ama ne ev sahipliği!!
Kapıdan içeri girdiğimiz andan itibaren, soluklarımızı kesen; fal taşı gibi açılan gözlerimizi ve ağzımızı gün boyu bir daha hiç kapanmayacak şekilde bırakan bir dekorasyon ile…
Evdeki ve sofradaki her detaya, açık büfedeki her detaya, süslemelere, isim kartlarına, çekiliş kurabiyelerine, tüm gün bitmek bilmeden süren sürprizlere, her şeye ama her şeye ayrı ayrı hayran olduk, dilimiz tutuldu.

Blogger Yılbaşı Partisi

Dilek’çiğim yazısında kurduğu cümlede ne kadarda doğru söylemiş; “Ben yazarken bir şeyleri atlamış, unutmuş olabilirim ama Neslihan en ufak bir detayı bile unutmamıştı”…
Gerçekten de öyle…

Blogger Yılbaşı Partisi

Her buluşmamızda olduğu gibi; öncesinde uzun uzun yiyecekleri planladık. Her zamanki gibi dengeli, uyumlu şahane bir menü oluştu ve Neslihan’cığımın hazırladığı muhteşem dekorasyon içinde bir bir yerlerini aldılar.

Kızların çoğu; o günü çektikleri harika fotoğraflar eşliğinde, bloglarında anlatmış. Ben açıkçası onların sözü üzerine söyleyecek çok fazla şey bulamadım. Bu günlerde bende var olan cümle kurma tıkanıklığı da cabası :(
Bu yüzden sizleri, aşağıda verdiğim linkler ile arkadaşlarımın bloglarına yönlendiriyorum.
Fotoğraflara bakarken ve yazıları okurken, o gün bizim yaşadığımız müthiş hayranlık duygusunu eminim sizlerde yaşayacaksınız…

Kim, ne yapmış ve ne yazmış? :)
Blogger Yılbaşı Partisi

Eminim bu yılbaşı sofrası ve süslemeler; sizlere kendi hazırlayacağınız yılbaşı sofrası için harika fikirler verecek.
Neslihan’cım, sevgili prenses; her şey için; emeğine, zevkine yani ellerine sağlık…
O gün; bize kendimizi çok özel ve çok değerli hissettirdin.
Her şey için sonsuz teşekkürler canım…

& Yazıda kullandığım; fotoğrafları çeken, kolajlayan ve Flickr albümünden alıp, hazıra konmama izin veren; Adaş Şekerim’e sonsuz teşekkürler...

15 Aralık 2010 Çarşamba

Yoğurtlu Mayonezli Patlıcan Salatası

Yoğurtlu Mayonezli Patlıcan Salatası

DİKKAT DİKKAT !
Bir adet sihirli değnek aranmaktadır.
Değnekte aranan özellikler; dokunduğu kişinin, bitmek tükenmek bilmeyen mutfak aşkını, hiç değilse bir kısmını geri getirmesi, üzerindeki sebepsiz ataleti kaldırması ve hatta yüzündeki sevimsiz ifadeyi yok ederek geriye gülümseyen bir ifade getirmesi…
Bu özelliklere sahip sihirli değneği olanların, acilen Müge’nin yanına gelmeleri rica olunur.
Şimdiden teşekkürler.
Efendim ?? Böyle bir şey yok mu dediniz.
Nasıl yani? Ne yapacağım ben şimdi? :)

Yukarıda söylediklerim inanın şaka değil. Son zamanlarda ben bile kendimi tanıyamıyorum, nasıl bir tembellik, nasıl bir uyuşukluk var üzerimde anlatamam.
Siz sormadan ben söyleyeyim, bunların sebebi hamilelik falan değil –keşke olsa- sadece tembellik işte :)
Eskiden gündüzleri ne kadar yoğun olursam olayım akşam mutfağa mutlaka girer yeni bir şeyler yapmaya çalışırdım. Hem akşam hem de ertesi gün ofiste midemiz bayram ederdi.
Eşime neredeyse her akşam fotoğraf için yalvarır, o da kendisini bir güzel naza çekerdi. :)
Şimdi soruyor; “e çekilecek bir şey yok mu” diye...
Ben de mutfaktaki meyve tabağını getirip koyuyorum önüne :)

Halbuki aklımda neler neler yapmak var. Yılbaşı sofrası için seçenekler mesela; Çerkez tavuğu, falafel, krep rulosunda kremalı ıspanak, iç pilavlı tavuk sarma, düğün çorbası ve kara orman pastası gibi...
Bu tarifler için araştırmalar bile yapıldı, kağıtları buzdolabına yapıştırıldı.
Geriye ne kaldı, sihirli değnek bekleyen Müge :)

Tamda yılbaşı üstü blogu böylesi öksüz bıraktığım için özür...
Israrla ziyaret etmeye devam ettiğiniz için de kocaman bir teşekkür...
“Bu kaçıncı söz” dediğinizi duyar gibiyim ama söz, en kısa zamanda hatta mümkünse bu hafta sonu, aklımdakilerin büyük kısmını deneyeceğim ve arka arkaya paylaşacağım sizler ile...

Yoğurtlu Patlıcan Salatası; ufak tefek farklar ile arşivde olan bir tarif. Ama arşivdeki halinden çok bu halini yapıyorum. Bu nedenle sizinle paylaşmak istedim.
Mevsim itibariyle artık patlıcan almıyorum ama buzluğumda önümüzdeki sezona yetecek kadar közlenmiş patlıcan mevcut. :)
Bu salata da bir kez yaptıktan sonra damak tadınıza göre değişiklikler yapacağınız bir tarif. Biraz mayonezi arttırmak ya da eksiltmek gibi. Ben artık çoğu zaman göz kararı yapıyorum.
Közlenmiş kırmızı biber olmazsa olmazı değil ama buzluğunuzda var ise mutlaka ekleyin derim.
Gözlemlerime dayanarak söylüyorum; yapımı ne kadar kolay olsa da, patlıcan salatası ve yoğurtlu havuç salatası en zengin, en bol çeşitli sofralarda bile sofranın yıldızı olmayı başarıyor :)
Bu nedenle yeni yıl sofraları içinde bu salatayı seçenekler arasına alın derim. Hatta portakal ya da limondan kaseler hazırlayıp içlerine yerleştirerek, çok hoş sunumlarda yapabilirsiniz.

Malzemeler
  • 4 Adet (ince-uzun) Patlıcan
  • 1 Adet (iri) Kırmızı Biber
  • 3 Yemek Kaşığı (tepeleme) Yoğurt
  • 1 Yemek Kaşığı (tepeleme) Mayonez
  • 2-3 Diş Sarımsak
  • 1 Yemek Kaşığı Zeytinyağ
  • Tuz

Yapılışı

  • Patlıcanları ve biberi közleyin. Kabuklarını soyup, iri iri doğrayın.
  • Ayrı bir kapta; yoğurt, mayonez, yağ, tuz ve ezilmiş sarımsağı çırpma teli ile iyice çırpın.
  • Yoğurtlu karışıma, patlıcan ve biberleri ekleyin, karıştırın.
  • Yarım saat kadar dinlendirip, servis edin.

PRATİK BİLGİLER;

  • Patlıcanı közledikten sonra, tek tek soymakla uğraşmak yerine; üzerine bıçakla bir çizik yapın ve açın. Bir kaşık yardımı ile boşaltın.
  • Patlıcanların kararması için; kabuklarını soyduğunuz anda, hızlıca üzerine limon sürün.
  • Közlenmiş patlıcanı ve biberleri; buzdolabı poşetine koyup, aylarca derin dondurucuda saklayabilirsiniz.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Ortaya Karışık :)

Evimizin Son Güzelliği...

TEMBEL BLOGCUNUZ SES VERİYOR :)
Öncelikle gönülden bir teşekkür…
Trendus sitesinin düzenlediği blog yarışmasında sizlerin büyük desteği ile ilk elemeyi geçerek ikinci tura yükseldim. Halen oylama devam ediyor ve ben yine sayenizde 15 Aralık’ta açıklanacak olan, ilk on blog arasında yer alacak gibi görünüyorum… :)
Aslında yarışma bahane biliyor musunuz; katılma amacım; sizlerin varlığını, ziyaretçi istatistikleri, izleyiciler ve facebook, twitter gibi sosyal ağların yanı sıra, bir başka platformda daha hissedebilmekti…
Arada sırada sizlere şımarır; sevgi kelebeği şeklinde yazılar yazarım ya :)
İşte bu yarışmaya katılma amacımda bu idi.
Sağ olun, her zamanki gibi desteğinizi gösterdiniz, yalnız bırakmadınız beni…
Orada gördüğüm her oy, yalnızca bir sayı değil benim için, destek veren bir arkadaş, omuz veren bir dost…
Bunları zaten siz biliyorsunuz ama ben bir kez daha belirtmek istedim…

Yazıların arası git gide açılıyor biliyorum :(
Bu durumdan inanın memnun değilim ama şu an için çok da fazla yapabileceğim bir şey yok.
Ve ne yazık ki; “sık yazı ekleyemiyorum, çünkü bir projeye hazırlanıyorum, pek yakında bombamı patlatacağım” tarzından havalı bir cümlemde yok. :)
Bir iki ufak sürpriz var ama henüz netleşmedi, olur olmaz ilk haber vereceğim sizlersiniz ve siz bunu da zaten biliyorsunuz :)

Bu aralar; yılsonu nedeniyle yoğunlaşan işlerimiz, neredeyse tüm zamanımı alıyor, akşamları yemek dergilerini ve kitaplarını karıştırıp, denenmek üzere pek çok tarif işaretleyip, sonra mutfağa giremeden koltukta sızıyorum :)
Hafta sonları; bolca geziyorum, misafir ağırlamak yerine, güzel sofralara ben misafir oluyorum.
Çok yoğun olmasa da, süslü kurabiyeler hazırlıyorum.
Anlayacağınız tembellik ile çalışkanlık arasındaki ince çizgide gidip geliyorum :)

Bu arada kısa bir özet geçip, sizlerle son çalışmalarımı paylaşmak istedim.
İyi seyirler efendim :)

Feyza 1 Yaşında...

Feyzoş hanım için kocaman bir şeklinde bir pasta yaptım ve cupcake şeklinde süslü bir yaş kurabiyeleri :)
11 Kasım’da 1 yaşını bitirdi hanımefendi... Daha dün; Baby Shower hazırlıklarını yapıyordum sanki…
Ne ara on üç ay geçti ve ben bir yaş pastası ve kurabiyeleri hazırlıyorum anlamadım.
Zaman gerçekten ışık hızı ile ilerliyor.

Nişan Kurabiyeleri (Gizem-Ercan) Ekim 2010

Nişan Kurabiyeleri (Gizem-Ercan) Ekim 2010

Nişan Kurabiyeleri (Gizem-Ercan) Ekim 2010

Blogumda yeni çalışmaları yayınlamasam da, arşivdekileri inceleyip, bana sipariş veren ve “modeli size bırakıyorum, nasıl isterseniz öyle yapın” diyenleri ise ayrı bir seviyorum :)
Ekim ayında nişanlanan sevgili Gizem için dört farklı modelde kurabiye hazırladım.
Özel tasarlanan etiketleri ve poşetli, kurdeleli son halleri ile kurabiyeler gerçekten çok hoş görünüyorlardı. Ayrılırken epey zorlandım kendilerinden :)

Uğur Böcekli Nişan Kurabiyeleri

Uğur böceklerini çok seven çiftimiz; Hande ve Mutluhan ya da kendi deyimleri ile MutluHande için hazırladığım; uğur böcekli nişan kurabiyeleri.
Uğur böceklerinin fikir annesinin; (happy cookie day) blogunun sahibi, her çalışmasına ayrı bayıldığım, sevgili Didem Hanım olduğunu da belirteyim…

Ekim ve Kasım aylarında, bütün bir yıl göz önüne alındığında, çok yoğun bir şekilde süslü kurabiye hazırladım. Bunların çoğu yorgunluk nedeniyle fotoğraflanamadan teslim edildi. :(
Örneğin; 03 Ekim’de Baby Shower Partisi'ni hazırladığım ve 29 Ekim’de dünyaya gelen Alaz için; bir gecede tam yetmiş beş adet! bebek kurabiyesi hazırlamam gibi… Ne yazık ki fotoğrafları yok.

Nişan Kurabiyeleri

Nişan kurabiyelerinde bu model klasiğim haline geldi artık :)
Yinede her seferinde bir öncekinden farklı bir şeyler yapmaya çalışıyorum, mesela bu modeldeki minicik güller gibi…

Ben Kurabiye Süslerken :)

Ofisin mutfağını mini bir atölyeye çevirdiğim günlerden birinde çekilen bir kare bu…
Eşimin; “pişt bak bi” diyerek çektiği… :)

Henüz vakit var ama hepimizi hafiften bir yeni yıl heyecanı sarmaya başladı…
Caddeler, vitrinler havaya girmiş bile :)
Bende geçen yıl olduğu gibi, yılbaşı sofrası için öneriler hazırlamayı planlıyorum, farklı mezeler, tatlılar vs.
Araştırmasına araştırıyorum ama yapmak, süslemek, fotoğraflamak için, hangi ara silkelenip kendime gelirim, işte onu tam bilmiyorum.
Bu aralar beni birazcık idare edin olur mu? :)

Hepinize kocaman sevgiler.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Yedigöller Gezisi / Kasım 2010

Yedigöller Gezisi - blog36

PASTORAL SENFONİ…
Biliyorsunuz Kurban Bayramı bu yıl denk geldiği günler itibariyle herkes için aynı zamanda uzun bir tatile vesile oldu :)
Benim için; bu bayram biraz buruk geçti, çünkü hemen hemen tüm akrabalar şehir dışında idi.
Bayram ziyaretlerimiz sadece iki gün sürdü :(
Bir günde anne babaları bize davet ettik, oldu üç gün, bitti gitti :)
Buna rağmen planımızı değiştirmedik, tatilimizi uzatmadık, sadece iki günlüğüne Yedigöller’e gittik.

Bilenler bilir, bende romantizm sıfırın altındadır, hiç anlamam :) Hele çoğu kişiye romantik gelen, kırmızı güller, mumlar vs. bırakın romantik hissettirmeyi, kahkaha ile güldürür beni.
Çok az şey beni büyüler, dilim tutulur, midemde kelebekler uçuşturur…
Onları da bilmesi gereken kişiye düzenli aralıklarla -başa kakma yöntemi ile- hatırlatırım. :)

Yedigöller; benim, içimdeki romantizm hissini tam anlamı ile tavan yaptıran bir yer oldu. Her dakikasında ayrı büyülendiğim, nefesimin kesildiği adeta dilimin tutulduğu bir doğa harikası…
Yedigöller; yeryüzünde yer alan cennetlerden biri, Allah’ın bize bir lütfu adeta…

Yedigöller Gezisi - blog30

Eşimin ve Selahattin Abi’nin tecrübeleri ve titiz çalışması sonucu Yedigöller’e bir yıl içinde gidilebilecek en doğru zamanda gittik diyebilirim.
Yapraklar henüz dökülmeye başlamıştı.
Etraf; kahverengi, turuncu ve yeşil renklerinin tüm tonları ile boyanmıştı.
Rüzgar estiğinde yaprakların kar gibi üzerimize yağması olağanüstü idi.

Henüz hiç araba geçmediğinden, yapraklar ile kaplanmış yolda ilerlerken, araba yaklaşınca yaprakların içinden uçan, limon büyüklüğündeki kuşlar düşünün mesela…
Her şey; gerçekten bir masal gibiydi!

Yedigöller Gezisi - blog33

Yedigöller’e gidiş epey bir zahmetli. Özellikle anayol bitip, 25 km.lik orman yoluna girdiğinizde, çile başlıyor diyebilirim.
Hele de benim gibi yolda midesi tutan biri iseniz :(
25 km.lik yolu neredeyse yürüme hızı ile tamamlıyorsunuz. Yolun genişletilmeyip, düzenlenmeyişinin nedeni; çok fazla insan gelsin istememeleriymiş. Ne diyebilirim, saygı duyuyoruz :)!!

Yol ile ilgili; işte “şuradan giderseniz şu kadar km.” ya da “yol üstünde şunlar bunlar var” gibi, çok fazla teknik bilgi vermeyeceğim, internette bu konu ile ilgili çok detaylı bilgiler veren, güzel gezi siteleri mevcut.

Sadece size bir kaç öneride bulunabilirim;
Gidiş yolu olarak genellikle; Yeniçağa, Mengen üzerinden gidilmesi öneriliyor. Bu yol belki etrafın güzelliklerini izlemek anlamında çok keyifli ama yolu neredeyse üç kat uzatmış oluyorsunuz.
Yani diğer yöntem olan; Bolu batı çıkışından çıkıp, biraz Ankara yönüne devam ettikten sonra henüz Bolu'yu terk etmeden kuzeye doğru ayrılan yoldan gitmek çok daha mantıklı. Yol daha az virajlı ve daha kısa sürüyor.
Nispeten daha konforlu bir yolculuk mu yoksa rüya gibi bir yolda yolculuk mu, kararı size bırakıyorum.
Araç olarak; mutlaka araziye uygun, yüksek bir araç ile gitmenizi öneririm. Hem sizin mide sağlığınız hem de aracınızın sağlığı açısından :)

Yedigöller Gezisi - blog1

Etrafınızdaki muhteşem güzelliklere rağmen, zorluğu nedeniyle; bir an önce yol bitsin istiyorsunuz.
Hele de yol bitip, karşınızda büyüleyici güzelliği ile Büyük Göl’ü görünce, “keşke buralara uçarak gelebilme şansım olsaydı” demeniz işten bile değil :)

Işık değiştikçe, göldeki yansımalarında dakika dakika değiştiği, yaprakların gölü tamamen kaplayarak kara ile bir olduğu, rüya gibi bir yer burası…

Yedigöller Gezisi - blog6

Yolunun zorluğundan mı bilemiyorum ama Yedigöller -neyse ki- çok kalabalık değil.
Herkesin elinde mutlaka bir fotoğraf makinesi var, burası; fotoğrafa gönül verenlerin buluşma noktası gibi…
Kalabalık olsa bile; deyim yerinde ise; “gürültü” yok. Herkes birbirine ve doğaya saygılı…
Sessizliğin en önemli faktörü; Yedigöller’de telefonların çekmemesi…
Artık, sinemada bile insanların telefonlarını kapatmadığı şu günlerde, etrafta hiç telefon zili sesi duymamak öyle huzur veriyor ki…

Yedigöller Gezisi - blog11

“Niyetimiz 14 Kasım Cumartesi günü Yedigöller bölgesini yaşamak, fotoğraflamak, akşam Bolu'da otelimizde kalıp, ertesi gün Mudurnu, Göynük Taraklı üzerinden dönmekti. Yol uzayınca Yedigöller'e varışımız saat 14:00'ü buldu. Günlerin kısalmış olması ve bölgenin bir vadi içinde yer alması nedeniyle hemen karanlık çöktüğünden bu tabiat harikasını yeterince yaşayamadığımızı hissedince, hemen B planı'na geçip ertesi gün de buraya tekrar gelmeye karar verdik.”

Bu paragraf; Selahattin Abi’nin blogundan bir alıntı…
Ayak İzleri grubu ile gerçekleştirdikleri gezileri, Picassa albümlerinde toplayıp, fotoğrafları minik notlar ile süslüyordu ne zamandır.
Kendisine; “seni okumak çok keyifli ama tadı damağımızda kalıyor, lütfen bir blog aç, yazılarını doya doya okuyalım” diye baskı yapıyorduk uzun zamandır.
Baskı sonuç verdi :)
Artık keyifli bir gezi ve fotoğraf blogu daha var; “Selahattin Tuncay”… Haberiniz olsun…

Yedigöller Gezisi - blog27

Selahattin Abi’nin de dediği gibi; bu doğa harikasını görünce, Mudurnu gezimizi iptal ettik ve ertesi gün tekrar Yedigöller’e geldik.
Böylelikle doya doya Yedigöller’i yaşamış olduk. Günübirlik Yedigöller gezisi gerçekten çok yorucu olur ve deyim yerinde ise ömrünüz yollarda geçer o nedenle bizim yaptığımız gibi Bolu konaklamalı bir gezi planlamanızı öneririm.
Yedigöller içinde Orman Bakanlığı’na ait bungalovlarda var ama aldığımız duyumlara göre en az bir yıl önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyormuş ve fiyatları gerçekten abartılıymış. Bilginiz olsun…

Yedigöller Gezisi - blog48

Beyler fotoğraf çekme bahanesi ile ortadan kaybolunca, Serpil Abla ile hazırladık piknik soframızı. Sağ olsun, o da nefis şeyler hazırlamıştı, çok zengin bir soframız vardı ilk gün…
“Bu ortamda insan peynir ekmek yese, dünyanın en lezzetli şeyi gibi gelir” dediğinizi duyar gibiyim…
Gerçektende öyle.
Sanki bir yağlıboya tablonun içinde oturuyor gibisiniz burada, fon müziğiniz ise kuş cıvıltıları…

Beyler karınlarını doyurur doyurmaz, ok gibi kalktılar sofradan. Meğer akılları geldiğimiz yoldaki güzelliklerde kalmış. “Gün batmadan tekrar gidelim” dediler.
Açıkçası göreceğimiz şeyler ne kadar güzel olursa olsun, bize göl kenarında sakince oturup, çay içerek sohbet etmek daha cazip geldi.

Yedigöller Gezisi / Kasım 2010 (2) from hunerlibayanlar on Vimeo.

Aşağıda; yalnızca fotoğraf çekmeyip, videoya da kaydetmişler, böylelikle bende sizlerle canlı canlı paylaşabileceğim bu güzellikleri…
Özellikle Selahattin Abi’nin manzara karşısında kendinden geçip, arabanın kapısı açık olduğu halde; “devam, devam” demesi bizi çok güldürdü… Eminim sizinde hoşunuza gidecek…

Yedigöller Gezisi - blog47

Akşam Bolu’da Yurdaer Mutfak Sanatları Merkezi’inde konakladık. Daha önce defalarca yemek yemek için uğradığımız bu mekanı konaklama içinde gönül rahatlığı ile öneririm sizlere.
Odalar tertemiz, hizmet güzel, fiyatlar uygun.

Yemekler ise birbirinden güzel, özellikle spesiyalleri olan vişneli yaprak sarma ağzınızda krema gibi eriyor… Keşli erişte, tereyağlı patates ise şahane…

Yedigöller Gezisi - blog49

Selahattin Abi’nin değişmez yemeği; Kaz eti… İncecik lavaş ekmeğine önce pekmez sürüp, ardından pilav ve kaz eti ile dürüm yapıyorsunuz ve mutlaka elle yiyorsunuz… :)

Yedigöller Gezisi - blog45

Ve benim değişmez yemeğim; Yurdaer usulü Hünkar Beğendi… Et sotesinde aynı zamanda mantar ve sivri biber de var ve krep ile birlikte servis ediliyor. En kısa zamanda evde de denemek istiyorum bu yemeği…

Yedigöller Gezisi - blog42

Yedigöller Gezisi - blog34

Ertesi gün Yurdaer’de kahvaltımızı yapıp, tekrar Yedigöller’e doğru yola çıktık. Bu kez tecrübeli olduğumuz için Yeniçağa yolunu kullanmadık ve nispeten daha rahat bir yolculuk yaptık.

Yedigöller Gezisi - blog46

Güneşinde etkisiyle iyice güzelleşen göllerin çevresinde uzun uzun yürüyüşler, öğleden sonra sucuk-ekmek, akşamüstü çay keyifleri yaptık…

Yedigöller Gezisi - blog41

Uzun ve zor! bir inişin ardından ulaşılan; Dilek Çeşmesi…
Zaten Yedigöller ve Yedigöller içinde ulaşmak istediğiniz her şey biraz zahmetli.
Ama sonuç her zaman bu zahmete fazlasıyla değiyor…



Fotoğrafların tamamını, büyük halleri ile görmek isterseniz; Flickr’da oluşturduğum albümü gezebilir ya da aşağıdaki slide show ile izleyebilirsiniz…


23 Kasım 2010 Salı

Balık Sofrası 2010

Balık Sofrası 2010

KURBAN BAYRAMINDA BALIK SOFRASI :)
Öncelikle tüm okuyucularımın geçmiş Kurban Bayramı’nı bir kez daha kutlamak isterim. Umarım herkes; sevdikleri ile beraber olduğu, bolca dinlendiği, huzur bulduğu, bayram gibi bir bayram geçirmiştir.
Beni soracak olursanız –mektup gibi oldu- :) çok iyiyim. Belki de bu yaşıma kadar geçirdiğim en sakin, en bol dinlenmeli bayram tatilini geçirdim. İyi de oldu aslında, dün sabah işe gelirken neredeyse koşa koşa geldim o kadar özlemişim :)
Bayram öncesi iki gün Yedigöller-Bolu gezisi yaptık, fotoğrafları düzenler düzenlemez paylaşacağım sizinle.
Bayramda ise; ilk ve üçüncü gün akraba ziyaretleri yaptık, ikinci gün; ailelerimizi, bize bayram yemeğine davet ettik.
Soframızda;
Yayla Çorbası, Kremalı Mantarlı Bonfile, Domatesli Erişte, Pazılı Mantarlı Börek, Fırında Biberiyeli Patates, Bruschetta, Mevsim Salata ve Ayva Kompostosu vardı.
O gün; yardım için bile olsa, anneleri mutfağa sokmayıp, prensesler gibi ağırlamak istediğimiz için; eşimle yaptık her şeyi…
Doğal olarak, telaştan sofranın fotoğrafını çekmeye fırsatımız olmadı :)
Yinede sizlere fikir olması açısından menüyü paylaşmak istedim :)
Diğer günler; uzun uzun dinlenme, kitap, film keyifleri yaptık. Bu arada ben bir sürü yeni deneme yapar, bayram sonrası yeni sezon için :) tarif biriktiririm diyordum ama nerde…
Çok tembeldim çok :)

Balık Sofrası 2010

Gelelim balık sofrasına… Bu kadar dinlenme bizim bünyeyi bozar dedik ve arkadaşları balık yemeye davet ettik.
Geçen seferki sofra idealdi, sadece salata çeşitleri istiyoruz Müge” dediler, bende söz dinledim. Sadece evde olmanın verdiği dinlenme avantajı ile yaprak sarma ve börek kondurdum ekstradan, iyi de oldu aslında, balık ile arası olmayanlar da diğer çeşitler ile doymuş oldu.

Bu arada benden size bir öneri;
Balıkları; bizim için balıkçımız -ızgarada- pişirdi bu kez ve o kadar rahat oldu ki anlatamam.
Normalde eşim mangal başında olduğu için sofraya bizimle birlikte oturamaz ve pişenleri masaya servis ederdi, hem üşürdü hem de balıkların pişmesini beklerken açlığımız küserdi :)
“Mangalı ben yakıyorum” havası ile sürekli benden maşa, tabak, torba vs.. istemesi de cabası :)
Evet, misafir davet edip, dışarıdan yemek sipariş etmek belki ayıp ama bu bence; yaprak sarma, meze vs. gibi şeyler için geçerli. Sonuçta balığı ben imal etmiyorum öyle değil mi? :)
Sözün kısası eğer sürekli alışveriş yaptığınız balıkçının böyle bir hizmeti var ise mutlaka değerlendirin derim.
Bu işin tek dez avantajı, balıkları ve kalamarı soğutmak istemediğimiz için, elimde tek bir kare fotoğraf olması :)
Ayı kırpıp kırpıp yıldız yaparlar ya masallarda, işte bende öyle bir fotoğrafı kırpa kırpa çoğalttım :)

Balık Sofrası 2010

Soframızda neler vardı?

  • Balık
  • Kalamar
  • Fırında Tereyağlı Kaşarlı Mantar
  • Zeytinyağlı Yaprak Sarma
  • Pazılı Gül Böreği
  • Mayonezli Yoğurtlu Patlıcan Salatası
  • Kırmızı Lahana Salatası
  • Roka (Nar ekşisi ile) Kırmızı Soğan ve Turp
  • Mevsim Salata (Kıvırcık, Havuç, Taze Soğan, Taze Nane, Maydanoz, Salatalık ve Mısır)
  • Patatesli Ayçekirdekli Ekmek (Ekmek makinesinde yaptım)

Balık Sofrası 2010

Pazılı gül böreği için; Pazılı Mantarlı Börek tarifindeki harcı, mantarsız olarak hazırladım.
Yufkaları sararken içine ve böreklerin üzerine sadece yağlı su sürdüm. Sarım şeklini herkes biliyordur diye eklemedim bugüne kadar ama istek olursa yazabilirim :)

Balık Sofrası 2010

Yoğurtlu Patlıcan Salatası’nı arşivdekinden farklı yapıyorum artık mutlaka mayonezde ekliyorum, bu şekli ile de ekleyeceğim en kısa zamanda.
Yaprak sarmayı ise Nutricook ile yapıyorum ve eğer Nutricook kullanıyorsanız mutlaka deneyin derim.
Hem etli, hem etsiz, hem zeytinyağlı sarmayı ve biber dolmasını lokum gibi pişiriyor.
Üstelik pirinçleri piştimi diye sürekli kontrol etme, üzerine tabak koyalım, patlamasın ya da suyu taştı derdi yok.
“Prg. 2 de- 15 dk”. pişiriyorsunuz ve sarmalar hazır.
Aklınızda olsun :)

Şöyle bir okudum da şimdi, tek kare fotoğraf dedim ama bol linkli, bol önerili bir yazı olmuş bu balık sofrası.
Ne diyeyim; aferin bana :)

Balık Sofrası 2010

Sofrada kullanılan; yemek takımı; Karaca....
Kadehler ve tüm servis tabakları; Paşabahçe....
Çatal-kaşık takımı; Jumbo (2000 modeli)....
Kedili çatal bıçak aparatı; Bernardo....
Vazo; Mudo Concept...
Keten masa örtüsü; Çarşaf-iş...
Kumaş Peçeteler; Hediye, Kağıt Peçeteler; Ikea...
Peçete halkaları ve papatyalı tül masa örtüsü; Lsi Agency (0212-231 61 23)

12 Kasım 2010 Cuma

Elmalı Parfe

Elmalı Parfe

HAFİF BİR BAYRAM TATLISI…
Elmalı Parfe’den bayram tatlısı olur mu hiç? demeyin... Olur niye olmasın :)
Tamam, kabul ediyorum, bayram tatlısı deyince herkesin aklına; Şekerpare, Baklava, Revani gibi baba! tatlılar gelir, benimde öyle...
Hatta tatlı dediğin ağır olur, şöyle yerken insanın ağzına bulaşır, içini bir hoş eder, üstüne serin bir şeyler içme hissi uyandırır. :)
Ama devir değişti artık, tatlılarımız da hafifleşmeli. :)
Ben bu bayram; büyüklere gittiğimizde, yine bayıla bayıla ikram edilen klasik tatlıları yiyeceğim ama olurda bize el öpmeye gelen olursa :) Elmalı Parfe ikram edeceğim.
Hem havalarda hala çok güzel ve git gide daha da yaza geliyor bayramlar. Bu gidişle soğuk tatlılar, dondurmalar ikram etmek hiçte tuhaf olmayacak artık :)

Elmalı Parfe; bir paket arkası tarifi, sanırım Dr.Oetker’in krem şanti paketinin arkasında görmüştüm.
Görür görmez çok beğenmiş olmalıyım ki, o günlerde pişmiş elma ile aramız hala limoni iken :) defterime kaydetmişim.
Yerken hem elmanın tadını, hem cevizin tadını hem de limon aromasını yoğun bir şekilde hissediyorsunuz ve hepside birbirine çok yakışıyor.
İçinde çiğ yumurta olmaması da güzel, bu nedenle gönül rahatlığıyla, uzun süre saklanıyor :)
Bu tatlı; aynı zamanda, elma ve ceviz varsa tarçında olmalı klişesini yıkıyor bir anlamda.
Tarçının baygın aroması yerine limonun insanı dirilten aroması ekleniyor ve bence çok da hoş oluyor.

Bir kez orijinal tarif ile deneyin, sonraki denemelerde, eminim kendi eklemelerinizde olacak içine. Belki kuru meyve karışımı, kırılmış çikolata, belki bisküvileri kırarak içine ekleme gibi…
Üzerini ben çikolata eriterek süsledim, donuk parfenin üzerinde çikolata hemen donduğu için geri dönüş şansınız yok, o yüzden ne şekilde süsleyeceğinize karar verip öyle uygulamaya geçin :)
İsterseniz, çikolata sosu ile ya da beyaz çikolata sosu ile süsleyebilirsiniz.
Ya da sadece kakao serperek… Hepside çok yakışacaktır.
Orijinal tarifte pötibör bisküvi kullanılıyordu, ben biraz pastamsı bir havası olmasını istediğim için; kedi dili kullandım, bu kısım sizin damak zevkinize kalmış.

Malzemeler

  • 3 Su Bardağı (rendelenmiş) Elma
  • 1 Çay Bardağı (75 gr.) Şeker
  • 3 Yemek Kaşığı (taze) Limon Suyu
  • 1 Yemek Kaşığı (tepeleme) Mısır Unu
  • 3 Yemek Kaşığı Su
  • 1 Çay Bardağı (iri kırılmış) Ceviz
  • 1 Adet Limon’un (ince rendelenmiş) Kabuğu
  • 1 Paket Sade Krem Şanti
  • 1 Su Bardağı (200 ml.) Süt
  • 8-10 Adet Kedi Dili Bisküvi

Yapılışı

  • Elmaların kabuklarını soyup, rendeleyin. Kararmasına izin vermeden, şeker, limon suyu, mısır unu ve su ile birlikte, orta ateşte elmalar yumuşayıncaya kadar, karıştırarak pişirin.
  • Karışımı bir kaseye koyun ve iyice soğuyuncaya kadar bekleyin.
  • 1 Su bardağı soğuk süt ile krem şantiyi hazırlayın.
  • Krem şantinin içine, ceviz, limon kabuğu rendesi ve elmalı harcı koyun, iyice karıştırın.
  • Kedi dili bisküvilerini süte batırarak ıslatın ve kalıbın tabanına bir sıra dizin.
  • Üzerine şantili karışımın yarısını yayın.
  • Bir sıra daha, yine süte batırarak ıslattığınız kedi dillerini dizin.
  • Üzerine kalan şantili karışımı yayın.
  • Üzerini örterek, 1 saat kadar buzdolabında bekletin, daha sonra derin dondurucuya kaldırın.
  • En az bir gece dondurucuda beklettikten sonra, istediğiniz zaman servis yapın.

Elmalı Parfe

NOTLAR;

  • Parfeyi baton silikon kek kalıbına hazırladım. Silikon kalıpta tatlı yapışmadığı için altına bir şey sermedim. Eğer borcamda ya da farklı bir kalıpta yapacaksanız altına mutlaka buzdolabı poşeti ya da strech film serin.
  • Kap olarak; baton kek kalıbı ya da 16-18 cm. çapında bir kap uygundur. Kabın ölçüsü çok problem değil, sadece dilimlerin ince ya da kalın olmasını belirler hepsi bu :)
  • Tatlıyı ters çevirerek servis edeceğiniz için; eğer en üstte bisküvi tabanı görmek istemiyorsanız, tabana ince bir kat şantili karışım serin, üzerine bisküvileri dizin. Böylelikle üzerini herhangi bir süsle iyice kapatmanıza gerek kalmaz.
  • Tatlıyı direk derin dondurucuya koymak yerine, bisküvilerin iyice yumuşaması için, bir saat kadar buzdolabında bekletin, sonra derin dondurucuya kaldırın.
  • Servis etmeden önce oda sıcaklığında 3-4 dk. kadar bekletirseniz, dilimlemeniz daha kolay olur.
  • Tatlıyı strechfilm ile sarar ya da buzdolabı poşetine koyarsanız, tıpkı dondurma gibi birkaç hafta rahatlıkla derin dondurucuda saklayabilirsiniz.

Elmalı Parfe

İYİ BAYRAMLAR...
Tüm okuyucularımın, dostlarımın, sevdiklerimin; Kurban Bayramını en içten dileklerimle kutluyor, huzurlu, sağlıklı, mutlu, bereketli, kısacası “bayram gibi bir bayram” yaşamayı diliyorum.
Bu bayram herkesin gönlündeki dilek gerçek olsun, hepimiz küçükken verilen bayram harçlığında ne kadar mutlu oluyorsak o kadar mutlu olalım istiyorum :)
Büyüklerimin ellerinden saygı ile küçüklerimin gözlerinden sevgi ile öperim…

11 Kasım 2010 Perşembe

Elma

Elma Dosyası

GÜNDE BİR ELMA YE, DOKTORU UNUT :)
Beni ve eşimi birazcık tanıyan herkes, Hünerlopedi’de patates dosyasının olmasının ne kadar doğal olduğunu bilir. :)
Aynı şekilde, belki de yer alacak, son konunun elma olacağını da…
Elma ile daha doğrusu pişmiş elma ile çok aram yoktur. Çoğu insanın kokusu ile büyülendiği; elma, ceviz ve tarçın üçlüsü beni hiç cezbetmez.
Çiğ elma severim, hatta birkaç yıl öncesine kadar bir oturuşta iki üç elma rahatlıkla yeme kapasitem vardı :) Ama nedense son yıllarda neredeyse hiç yemez oldum.
Sanırım bir şeyi ne kadar çok severseniz sevin, üst üste ve çok fazla yiyince ufak bir soğuma yaşıyorsunuz, bende de öyle oldu.
Annem bir ara elmalı kurabiyeye deyim yerinde ise; sardırmıştı, o kadar çok yaptı ki evde pişmiş elma kokusundan fenalık gelmişti. Çok sevdiğim çiğ elmadan bile böyle uzaklaşmıştım.
Ama bir şeyi çok yiyince soğuduğum gibi, geri dönmesini de bilirim. :)
Bir dönem yıllarca balık yemedim mesela, şimdi apartmanda balık kokusu duysam, utanmasam gidip komşunun kapısını çalıp, sofralarına oturuvereceğim :)
Elma ile de yavaş yavaş barışıyoruz tekrar.
Altın günümüzde :) kızlara yaptığım; Elmalı Üzümlü Çörek’in bu konuda etkisi büyük.
Elma dosyası için çeşitli tarifler hazırlarken de arayı epeyce ısıttık :)

Elma için; “cennetten çıkma” deniyor hep, tarihçesi için araştırma yapmadığım kaynak kalmadı ama doğru dürüst bir şey bulamadım, hep mitolojik; Adem ve Havva’ya dayanan öyküler…
Efendim, 1500 bilmem kaç yılında şurada keşfedildi, şu kral tarafından bu ülkeye getirildi, gibisinden hiçbir bilgi bulamadım, affınıza sığınıyorum :)

Sağlığımıza yararlarını okudukça ise; gerçekten bir “cennet meyvesi” olduğuna karar verdim. Tamam, yaradan hiçbir şeyi nedensiz yaratmaz ama bu meyve hakikaten bir mucize!
Kanseri önlemesinden tutunda, nefes yollarını açmasına, doygunluk hissi vererek kilo kaybında yardımcı olmasına kadar onlarca faydası var bu lezzetli meyvenin.
Bilgileri toparlarken, gidip gelip dolaptaki bütün elmaları bitirdim, bundan sonrada evden eksik etmem o derece!

Dosyayı hazırlarken; her zaman olduğu gibi sevgili Dyt. Özge Kelebek çok yardımcı oldu bana. Hatta bu sefer olayı abartıp, bulduğum her bilgiyi önce ona gönderip, onayını aldım. Kendisinin önerileri, düzeltmeleri ve gönderdiği makaleler olmasaydı, sadece internetteki bilgiler ile çok da güvenilir bir araştırma olmayacaktı. Sayesinde oldukça ciddi ve doğru bilgiler içeren bir dosya oldu.
Bir kez daha kocaman teşekkürlerimi sunuyorum sevgili Özge’ye…

HÜNERLOPEDİ - ELMA
Elma (Malus domestica), gülgiller (Rosaceae) familyasından, kültürü yapılan bir meyve türü.
En yakın akrabaları armut ve malta eriğidir. 5-12 metreye kadar uzanan, yaprak döken, tacı geniş küçük bir ağaçtır.
Çiçekler yapraklarla birlikte açar. Beyaz olan çiçekler genellikle ilk açtığında açık pembedir.
Meyve sonbaharda olgunlaşır, ekseriya 5-8 cm çapındadır.
Elma, ılık ve serin iklim ile yağış ister. -35° C soğuğa dayanabilir.
Kurak ve sıcaktan hoşlanmaz, taşlı ve kireçli toprağı sevmez.

TARİHÇE ve ÜRETİM
İnsanlar elma yetiştiriciliğine M.Ö. başlamışlardır. Elmanın anavatanı; Anadolu’yu da içine alan Güney Kafkaslardır.
Kültür elması (Malus communis Lam.) yetiştiriciliği ülkemiz genelinde yapılmaktadır, Kuzey Anadolu, Karadeniz Kıyı Bölgesi ile İç Anadolu ve Doğu Anadolu yaylaları arasında ki geçit bölgeleri ve son yıllarda Güneyde Göller Bölgesi elmanın önemli yetiştiricilik alanlarını oluşturmaktadır.

Dünyada üretilen 66 milyon ton elmanın 2,5 milyon tonu ülkemizde üretilmekte ve bu hali ile Türkiye elma üretiminde dünyada Çin, A.B.D. ve İran’dan sonra 4. sırada yer almaktadır.
1961-1965 dönemi ortalamasına göre; 20,7 milyon ton olan dünya elma üretimi 2,8 kat artış göstererek 1996-2000 dönemi ortalamasında yaklaşık 58 milyon ton’a, 2007 yılında ise üretim 66 milyon ton’a yükselmiştir.
Ekolojik şartların uygun olması nedeniyle yurdumuzun hemen hemen her yerinde yetiştirilebilmekle birlikte son yıllarda belirli bölgelerde yoğunlaşmış durumdadır.
Ülkemizde 1950 yılında elma üretimi 110.000 ton civarlarında iken 1980 yılında 1.350.000 ton, 1990 yılında 1.900.000 ton, 2000 yılında 2.400.000 ton ve 2008 yılında 2.504.000 tona yükselmiştir.
Türkiye 2008 yılı verilerine göre 2,5 milyon ton elma üretiminin yaklaşık % 61’i; Isparta, daha sonra sırasıyla, Karaman, Niğde, Denizli, Antalya illerimizde gerçekleşmiştir.

ELMA ÇEŞİTLERİ
Bugün dünyadaki elma çeşitlerinin sayısı 6.500’ü aşmakta olup, Türkiye’de ise bu sayı 460’ı bulmaktadır. Bunlar arasında kalite, verim yönünden yüksek ve ticari anlamda yetiştiriciliği yapılanların sayısı çok azdır.

Bazıları;

• Starking Delicious, Golden Delicious, Amasya, Beacon, Black Stayman Improved 201, Breaburn, Crowngold, Fuji, Granny Smith, Hüryemez, Jonagored, Jonathan, Mondial Gala, Mutsu, Pinova, Red Chief, Santana, Stark Earlyeast, Starkrimson Delicious, Starskpur Golden Delicious, Summered, Topred…

Amasya;
Türkiye'nin neresinde olursanız olun, eğer mevsimiyse, mutlaka Misket elması "Amasya Elması" olarak karşınıza çıkar. Kışın yenilen önemli bir çeşittir. Meyvesi orta irilikte, sap tarafı biraz genişçedir. Sapı uzunca ve kahverengidir. Kabuğu yapışkan, ince, yeşil üzerine açık kırmızıdır. Etli kısmı tatlı, sulu, güzel kokulu ve gevrektir. Çekirdekleri parlak kahverengi ve dolgundur. Ortalama ağırlığı 90 gramdır.
Amasya adıyla bütünleşen Misket, özelliğini yine Amasya'nın coğrafi yapısında alır. Söylendiğine göre Amasya vadisi, misketin yetişmek için tam aradığı ortammış. Boğazın esintisi, elmaya ayrı bir tat verir. Kokusu da burada gizlidir.
Amasya Misket'inin en büyük özelliği bir yıl meyve verirse diğer yıl vermemesidir. Bir yüzü kırmızı, diğer yüzü ise sarı ila yeşilimsi bir renk taşır. İnce kabuklu, hoş kokuludur. Sert ve dayanıklıdır. Uzun süre saklanmaya elverişlidir.
Amasya elmasının iki türü vardır. Daha küçük ve tatlı olanına Misket elması denir. Daha iri ve aşılı olanına ise kabak elması adı verilir.
Demir;
Kışlık çeşittir. Kabuğu ince, yeşil üzerine koyu kırmızı çizgili ve seyrek beneklidir. Eti gevrek, kokusuz ve mayhoştur. Çekirdekleri ufak, dolgun ve uzuncadır. Ortalama ağırlığı 125 gramdır.
Starking delicious;
Kışlık çeşittir. Meyvesi iri, sarı üzerine kırmızı, seyrek noktalı ve parlaktır. Eti sarımsı, yumuşak, tatlı, sulu ve kokuludur. Ortalama ağırlığı 208 gramdır.
Golden delicious;
Kışlık çeşittir. Meyvesi orta iri, yuvarlak koniktir. Sapı çok uzundur. Kabuğu donuk sarı-yeşil, çok paslı ve seyrek beneklidir. Eti sıkı, az mayhoş, çok sulu ve hoş kokuludur. Ortalama ağırlığı 136 gramdır.
Jonathan;
İri, silindirik ya da konik biçimdedir. Kabuğu düzgün ve kırmızıdır. Eti açık sarı sulu ve tatlıdır.
Hüryemez;
Kışlık çeşittir. Meyvesi çok iri, basıktır. Sapı uzun ve kalındır. Kabuğu sarı-yeşil, seyrek kahverengi beneklidir. Eti gevrek, çok sulu ve çok mayhoştur. Çekirdekleri kısa dolgundur. Ortalama ağırlığı 300 gramdır.

BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze elmanın, kabuğu ile birlikte içerdiği besin değerleri şöyle sıralanır;
51,9 kalori… 85.1 gr. Su… 0,3 gr. Protein… 11,4 gr. Karbonhidrat…0,4 gr. Yağ… 2 gr. Lif… 11 mgr. Fosfor… 7 mgr. Kalsiyum… 0,5 mgr. Demir… 3 mgr. Sodyum… 144 mgr. Potasyum… 6 mgr. Magnezyum… 90 IU A vitamini… 0,03 mgr. B1 vitamini… 0,02 mgr. B2 vitamini… 0,1 mgr. B3 vitamini… B6 vitamini… 0,1 mgr. folik asit… 7 mgr. C vitamini … 12 mg ve 0,5 mgr. E vitamini...
Ayrıca A vitamini… 8 mcg , B6… 0,1 mg , çinko… 0,1 mg.

MEYVELERİN SULTANI :)
Günümüzün şifalı bitkiler uzmanı M.Messegue; 'Eğer bir tek ağacınız olacaksa, onun elma ağacı olmasını tercih edin” diyerek elmayı soframızdan eksik etmememizi tavsiye etmektedir.

Kabuğu ile birlikte, Vitamin ve Antioksidan deposudur!
Elmanın sağladığı vitaminlerin en önemlisi C vitaminidir.
Özellikle kabuğunda ve kabuğun hemen altında güçlü antioksidan aktiviteye sahip olduğu da bilinmektedir.
Bu nedenle iyi yıkanmış ve organik bir elmanın kabuğuyla tüketilmesi en doğrusudur.

Her gün en az bir elma yemek için neden çok !
Her bir elma çekirdeğine, koskoca kimya fabrikalarının 10 mikrona küçültülen şifreleri yerleştirilmiştir. Elma; içerdiği bikarbonat iyonları sayesinde, sindirimi kolaylaştıran tek meyvedir.

• Çalışırken devamlı olarak oturanlara, şişmanlara, kanı fazla koyu olanlara elma son derece faydalıdır.
• Elma ayrıca yüksek tansiyon, kas ağrıları, böbrek taşlarına karşı birebir ve idrar yollarını açıyor.
• Elmada bulunan; suda çözünen lifler, bağırsak hareketlerini tetikler ve hızlandırır. Bağırsak sorunu çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici bir besindir. İçinde bulunan pektin sayesinde; ishale iyi gelir, dışkıyı katılaştırır. Çözünür posanın sindirimi düzenlemesi nedeni ile bağırsak kanserlerini önleyici etkisi vardır. 180 gr.da, 5 gr. gibi yüksek bir lif zenginliğiyle sindirim sisteminde büyük rol oynar, sindirim sistemini düzenler.

Araştırmalar; elmanın, prostat, kolon ve özellikle akciğer kanseri riskini azalttığını göstermiştir.
Diğer birçok meyve gibi elma da yüksek miktarda C vitaminine eş değer olan fenolik bileşenler ve kanser riskini ve DNA hasarını azaltan değerli antioksidanlar içermektedir.

Bu güçlü antioksidanlar ile kanserli hücrelerin çoğalmasını engelleyici ve nefes yolları ile ilgili rahatsızlıklara -astım gibi- iyi gelme özelliği de bulunur.
ABD de yapılan bazı araştırmalarda; özellikle, akciğer kanseri ile elma tüketimi arasında bağlantı bulunmuştur. Hawaii'de yapılan ve 582 hastanın değerlendirildiği bir çalışma sonucu; elma ve soğan tüketiminin; kadın ve erkeklerde, akciğer kanseri riskini azalttığı tespit edilmiştir.

• Zengin lif içeriği ile kalp hastalıklarında da etkilidir.
• Kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.
• Yüksek potasyum içeriği ile yüksek tansiyona karşı savaşta önemlidir.
• Gut hastalığı ve buna bağlı eklem iltihaplarına karşı güçlendiricidir.
• İdrar yollarındaki problemlere yardımcı olur.

Yemeklerden sonra yenen elma, çoğu zaman diş fırçalamak gibi etki yapar, içerisindeki ksilitol dişlerde bakteri üremesini azaltır. Elma çiğnenirken dişlerin arasını çok iyi bir şekilde temizler ve diş etlerini güçlendirir, yatmadan önce yenirse dişlerin beyaz kalmasını sağlamaya yardımcı olur.

• Yatmadan önce yenirse; yatıştırıcı etkisinden dolayı uykuyu kolaylaştırır, baş ağrısına iyi gelir.

Elmanın besleyici özelliği, bu meyveyi özellikle spor yapanlar için vazgeçilmez yapar…

• Spor öncesinde tüketildiğinde; enerji verir.
• Spor sırasında tüketildiğinde; organizmaya çeşitli mineral ve vitaminler yükler.
• Spor sonrasında tüketildiğinde; %85 oranındaki su içeriğiyle organizmanın ihtiyacı olan suyu tamamlayarak toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır.





Kür olarak;
• Elma + kereviz/maydanoz yorgunluğa iyi gelir.
• Elma+kızılcık suyu veya elma+ananas+üzüm suyu gribe ve idrar yolları iltihabına iyi gelir.
• Elma+armut suyu ishale iyi gelir.

Dikkat !
Ülser ve Gastrit hastalarına elma önerilmez, asitlik yüzünden yanma yapabilir.

***Bilgiler ve görseller internetten alıntıdır.