27 Mayıs 2011 Cuma

Tahinli Rulo Çörek

Tahinli Rulo Çörek

DİYET DÜŞMANI, KALORİ BOMBASI :)Sizi bilmem ama tahinli çörek deyince benim aklıma sadece böyle zararlı sıfatlar geliyor :)
Kalori deposu, yoldan çıkaran, rejim bozduran vs vs..
“E niye yaptın o zaman Müge” demeyin, “madem yaptın, eşe dosta ikram et, kendin niye bir oturuşta dört-beş tane yedin” hiç demeyin. :)
Tahin helvası, tahin-pekmez, Tahinli Kurabiye… Tahinin girdiği her şeyi seviyorum işte ötesi yok. :)

Tahinli Rulo Çörek çok ama çok uzun zamandır aklımda olan bir tarif. Yalan yok çokça da araştırmasını yaptım, sayısız dergi, kitap karıştırdım. İnternette uzun uzun aradım. Pek çok tarif okudum, inceledim.
Lakin hayalimdeki tarife ulaşamadım. Rulo çörekler hep rulo yapıldıktan sonra dilim dilim kesilen ve o şekilde pişirilen görüntüde idiler.
Benim hayalim ise; pastanelerde satılan tahinli rulo çörekti. Hani şu rulosunu koparıp koparıp yediğimiz, tel tel ayrılan, tahinin ıslak kıvamını değil sadece tadını hissettiğimiz…
Hatta işi iyice abartıp, bir pastane ile muhabbete girerek tariflerini istemeyi bile düşündüm.
Ama gerek kalmadı çok şükür :)
Birkaç gün önce internette; “pastanede satılanlar gibi tahinli çörek” şeklinde azimli! aramalarım sonucu “işte bu!” dediğim tarife rastladım.
Sevgili Aynur Arslan’ın blogunda yapılış şeklini de görünce; “tamamdır” dedim. Yapılış aşamaları kesinlikle ilham vericiydi çünkü. Üstelik diğer tüm tariflerin aksine margarin ile değil sıvıyağ ile yapılıyordu...

Ben hamurunda ve mayalanma aşamalarında bazı değişiklikler yaptım. Sarım şekli olarak ise en önemli önerim; rulo haline getirirken sıkı değil çok gevşek şekilde sarmanız.
Böylelikle mayalanma ve pişme sırasında yukarı doğru tepecik şeklinde değil, yanlara doğru genişleyerek, düz bir şekilde pişecekler.
Benim kullandığım tahin uzun zamandır kavanozda beklediği için inanılmaz sertleşmişti. İçine şeker ve birazcık ılık süt ekledikten sonra kavanozun içinde mikser ile çırparak ancak biraz yumuşatabildim.
Bunun tek iyi yanı; hamurun üzerine sert bir krema gibi rahatça sürebilmem oldu. Kenarlarından akma gibi bir sorun yaşamadım yani.
Eğer siz taze ve akışkan bir tahin ile yapacaksanız; hamuru rulo yaptıktan sonra, mutlaka uçlarını sıkıca büzün ve öyle mayalanmaya bırakın.
Bu tarifi en kısa zamanda şeker yerine pekmez ile deneyeceğim. İlk deneme orijinal hali ile olsun istedim :) Tahin pekmezli de muhteşem olacak diye düşünüyorum.
Hatta bu hamur aynı yapılışı aşamaları ile nutellalı ya da evde hazırlayacağımız bir çikolatalı krema ile de şahane olabilir.
Üzeri için isterseniz yumurta sarısı kullanabilirsiniz. Ben çok uzun zamandır ne böreklerin ne hamur işlerinin üzerine yumurta sarısı sürmüyorum, oluşan o ince kabuğun tadı nedense hoşuma gitmiyor.
Böreklerin içine ve üstüne sadece yağlı su, çöreklere de yoğurt ve pekmez sürüyorum.
Bu nefis çöreği; çocuklara bol bol, büyüklere azar azar ikram etmeniz önerisi ile tarife geçiyorum :)

Malzemeler

Hamuru için;
  • 1 Su Bardağı (200 ml.) Ilık Süt
  • ½ Su Bardağı (100 ml.) Sıvı Yağ (fındık yağı kullandım)
  • 3 Yemek Kaşığı (tepeleme) Şeker
  • 1 Çay Kaşığı (silme) Tuz
  • 1 Paket (instant) Kuru Maya
  • 1 Adet Yumurta
  • 4-5 Su Bardağı Un
İç Harcı için;
  • 1,5 Su Bardağı Tahin
  • 2 Çay Bardağı (8 Yemek Kaşığı) Şeker
Üzeri için;
  • 1 Yemek Kaşığı Yoğurt
  • 2 Yemek Kaşığı Pekmez
  • Susam
Yapılışı
  • Derin bir kapta 3 su bardağı un, şeker, tuz ve kuru mayayı karıştırın.
  • Ilık süt, sıvıyağ ve yumurtayı ekleyin. Yoğurmaya başlayın.
  • Azar azar un ekleyerek, ele yapışmayan, yumuşak bir hamur yoğurun.
  • Hamurun üzerini örterek, 10-15 dk. dinlendirin.
  • Dinlenen hamuru, limon büyüklüğünde 15 parçaya ayırın.
  • İç harcı için; tahin ve şekeri iyice çırpın.
  • Her parçayı, hafifçe unlanmış tezgahta pasta tabağı büyüklüğünde açın.
  • Üzerine tahinli harçtan, her yerine dağılacak şekilde, 2-3 yemek kaşığı kadar sürün.
  • Hamuru rulo yapın ve uçlarını büzerek kapatın.
  • Tüm hamuru bu şekilde tamamlayın ve yağlanmış tepsiye dizin.
  • Üzerini örterek ılık bir ortamda 1 saat mayalandırın.
  • Mayalanan ruloları, yaklaşık 50-60 cm. olacak şekilde iyice uzatın.
  • Kendi etrafında çok gevşek bir şekilde sararak, yuvarlak rulo haline getirin.
  • Hafifçe yağlanmış tepsiye 1 cm. aralıklar ile dizin.
  • Üzerlerine yoğurt ve pekmez karışımından sürün ve susam serpin.
  • Hiç bekletmeden 190 derece ısınmış fırında, 20-25 dk. üzeri ve altı iyice turuncu olacak şekilde pişirin.

Tahinli Rulo Çörek

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Köfteli İslim Kebabı

Köfteli İslim Kebabı

YAZ GELDİ, PATLICAN BAŞKÖŞEYE YERLEŞTİ… :)
Gerçektende öyle, bendeki bu patlıcan sevdası; bitmez, tükenmez :)
Blogda şöyle bir istatistik yapmaya kalksam patlıcanlı tarifler açık ara öne çıkar sanırım.

Köfteli islim kebabını;
Tavuklu Mantar Dolması tarifinde söz ettiğim üzere Selahattin Abi ile birlikte hazırladık.
Daha doğrusu ben malzemeleri hazırladım, tüm yoğurma, pişirme işlemlerini o yaptı.
Sadece malzemeleri verip, gerisini tarif etme konusu, Kurabiye eğitimleri nedeniyle fena alışkanlık yaptı bende :) yardımcısız çalışamaz oldum artık :)

İslim kebabının orijinali parça et ile yapılıyor. Ancak internette şöyle bir dolaşınca neredeyse et ile yapılan tarif yok gibi, herkes köfteli yapmış…
Ve bu şekilde bence de çok daha lezzetli ve hafif oluyor…
Tarifler hemen hemen aynı ancak ben hepsinin lezzetinin farklı olduğunu düşünüyorum çünkü bana göre her kadının köftesinin lezzeti başkadır.
“Aynı malzemeler bile olsa, elin hatta evin lezzeti geçer köfteye” der annem, haklıdır da…
Köfteye çok uzun zamandır yumurta koymuyorum, kendi köfte tarifinizde yumurta var ise ve memnunsanız ekleyebilirsiniz, damak zevkinize kalmış.
Karbonat ise mutlaka ekliyorum, karbonatlı köfteler çok daha pufidik ve yumuşak oluyor.
Ekmeği ıslatmak köftenin kıvamını epey yumuşatıyor, “yoğurmakta zorlanırım” derseniz ufalanmış, kuru, bayat ekmekte koyabilirsiniz ancak ıslanmış ekmek ile köfte daha yumuşak oluyor.
Yemeğin; köftelerini ve patlıcanlarını dört beş saat önceden kızartıp, hazırlayıp, servisten hemen önce sosunu dökerek fırınlayabilirsiniz. Bir gece önceden yapmanızı ise çok önermiyorum.
Şeklini neden klasik bir şekilde sarmak yerine, kuş yuvası gibi yaptığıma gelince :)
Bu şekilde pişerken, domatesin suyu ve domates sosu, köfte ile temas ediyor ve çok daha lezzetli
oluyor…

Malzemeler (7-8 Adet için)
  • 4-5 Adet (ince-uzun) Kemer Patlıcan
  • 2 Adet (orta boy) Domates
  • 2 Adet Çarliston Biber
Köftesi için;
  • 300 Gr. (orta yağlı-köftelik) Kıyma
  • 1 Adet (orta boy) Kuru Soğan
  • 3-4 Dilim Bayat Ekmek İçi
  • 2-3 Dal Maydanoz
  • 1 Tatlı Kaşığı Biber Salçası
  • 1 Tatlı Kaşığı (silme) Kimyon
  • 1 Tatlı Kaşığı (silme) Köfte Baharatı
  • 1 Çay Kaşığı (tepeleme) Karbonat
  • Tuz-Karabiber
Sosu için;
  • 1 Adet (rendelenmiş) Domates
  • 1 Tatlı Kaşığı Biber Salçası
  • 1 Çay Bardağı Su
  • 2-3 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ
  • 1 Diş Sarımsak
  • 1 Çay Kaşığı Şeker
  • Tuz
Yapılışı
  • Öncelikle köfte için; ekmekleri ıslatın ve suyunu iyice sıkın.
  • Soğanı rendenin ince tarafı ile püre şeklinde rendeleyin.
  • Maydanozları ince ince kıyın.
  • Ekmek, soğan, kıyma, maydanoz, salça, kimyon, köfte baharatı, karbonat, damak zevkinize göre tuz, karabiberi karıştırın ve iyice özleşinceye kadar yoğurun.
  • Köfte hamurundan, iri parçalar koparıp yuvarlayın ve üstüne hafifçe bastırın.
  • Çok az yağlanmış teflon tavada (ya da fırının ızgarasında) önlü arkalı kızartın.
  • Patlıcanları alacalı şekilde soyun ve uzunlamasına dilimleyin. Her bir dilimi de ikiye bölün.
  • Tuzlu suda yarım saat kadar bekletin, suyunu sıkın.
  • Patlıcanları kızgın yağda hafif turuncu olacak şekilde, önlü arkalı kızartın. Bir kağıt peçete üzerine alarak fazla yağını çekmesini sağlayın.
  • Patlıcanlara, içine bir köfte koyarak (videoda gösterilen şekilde) kuş yuvası gibi şekil verin.
  • Üzerine bir dilim domates ve biber koyun.
  • Sos malzemelerini kısık ateşte 3-4 dk. pişirin.
  • Sosu patlıcanların üzerine gezdirin ve önceden ısıtılmış 190 derece fırında 10-15 dk. (domatesler ve biberler pişinceye kadar) pişirin.
  • Fırından çıkınca üzerlerine kekik serpin ve sıcak servis yapın.

Köfteli İslim Kebabı

Ne olur ne olmaz, belki yorumlarda sarım şekli ile ilgili sorular gelebilir diye önlemimizi baştan aldık. :)
Selahattin Abi bir tane örnek hazırladı, eşimde kayda aldı. Ben güya “Selahattin Abi sen süper yapıyorsun, videoda da sen olmalısın” desem de yine çenemi tutamamışım :)
Kenardan kayınvalide kıvamında burnumu sokmuşum :) Önce sesimin yerine bir müzik mi koysam o bölüme diye düşündüm ama sonra vazgeçtim, ne yapayım bende böyleyim işte :)

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Tavuklu Mantar Dolması

Tavuklu Mantar Dolması

ÇOK AMAÇLI BİR İÇ HARÇ DAHA… :)
Tavuklu mantar dolması; geçen haftanın öğle yemeklerinden biri…
Tam bir mutfak aşığı olan; sevgili Selahattin Abi ile ortak yapımımız :)
Selahattin Abi, mutfağı öyle çok seviyor ki elinden gelse hiç çıkmayacak, sabah, öğle, akşam nefis yemekler hazırlayacak ama maalesef önünde ciddi bir bariyer var :)
“Mutfağıma benden başkası girmesin” prensibinde olan eşi Serpil ablamız :)
Bende onun bu aşkını yakınen bildiğim için her fırsatta mutfağıma davet ederim :)
Geçen hafta hep birlikte, hem bu mantar dolmasını hem de nefis bir İslim Kebabı yaptık…
İnanılmaz eğlendik, güldük, biz pişirdik eşim fotoğrafladı hatta İslim kebabının bir bölümünü videoya bile kaydetti. Düzenlemeleri biter bitmez, bir sonraki yayın o olacak inşallah :)

Tavuklu mantar dolmasının orijinal tarifi Şef Serkan Bozkurt’a ait…
Ev sahipliğini yaptığım KRC Marifetli Set etkinliğinde hazırlamıştı.
O zamanda tadı damağımda kalmıştı ama yapmak bugüne kısmet oldu :)
Orijinal tarifte; şef, iç harcı çiğden hazırlamış ve yemeği buharda pişirmişti. Tadı gerçekten olağanüstü idi, pişmez sandığım tavuklar lokum gibiydi :)
Ben hem ofiste buharlı pişirme aparatım olmadığı için, hem daha da lezzetli olacağını düşündüğüm için, iç harcını pişirerek hazırladım.
Selahattin Abi sayesinde minik minik doğrama yönünden de bir sıkıntı yaşamayınca! gayet lezzetli bir ara sıcak keşfetmiş olduk :)
Mantar çok kolay pişen bir sebze olduğu için iç harcı önceden hazırlamakta mantıklı oldu. Yalnız yorumlarda siz sormadan ben söyleyeyim; “tavuğu bir gün önceden hazırlayıp, misafir geleceği zaman mantarları doldurup, fırınlasak olur mu?” derseniz, bence olmaz. Çünkü tavuk piştikten sonra bekleyince tadı ağırlaşıyor ve güzel olmuyor. Mümkün olduğunca servise yakın hazırlamanızı öneririm.

İç harcı başlıkta da söylediğim gibi gerçekten çok amaçlı :) Pişirip tadınca beni daha iyi anlayacaksınız.
Bu harcı hazırlayıp, lavaş ile dürüm yapabilirsiniz mesela, rüya gibi olur!
Hamburger ekmeği ya da istediğiniz bir ekmeğin içine koyarak şahane sandviçler yapabilirsiniz.
Üzerine biraz kaşar peyniri serperek, peynir eriyinceye kadar fırına verip ana yemeklerin yanında servis edebilirsiniz.
Ve en güzeli; Hünkar Beğendi’nin patlıcanlı beğendi kısmını hazırlayıp, üzerine tavuklu harcı ekleyerek, Tavuklu Hünkar Beğendi yapabilirsiniz :)

Malzemeler (ortalama 12 adet için)
  • 12 Adet (iri) Mantar
  • 2 Parça (kemiksiz, derisiz) Tavuk But Eti
  • 4-5 Adet Kurutulmuş Domates
  • 1 Adet Sivri Biber
  • 2-3 Yemek Kaşığı Zeytinyağ
  • 1 Tutam (kuru) Biberiye
  • 1 Tutam Kekik
  • Tuz
  • Karabiber
Yapılışı
  • Mantarların saplarını koparın ve iyice yıkayın.
  • Kurutulmuş domatesleri 10 dk. kadar kaynar suda bekletin, süzün.
  • Tavuk etini, domatesleri ve sivri biberi (tavla zarı büyüklüğünde) minik minik doğrayın.
  • Doğradığınız et, domates ve biberleri; zeytinyağ, tuz, karabiber ve biberiye ile iyice karıştırın.
  • Karışımı orta ateşte sürekli karıştırarak, tavuklar pişinceye kadar (7-8 dk.) kavurun.
  • Ateşi kapatın, kekiği ekleyin ve karıştırın.
  • Hazırladığınız harcı mantarların içine pay edin.
  • 190 derece fırında 10-15 dk. pişirin.
  • Mutlaka sıcak servis yapın.

17 Mayıs 2011 Salı

Çiğ Börek

Çiğ Börek (Yağ Mantısı)

NAMI DİĞER; YAĞ MANTISI…
Bu tarif, Necla Abla’nın çay sofrasından beri aklımda... En kısa zamanda bende yapmak istiyorum demiştim hatırlarsanız.
Aslında Necla abla gibi yufkadan yapacaktım ama bugün ofiste biraz bol vaktim olunca hamurunu elimde açıvereyim dedim :)

Bazı yemekler; insanın hafızasında bir anıyı canlandırır diye düşünüyorum, örneğin sadece memleketinize gittiğinizde yediğiniz, başka nerede yerseniz yiyin aynı lezzeti bulamadığınız bir yöresel tat gibi…
İşte çiğ börek benim için böyle bir tat… Çiğ börek demek, benim için; babaannem demek, Erdek demek…
Küçükken, yazları Erdek’e gittiğimiz ilk gün, daha sokağın başında karşılardı bizi kokusu…
Zaten bilirdik, babaannem, babam çok sevdiği için çiğ börek yapıyordur ama kokuyu duyunca emin olurduk sanki :)
Bahçeden içeri girdiğimizi kapıdaki çıngırak sayesinde duyar, başındaki beyaz tülbenti uçuşa uçuşa kapıya çıkardı.
“Alla, kimler gelmiş!!, alla ciğerimin köşesi geelmişşş!” :) diyerek önce babama sonra bizlere sarılırdı.
Ayçiçek yağı, fındık yağı falanda bilmezdi, tanımazdı, zeytinyağı kazanına kepçeyi daldırıp doldururdu tenceresini. Zeytinyağı dumanından göz gözü görmezdi mutfakta :) ama ya lezzet; aman Allahım!!
Elimizi yüzümüzü yıkayıp hemen yemeğe başlardık sıcak sıcak.
İnanın bu satırları yazarken bile tadı damağımda sanki…

İşte ben bugün canım babaannemi anarak, ruhuna dualar ederek ve gözlerim nemlenerek hazırladım bu çiğ böreği.
Onunki kadar lezzetli oldu mu? Tabi ki hayır, yanından bile geçemedi…
Ama ne yapalım idare edeceğiz :)

Ufak tefek notlara gelince; ben göze daha hoş görünsün diye minik üçgenler şeklinde hazırladım ama bu şekilde orijinal tadını biraz kaybetti bu nedenle size mümkün olduğunca iri parçalar halinde yapmanızı öneriyorum. Tarifte de bu nedenle, “fincan tabağı büyüklüğünde kesin” dedim.
İç harcında soğanı ne kadar bol tutarsanız, harç o kadar sulu olur ve buda lezzetle doğru orantılı bence :) Tuz ve karabiberini de bolca koymanızı öneririm.
Seviyorsanız harcına çok ince doğranmış sivri biber ya da maydanozda ekleyebilirsiniz.
Üzerine sarımsaklı yoğurt ve salçalı sos eklediğinizde yağ mantısı haline geliyor ama isterseniz yoğurtsuz da börek gibi pekala yenebilir. Yanında çay ya da ayran mükemmel olur :)
Pişer pişmez sıcak sıcak yiyin dememe de gerek yok sanırım :) Biraz bekleyip soğuyunca hamur ağırlaşıyor çünkü…

Malzemeler

Hamuru için;
  • 2,5 Su Bardağı Un
  • 1 Tatlı Kaşığı (tepeleme) Tuz
  • 1 Adet Yumurta
  • 1 Paket (instant) Kuru Maya
  • 1 su bardağı (200 ml.) Ilık Su
İç Harcı için;
  • 200 Gr. (az yağlı) Dana Kıyma
  • 1 Adet (iri) Kuru Soğan
  • Tuz
  • Karabiber
Salçalı Sosu için;
  • 2 Tatlı Kaşığı Biber Salçası
  • 2-3 Yemek Kaşığı Zeytinyağı
  • 1 Çay Bardağı Su
  • Tuz ve Sarımsaklı Yoğurt
Yapılışı
  • Derin bir kapta un, tuz ve kuru mayayı karıştırın. Yumurtayı ve ardından azar azar suyu ekleyerek 4-5 dk. yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğurun. (hamur elinize yapışsa bile un eklemeyin, yoğurarak toparlanmasını sağlayın)
  • Üzerini örterek ılık bir ortamda 45 dk. mayalanmaya bırakın.
  • Soğanı çok minik yemeklik doğrayın. Kıyma, soğan, tuz ve karabiberi birlikte yoğurun.
  • Salçalı sos için; su, yağ, salça ve tuzu karıştırın ve kısık ateşte 2-3 dk. pişirin.
  • Hamur mayalanınca tezgaha alın ve gazının çıkması için 1-2 dk. daha yoğurun.
  • Hamurdan limon büyüklüğünde bezeler koparın ve unlanmış tezgahta açabildiğiniz kadarce açın. Bir çay fincanı tabağı ile yuvarlak kesin.
  • Kıymalı harçtan 1 yemek kaşığı kadar hamurun üzerine yayın ve hamuru (yarım ay şeklinde olacak şekilde) ikiye katlayın.
  • Bu şekilde hamur bitene kadar hazırlayın ve unlanmış bir masada biriktirin. (bu şekilde börekler biraz daha mayalanmış olacak)
  • Sıvı yağı kızdırın ve börekleri arkalı önlü çok fazla turuncu hale gelmeden kızartın.
  • Sarımsaklı yoğurt ve salçalı sos ekleyerek servis edin.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Nohutlu Pilav

Nohutlu Pilav

NOHUT YEMEĞİNİN BONUSU :)
Doğum günü kızı hala şımarık… Hala gerçek dünyaya dönemedi. :)
Salı gününden (hatta bir hafta öncesinden ) başlayan tüm ülkede ve dış temsilciliklerde kutlanan :) doğum günüm hala devam ediyor. Tam bitti bu coşku, “hadi Müge kendine gel diyorum” kapı çalıyor bir çiçek buketi, kapı çalıyor kocaman bir kargo paketi!
Bu hafta hem pasta hem kurabiye eğitimim olmasından dolayı öğrencilerin daha doğrusu misafirlerimin yaptığı jestlerde cabası! :)
Mutfakla pek ilgisi olmadığını söyleyen; Zeynep Hanım’ın, sırf benim doğum günüm için kendi elleriyle yapıp, süslediği ve getirdiği un kurabiyesini, hayatım boyunca unutmayacağım mesela.

Bu aralar eğitimler ve kendi kendime yaptığım çalışmalar nedeniyle mugehuner.com a epey malzeme çıkıyor ama Hünerli Bayanlar’ın boynu biraz bükük :)
Ama bu konuyu; sizinle aramızda konuştuk hallettik, Haziran sonuna kadar beni idare edeceksiniz söz verdiniz :)

Ofis mutfağında pişen, basit ama temel tariflere devam diyelim. Nohutlu Pilav pek çok kişi için kolay ötesi bir tarif ama olsun. Arşivimde olsun istedim. :)
Nohutlu pilavın benim için tek olmazsa olmazı; nohutların kabuklarının soyulması. Kesinlikle çok daha güzel oluyor bu şekilde. Daha parlak, daha temiz görünümlü bir pilav oluyor.
Tamam, kabul ediyorum biraz el oyalayıcı ama Nohut Salatası yaparken koca bir tabak nohudun kabuklarını soymaya da alışkın olduğum için, pilav için olanı bana kolay bile geldi :)
Bir diğer konuda bulyon konusu. Eğer bulyona karşı değilseniz ve pilavda tadını seviyorsanız tavuk yerine et bulyon kullanmanızı öneririm. Böylelikle daha ağır Osmanlı tarzı bir pilavınız oluyor :)

Yapılışı neredeyse temel pilav tarifi ile birebir aynı. Sadece birazcık yağını arttırıyorum çünkü nohut yağın büyük kısmını çekiyor. Ama siz damak zevkinize göre tabiî ki yağı azaltabilirsiniz.
Bu pilavı; aynı aşamaları izleyerek nohut yerine konserve mısır ekleyip, mısırlı pilav haline getirebilirsiniz. Benim en çok yaptığım pilav, mısırlı pilavdır bu arada :)

Malzemeler
  • 2 Su Bardağı Pirinç
  • 3 Su Bardağı (600 ml.) Kaynar Su
  • 1 Su Bardağı (haşlanmış) Nohut
  • 1 Çay Bardağı Sıvı Yağ
  • ½ (yarım) Limon
  • Tuz
  • ½ Çay Kaşığı Şeker
  • 1 Adet Et Bulyon
Yapılışı
  • Öncelikle pirincin üzerine 1 tatlı kaşığı tuz ve iri parçalar halinde doğradığınız limonu serpin. Üzerini bir parmak geçecek kadar kaynar su ekleyin ve 1 saat bekletin.
  • Pirinci akan suyu berraklaşıncaya kadar iyice yıkayın ve süzün.
  • Teflon tencereye yağı koyun ve ısıtın. Pirinci ekleyin ve 3-4 dk. bazı pirinçlerin uçları şeffaflaşıncaya kadar kavurun.
  • Ayrı bir kapta; kaynar su, bulyon, şeker, pirinci ıslattığınız limonların suyu ve tuzu karıştırın.
  • Kavrulan pirinçlerin üzerine sulu karışımı ekleyin. Bir kez karıştırın.
  • Kabukları soyulmuş nohutları da hemen ekleyin ve yine bir kez karıştırın.
  • Tencerenin kapağı kapalı şekilde, orta ateşte 1 dk. daha sonra kısık ateşte 8-10 dk. pişirin.
  • Pilavın ortasına kaşığı batırıp, hafifçe itin, suyunu çekmiş ise olmuş demektir.
  • Ateşi kapatın ve kapağın altına bir kağıt havlu yerleştirin.
  • 10-15 dk. dinlendirin ve servis yapın.

12 Mayıs 2011 Perşembe

Doğum Günüm 2011 :)

Doğum günüm 2011-4

ŞIMARIK DOĞUM GÜNÜ KIZI BİLDİRİYOR :)
Her insan gibi bende doğum günümde aranmaktan sorulmaktan, sürpriz yapılmasından hoşlanırım elbette.
Ama bir o kadar da utanır ve mahcup olurum bu durumdan. Bu nedenle mümkün olduğunca doğum günümü söylememeye çalışırım etrafıma. Sanki önceden söyleyince; hediye bekliyormuşum, tebrik edilmeyi bekliyormuşum gibi gelir :)
Bloga bile sadece bir kez, bugün benim doğum günüm tarzında bir yazı yazmışım hatta.

Bu yıl kuralı bozuyorum artık. Çünkü bu yıl, üç gün üç gece süren, o kadar coşkulu bir doğum günü geçirdim ki sizlerle yani ilk göz ağrım blogumun okuyucuları ile paylaşmaz isem olmaz :)

Kutlamalar bu yıl Yaso’m sayesinde bir hafta önce başladı :) Uzun zamandır hayalimde olan kurabiye kalıplarını, ben almadan sürpriz yapabilmek adına erkenden ulaştırdı elime ve ilk sevinç gözyaşları da o gün döküldü gözlerimden…
Kalıpları bana ulaştıran sevgili Elif Hanım’da Facebook’ta; “nice mutlu yıllar” deyince sosyal alemde 2011 resmi kutlamaları başlamış oldu :))
Daha sonra Anneler günü vesilesi ile aile içi kutlamalarımız başladı :) Her yıl olduğu gibi, annem, anneannem ve ben Pazar kahvaltısında bir aradaydık ve karşılıklı hediyeleştik…

Salı günü sabah erkenden telefonlarım çalmaya başladı. Kıbrıs’tan canım kardeşim Gizem ve Almanya’dan çok sevgili arkadaşım Eya’cığımın cıvıl cıvıl sesleri ile başladım güne.
Ofise gelince Eya’cığımın benim için hazırladığı bu melek günaydın dedi bana ekrandan!...
Sonrasında sürekli çalan telefonum, mail kutumdaki sevgi dolu, esprili kutlama mailleri, mesajlar ve facebook’tan kelimenin tam anlamı ile yağmur gibi yağan yorumlar.
Geçen yıl bana sürpriz yapan Yaso’m bu yıl davetli misafirimdi…
Birlikte neşe içinde yediğimiz öğle yemeği sonrası tam pastamı kesmeye hazırlanıyorduk ki kapı çaldı.
Elinde kocaman çiçeği ile güzel yürekli Necla abla idi gelen. Zamanlaması da süperdi :)
Ben artık gülsem mi, ağlasam mı, ne yapsam hallerde şaşkın ördek gibi dolaşmakta idim etrafta :)
Gündüz dostlarımla, akşam ailemle geçirdiğim şahane bir doğum günü yaşadım anlayacağınız.

Durun daha bitmedi :) Ertesi gün; pasta kursuna gelen cici öğrencilerim doğum günüm olduğunu bildikleri için ellerinde hediyelerle girdiler kapıdan içeri!!
Onlara da söylediğim gibi bu yıl iki gün boyunca harika geçti, yeni yaşıma sayelerinde mutlulukla girdim ve hala da mutluluk sarhoşuyum.
Hatta yazı bitince şöyle bir arkama yaslanıp okudum da nasılda hızlı hızlı, çocuksu ve acemice bir yazı olmuş dedim :) Ama yazıyı düzeltmemeye, geriye dönüp değişiklik yapmamaya karar verdim.
O anda içimden ne geldiyse bu yazıda da o kelimeler olsun :)

Sevilmek, aranmak, özel günlerde hatırlanmak öyle güzel ki… Allah tüm sevdiklerime bu mutluluğu fazlasıyla yaşatsın diye dua ediyorum.
Özel günler; eğer seni arayan birileri varsa özel diyorum ben, yoksa bir günün diğerinden bir farkı yok.
İki gün boyunca ayaklarımı yerden kesen tüm dostlarıma, arkadaşlarıma, okuyucularıma binlerce kez teşekkür ediyorum.
İyi ki varsınız, iyi ki hayatımdasınız…

Sevgi Kelebeği :)

6 Mayıs 2011 Cuma

Necla Abla'nın Çay Sofrası

Necla Abla'nın Çay Sofrası

HER KÖŞESİ AYRI ZEVKLİ BİR SOFRA…
Evet, benim şu an bir mutfağım olmayabilir, misafir ağırlayamıyor ve sofra hazırlayamıyor, bu nedenle basit ofis yemeklerimi yayınlıyor da olabilirim. :)
Ama konuk olduğumuz birbirinden güzel ziyafet sofralarını sizinle paylaşabilirim öyle değil mi?
Maksat “gözümüz şenlensin ve hafta sonu ağırlanacak misafirlere yeni fikirler olsun” ise Necla Abla’nın sofrasından daha iyi bir örnek düşünemiyorum ben.

Necla abla’yı blogumu takip edenler artık çok iyi tanıyor. Onun kurduğu sofralar hem bin bir çeşidi ile hem lezzeti ile ve en önemlisi göz ziyafeti çekmesi ile dillere destandır.
Şahsen ben kendisinin en fanatik hayranlarındanım :)
Zaman zaman sohbet ederken, o kadar çok benzer yanımızı buluruz ki; “Necla abla acaba sen benim annem olabilir misin? hastanede bir karışıklık falan olmasın” derim :)
Simetri ve düzen takıntımızdan tutunda, giysilerimizdeki sadeliğe ama yemeklerimizi tam tersi elimizden geldiğince süslememize kadar :)
Benim zeytinyağlı kereviz yaparken havuçları çiçek kalıbı ile kesmem gibi o da mantıları çiçek kalıbı ile keser mesela :)
Abant gezisinde, piknik yaparken sepetinden çıkarttığı, porselen kahve fincanları, ayaklı kadehler hala aramızda espri konusudur mesela :)

Necla Abla'nın Çay Sofrası

Geçenlerde beni arayıp, akşam çayına bekliyoruz dediğinde her zamanki gibi müthiş zevkli bir sofra ile karşılaşacağımızı tahmin ediyordum, sizinle paylaşacağım güzel kareler çekeceğimizi de ve yanılmadım…
İşte sizlere çay sofralarınız için bilinen tariflere bile farklı sunum seçenekleri verecek; muhteşem zevkli bir Necla Abla sofrası daha…

Necla Abla'nın Çay Sofrası

Mercimek köftesini bilinen klasik sunumu yerine minik toplar şeklinde hazırlamıştı mesela… Bende yaptığımda fotoğrafını çekerken bu şekilde hazırlamaya karar verdim :)

Necla Abla'nın Çay Sofrası (Meksika Fasulyeli Patates Çanakları)

Lezzetli bir patates püresi ile hazırlanan çanakların içini Meksika fasulyeli salata ile doldurmuştu. Bu süper fikride hemen not aldım, içi farklı farklı malzemeler ile doldurulmuş bir patates çanakları dosyası gelebilir pek yakında :)

Necla Abla'nın Çay Sofrası (Yağ Mantısı)

Yufka ile hazırladığı ve çiçek kalıbı ile kestiği yağ mantısı hakikaten şahane idi. Mantıların servis saatine kadar yumuşamaması için; sarımsaklı soslu yoğurdu ayrı bir tabakta, mantıları ayrı bir tabakta bekletmişti. Bunu da en kısa zamanda deneyip sizinle paylaşmak istiyorum… Tabi benim en kısa zaman dilimimde :)

Necla Abla'nın Çay Sofrası (Elma Tatlısı)

Nane likörlü elma tatlısı ise yemelik değil fotoğraflıktı sanki :) Bir tatlı bu kadar mı fotojenik olur :)
Bu tatlının likör yerine gıda boyası ile hazırlanabileceğini de belirteyim. Daha önce pişirdiğim Elma Tatlısı’nı kırmızı ve yeşil gıda boyası ile pişirip, bir çocuk doğum gününde rengarenk hazırlayabilirim mesela :)

Necla Abla'nın Çay Sofrası

Kapanış fotoğrafı da Necla abla’nın ince zevkini yansıtsın istedim, sofradaki pek çok şey gibi bu çaydanlığı da görünce, eşime; “hemen çek hemen” dedim :)
Necla abla’ya hem bu güzel sofraları hem verdiği fikirler ama hepsinden önemlisi neye elimi atsam verdiği sonsuz destek için minnettarım, bir kez de bu yazı ile teşekkür etmek isterim kendisine…

3 Mayıs 2011 Salı

Kimyonlu Mercimek Çorbası

Kimyonlu Mercimek Çorbası

NAMI-DİĞER; KÖLÜK AŞI…
Bir önceki yazıda söz ettiğim, daha doğrusu söz verdiğim gibi ofis mutfağında pişen basit yemekleri paylaşmaya devam ediyorum :)
Çorbayı az önce pişirdim, sıcak sıcak birer kase içtik eşimle. Sonra bir fincan çayımı aldım ve geçtim ekranın karşısına… Yani daha tadı damağımdan gitmeden yazısını yazıyorum :)

Kölük Aşı; Kilis yöresine ait bir tarif... Çok lezzetli, çok besleyici ve misafirlerinize ikram edeceğiniz kadar da zengin bir çorba…
Kayınvalidem oldukça sık pişirir, hem bulgurlusunu hem pirinçlisini. Her seferinde tarif isterim, o da; “kızım ölçülü yapmıyorum ki, ne diyeyim” der :)
Başında dikilip ölçüleri not almakta kısmet olmadı bir türlü.
Bende yıllar içinde yapa yapa ve eşimin acımasız eleştirileri sayesinde kendime bir ölçü oluşturdum.
Kimi zaman koyu dedi, kimi zaman şusu eksik, busu fazla :)
Böyle böyle oturdu bizim evin Kölük Aşı :)

Bugüne kadar neden yayınlamadın? derseniz açıkçası çok basit bulmuştum.
Normalde çok zor, atraksiyonlu tarifler yayınlarım, her gün mantı açar, cheesecake falan yaparım ya! Bu tarifi basit gördüm nedense :))
Sonra bir gün; Kurabiye Kursunda Hilal’ciğime ikram ettim bu çorbadan, pek sevdi iltifat etti, sonrada “mutlaka yayınlamalısın” diye fırçaladı beni :)
Bende bu tarif yokluğunda tam zamanıdır diye düşündüm. :)

Yapımı bana göre hazır çorbadan daha kolay, kaynayana kadar devamlı karıştırma seremonisi bile yok, düdüklüye koy malzemeleri, pişsin gitsin.
Ufak tefek notları da her zamanki gibi aşağıda belirttim.

Malzemeler
  • 1 Su Bardağı Kırmızı Mercimek
  • 2 Yemek Kaşığı (tepeleme) Pilavlık Bulgur
  • 1 Tatlı Kaşığı Biber Salçası
  • 1 Tatlı Kaşığı Tuz
  • 7 Su Bardağı (1,4 Lt.) Su
  • 2 Çay Bardağı Sıvı Yağ (Fındık Yağı kullandım)
  • 1 Tatlı Kaşığı Kuru Nane
  • ½ Tatlı Kaşığı Pul Biber
  • 2 Tatlı Kaşığı Kimyon
Yapılışı
  • Kırmızı mercimeği akan suyun altında iyice yıkayın ve süzün.
  • Düdüklü tencereye mercimeği, bulguru, tuzu, salçayı ve suyu koyun. Salçayı mümkün olduğunca suyun içinde eritin.
  • Orta ateşte buharı çıkıncaya kadar, buhar çıkınca ateşi kısıp; 7 dk. pişirin.
  • 15 dk. sonra buharını çıkartıp, tencerenin kapağını açın.
  • Küçük bir tavada sıvıyağı kızdırın.
  • Kızgın yağı, çorbanın üzerine ekleyin ve çırpma teli ile karıştırın.
  • Nane, pul biber ve kimyonu da ekleyip karıştırın.
  • Çok fazla bekletmeden servis yapın.
Notlar;
  • Çorbanın kıvamı gözünüze koyu görünürse bir miktar kaynar su ekleyerek açabilirsiniz.
  • Aynı şekilde tuz miktarını da damak zevkinize göre azaltıp, arttırabilirsiniz.
  • Yağ miktarı gözünüze biraz fazla görünebilir ama en azından ilk denemede orijinal hali ile yapın derim, mercimek yağı pek sever :)
  • Salçayı suyun içinde mutlaka eritin, yoksa düdüklü tencerede erimeyip, koyduğunuz şekli ile kalabilir.
  • Çorbayı el blenderından ya da mikserden geçirmeyin.
  • Ben; Karaca düdüklü tencere ile pişirdim. Buharı çıkınca, ateşi kısıp, düğmesini 2 no'lu seçeneğe getirdim. Siz kendi düdüklü tencerenize göre süreyi ayarlayabilirsiniz.