26 Kasım 2012 Pazartesi
Bu; Biraz Özlem Çokça Bir Sitem Yazısı...
Son bir saattir, yazıyorum, siliyorum, yazıyorum, siliyorum.
Bazı kelimeler duygularımı anlatmaya yetmiyor, bazıları gözüme çok sert görünüyor, bazıları ise duygularım karşısında çok hafif...
Muhtemelen şu andan itibaren artık silmeyeceğim ve bittiğinde basacağım yayınla butonuna...
Blogumu; uzun, oldukça uzun bir zamandır güncelleyemiyorum malumunuz ve bu beni sandığınızdan ve sizlerden daha fazla üzüyor :(
Yakın zamana kadar sadece sitem dolu yorumlar alıyordum, bunlar beni elbette üzüyor ama bir yandan da tatlı tatlı sevindiriyor idi. Özlenmek, aranmak, sorulmak kimin hoşuna gitmez ki...
Sonra yorumlar biraz sertleşmeye başladı, bu kez üzülmekten öte kırılmaya başladım.
Son haftalarda ise aldığım bir kaç mail ve yorum artık deyim yerinde ise; "terbiye sınırlarını çoktan aştı"!...
Yapmayın, etmeyin bende insanım, hem de tahmin ettiğinizden çok daha duygusal ve hassas bir insan, yaralamayın artık beni...
Blog yazmak gönül işidir, bir hobidir...
Gönül isteğiyle, severek yapılırsa güzeldir, anlamlıdır, bir görev haline dönüşmemelidir.
İş gibi bakılmamalıdır.
Bu en azından benim için böyle...
Butik kurabiye, pasta siparişlerimin ve kurslarımın yeni yeni başladığı dönemde hemen www.mugehuner.com u kurdum.
Bunun çok önemli bir sebebi vardı; blogumun bir butik pasta bloguna dönüşmesini istemiyordum, sadece yemek tarifleri ve sofra dekorasyonlarından oluşan bir yemek dergisi gibi kalsın istiyordum...
Sık sık yazamasam da sadece içime sinen tariflerin olduğu bir yemek dergisi...
Blogumu güncelleyememek beni üzmüyor mu sanıyorsunuz?
Blogum benim kelimenin tam anlamı ile çocuğum gibi, 2007 den beri yazdığım, hemde öyle böyle değil, inanılmaz bir özen göstererek yazdığım, sanki bir parçam...
Takip edenler bilir, basit bir tarifi yazmak için bile yarım günümü harcarım ben, imla kurallarına olsun, tarifin üzerine yazdığım anılarım olsun hepsine çocuğum gibi özenir, üzerine titrerim.
Tarifi defalarca dener, "tutan tarifler" olması için çabalarım.
Basit olsun, zor olsun en ince detayına kadar anlatırım.
Fotoğrafının güzel olması için eşimi canından bezdiririm, beğenmezsek fotoğrafı, bekletirim tarifi, bir sonraki denemeyi ve çekimi...
Sorulan her soruya dilim döndüğünce yanıt vermeye çalışırım, yazılarımda soru sorulmayacak kadar detay vermeme rağmen...
Bu; bundan sonra da böyle olacak, geçen hafta ciddi ciddi kapatmaya bile karar vermiştim blogumu ama sonra vazgeçtim.
Neden yapayım ki böyle bir şey, yılların emeği var bu sayfalarda, yılların paylaşımı, yılların anısı...
Binlerce seveni, takipçisi var ve dört-beş kendini bilmezin gücü yetmeyecek bu hevesimi kırmaya...
Yazmaya devam edeceğim, belki bir sonraki tarif; bir kaç ay sonra gelecek, belki sonrakiler aynı ay içinde 5-6 kere...
Ne olursa olsun, ben çocuğum gibi sevdiğim bu hobiden vazgeçmeyeceğim...
Günlük hayatım, anlık iletilerim, yediğim, içtiğim, gezdiğim yerler kısaca hayatımdan güncel detayları facebook ve twitter hesabımdan takip edebilirsiniz...
Dediğim gibi Hünerli Bayanlar yemek ve sofra dekorasyonu blogu olarak hayatına devam edecek...
Bu yazı yorumlara kapalı olacak, neden mi?
Eminim moralimi düzelten bana güç veren harika yorumlar gelecek ve bazı kendini bilmezler sadece hoşuma giden yorumları yayınladığımı düşünecek...
Bunu istemiyorum, beni sevdiğinizi, Hünerli Bayanlar'ı sevdiğinizi en az benim kadar ona sahip çıktığınızı biliyorum...
Bu bana yeter...
Hepinizi sımsıkı kucaklıyor, gözlerinizden öpüyorum...
23 Ağustos 2012 Perşembe
TRT1 İyi Fikir Programı - Temmuz 2012

BİR KEZ DAHA İYİ FİKİR! :)
Öncelikle herkesin geçmiş Ramazan bayramını en içten duygularım ile kutluyor, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum. :)
Biz bu bayram yine baba memleketim Erdek'te idik...
Bol bol dinlendik, büyükler ile bayramlaştık.
Ama bol bol eğlendik diyemiyoruz asla, çünkü her sabah tv yi açtığımızda hüzne boğulduk, lokmalar boğazımıza dizildi, teröre lanet ettik!...
Herkes gibi benimde tek dileğim; bu bebek katillerinin hak ettikleri cezayı bulması, sonsuza kadar köklerinin kuruması... Amin!...
Bugün sizlerle benim için çok güzel bir anı olan İyi Fikir Programının çekimini paylaşmak istiyorum.
Hatırlarsanız Nisan ayında da konuk olmuştum aynı programa.
Hatta ilk programın, ilk konuğu olmak gibi çok hoş bir anıya sahip olmuştum. :)
O günlerde program için; "çok şeker bir program ve inşallah benimde ayağım uğurlu gelir" demiştim. :)
Dileğim kabul olmuş demek ki, bu güzel ve yararlı program hem çok güzel bir saate alınmış hem de canlı yayına geçmiş.
Beni tekrar üstelik bu kez canlı yayında konuk etmek istediklerinde hem çok sevindim, hem de çookk heyecanladım. :)
Programda hem kurabiye süsledim, hem de evinde bu işi yaparak ev bütçesine katkıda bulunmak isteyen hanımlara fikir vermeye çalıştım.
Program bittikten sonraki kısım ise benim için çok daha eğlenceli idi.
Başta sunucu Ezgi hanım olmak üzere tüm ekiple birlikte tam bir saat kurabiye süsledik!. :)
Yönetmen Binnur hanımın deyimi ile bir program daha çektik. :)
Öncesi sonrası ile benim için gerçekten çok cici bir anı oldu.
Program içinde ben üç farklı noktada yer aldım denebilir aslında, arada reklamlar, diğer konukla söyleşi ve telefon bağlantıları vardı. Ama ben sizi yormamak için epey uğraştım ve kendi bölümlerimi montaj yaptım. :)
Keyifli seyirler diliyorum efendim....
7 Ağustos 2012 Salı
Etsiz Çiğ Köfte

PRATİK VE EKONOMİK DEĞİL, SADECE ETSİZ! :)
Çok ama çok uzun zaman olmuş tarif yazmayalı, sizi bırakın ben bile hatırlamıyorum en son ne zaman yazdığımı :( Ama özlemişim hem de feci özlemişim :)
Aylar önce twitterda; "Pazartesi dukan diyetine başlıyorum ve bu sayede blogumu biraz hareketlendirmeyi planlıyorum" demişim. :) Eh yalan değil biraz kıpırdanma oldu, yazdım bir şeyler ama işte tarif değil, tarifin tadı başka. :)
Bu nefis çiğ köftenin daha doğrusu salatanın -mezenin- tarifi; blogumun daimi destekçilerinden Siret yengeye ait. Tamamen kendisinin bulduğu, süper lezzetli bir tarif.
Kendisinde defalarca yedim, hatta masasından bir miktar yürütüp misafir bile ağırlamışlığım var ama gel gör ki tarifi alayım, yazayım, yapayım, yayınlayayım kısmı... İşte orası uzadı gitti. :)
Bugün bu köftenin benim için çok komik olan hikayesini paylaşmak istiyorum sizinle asıl.
Dediğim gibi köfteyi Siret yenge'de defalarca yedim, neredeyse her gittiğimizde ben çok seviyorum diye yapar sağ olsun. Bende her seferinde; "aa yenge pratik çiğ köfte mi yaptın" ya da "etsiz, kolay çiğ köfte mi yaptın" der, bir güzel mideye indirirdim.
Tarifini istediğim gün bile; "yenge şu senin kolay çiğ köfte var ya, benim sevdiğim, onu bana yazar mısın, kendim yapıp, pratik, etsiz çiğ köfte başlığı ile yayınlamak istiyorum" dedim.
Elbette dedi ve eline kağıdı, kalemi alıp yazmaya başladı.
Bu arada ben kuzenle sohbete dalmışım, kafamı bir çevirdim, Siret yenge hala yazıyor!!
Neredeyse iki sayfa doldurmuş! :) Nasıl yani? dedim, yenge bu kadar uzun mu bu tarif? :)
Kağıdı alıp, malzemeleri ve yapılışını okumaya başladığımda şaşkınlığım iki kat arttı. Tarif; ne ekonomikti ne de pratik. Bildiğin gayet zor tariflerden. :)
İnanın kendimden utandım, Siret yengeye hayran oldum, onun yerinde ben olsam, bu kadar uğraşarak yaptığım bir yemeğe, her geldiğinde "pratik çiğ köftemi yaptın" diyen birine, ellerimi belime koyup; "bana baksana gelin hanım, bunu yapmak için ne kadar uğraşıyorum ben, pratik deyip durma" diye fırça atardım.
Ama o yapmaz, pamuktur o pamuk :)
Tarifi sizlerle paylaşmadan önce elbette kendimde denedim. Malzemelerde "göz kararı" diye söylenenleri ölçülü hale getirdim, yapılışında kendim ufak tefek farklılıklar yaptım.
Örneğin tüm malzemeleri birden robotta çekmek yerine, fındığı ve cevizi sarımsakla, ekmeği soğanla birlikte çekip, aromalarının iyice karışmasını sağladım.
Tadına baktığımda ise çok mutlu oldum, çünkü aynı lezzeti yakalamıştım. :)
Tarifin orijinalinde, bir su bardağı karışık kuru yemiş -ceviz, badem, fıstık- vardı. Ben evde fındık ve ceviz olduğu için ikisini kullandım, gayet güzel oldu, badem ve fıstık eklemeyebilirsiniz. Ceviz yok ise sadece fındık ya da tam tersi sadece ceviz ile de yapabilirsiniz.
Benim en büyük şansım içindeki malzemelerin çoğunun, -bulgur, salça, nar ekşisi, isot gibi- Kilis'ten gelmiş olması, bu yüzden lezzetini garantilemiş oluyorum. :)
Ramazan'da iftar sofralarınıza ya da akşam yemeği, çay daveti sofralarınıza kısaca her sofraya ve monuye uygun bir tarif, denerseniz beğeneceğinize eminim.
Son olarak, köftenin yapıldıktan sonra biraz dinlenmesi gerektiğini söylemeliyim.
Normalde çiğ köftenin, bulgurun şişmesi nedeniyle hemen tüketilmesi gerekir ama bu sefer durum farklı, adı aynı olsa da bu köftenin buzdolabında en az beş altı saat, hatta bir gece dinlenmesi gerekiyor. Dinlendikçe tadı oturup, güzelleşiyor.
En az üç dört günde lezzetinden bir şey kaybetmiyor. :)
Malzemeler (ortalama 50-55 Adet için)
- 2 Su Bardağı (ince, kahverengi) Bulgur
- 1/2 (yarım) Su Bardağı Ceviz
- 1/2 (yarım) Su Bardağı Fındık
- 1/2 (yarım) Su Bardağı (100 ml.) Zeytinyağ
- 1 Adet (220 gr.) Konserve Mısır
- 1 Adet (orta boy) Kuru Soğan
- 5-6 Diş Sarımsak
- 1/2 (yarım) Su Bardağı Nar Ekşisi
- 4 Yemek Kaşığı (tepeleme) İsot
- 2 Su Bardağı (rendelenmiş) Domates
- 2 Dilim (bayat, esmer) Ekmek
- 1 Yemek Kaşığı Domates Salçası
- 1 Yemek Kaşığı Biber Salçası
- 1 Yemek Kaşığı Köfte Baharı
- 1 Çay Kaşığı Tuz
Yapılışı
- Bulguru derin bir kaseye koyun ve üzerine rendelenmiş domatesi ekleyin. Güzelce karıştırın ve üzerine bir kapak kapatarak, bulgurun yumuşaması için 45 dk. kadar dinlendirin.
- Ceviz, fındık ve sarımsağı rondoda un gibi incecik oluncaya kadar çekin. Oldukça büyük, derin bir kaba alın.
- Kuru soğan ve bayat ekmeği de rondoda iyice çekin ve fındık, ceviz karışımının olduğu kaba ekleyin.
- Mısır ve salçaları da rondoda çekin ve yine aynı kaba ekleyin.
- Bu üç malzemenin birleşimine, şişmiş olan bulguru ve listedeki diğer malzemeleri ekleyin.
- Hepsini güzelce bir yoğurun.
- Daha sonra karışımı robotta 1 dk. kadar çekin. (Tüm malzeme robota sığmayacaktır, 2-3 parça halinde çekmenizi tavsiye ederim)
- Robottan aldığınız karışımı en az 5-6 dk. yoğurun, tuzunu kontrol edin ve gerekirse damak tadınıza göre ekleme yapın.
- Hava almayacak bir saklama kabına koyup (buzdolabınızı kokutmaması için) en az 5-6 saat ya da bir gece dinlendirin. Çiğ köfte şekli vererek servis edin.
17 Temmuz 2012 Salı
"Yağmur'un Dişi Çıktı" Partisi

NESLİHAN'DAN BİR MÜTHİŞ PARTİ DAHA!...
Bu aralar benden mutlusu yok. Yeni tarifler ile olmasa da, muhteşem partiler, şık sofralar ile sık sık güncelliyorum blogumu. :)
Öncelikle Blog Dostluğu 5.Yıl Buluşması ile ilgili gönderdiğiniz iltifat dolu mailler ve yorumlar için bir kez daha çok teşekkürler, hem kendim hem de sevgili arkadaşlarım adına...
Hakikaten üzerinden günler geçti ama bende hala etkisindeyim.
Bugün sizleri yine bir partiye aynı şekilde üzerinden haftalar geçmesine rağmen hala etkisinde olduğum başka bir güzelliğe götüreceğim.
Bir diş buğdayı partisine...
Dikkatli okuyucular artık çok iyi biliyorlar, grubumuzun prensesi Nesloş tam bir organizasyon uzmanıdır.
Düzenlediği muhteşem ev partileri, kurduğu sofralar ve inanılmaz detayları ile her seferinde başımızı döndürür, keyiften sarhoş eder bizi. :)
Daha önce sizlerle 2011 Yılbaşı Sofrası'nı ve Yağmur'u Beklerken Parti'si ni paylaşmıştım.
Bu kezde diş buğdayından güzel kareler paylaşmak istiyorum.
Başlıkta da söylediğim gibi; sevgili Neslihan'cığımın, prensesi Yağmur'un dişi çıktı. :)
Neslihan'da tüm bahaneleri olduğu gibi bunu da görsel bir şölene dönüştürdü. Ben normalde zaten tüm buluşmalarımıza heyecanla, mutlulukla gidiyorum çünkü her anlamda kafa dengi, harika bir grup bizimkisi. :)
Ama ne yalan söyleyeyim Neslihan'ın partilerine daha bir heyecanla, merakla "acaba bu sefer nasıl güzellikler yaşayacağız" diye gidiyorum ve hiç bir zamanda yanılmıyorum. :)
Daha kapıdan içeri girdiğim anda sanki masal diyarına girmişim, gerçek dünyada değil masalsı bir film platosunda geziniyormuş gibi hissediyorum.
Başınızı nereye çevirseniz ayrı bir detay, ayrı bir güzellik oluyor.
Lafı fazla uzatmadan sizlere güzel fikirler vereceğine inandığım, günü yansıtan kareler ile baş başa bırakıyorum. :)

Neslihan; sayıca kalabalık olduğumuz için, bu kez oturmalı düzen yerine açık büfeyi tercih etmişti. Buna en çok sevinenlerden biri oldum çünkü o günlerde diyetimin en sıkı günleri idi ve kendime ton balıklı salata hazırlayarak bir köşeye çekilmiştim. :)
Sofra düzeninde karşınızdakiler mis gibi yemekleri yerken sizin salata tırtıklamanız daha da zorlaşıyor. :)
Bu arada detaylara dikkat ediyorsunuz değil mi?
Aynı yazı karakterleri ile hazırlanmış duvar yazısı, etiketler, peçete halkaları ve hatta kadehler! :)


Görüntüsü kadar lezzeti de harika olan ikramlar...
Bu arada elimde yakın fotoğrafı yok ama avokadolu, pastırmalı kanapelerin ekmekleri diş şeklinde kesilmişti.!
Bende kanapeleri yıldızlı, kalpli vs. hazırlamayı pek severim bilirsiniz, o yüzden böyle minik detaylar beni inanılmaz cezbediyor. :)

Münevver ablamız yine döktürmüştü, yeşil çaylı kurabiyelerin ve çeşit çeşit makaronlarının lezzetini tarif etmeye, benim iyi olduğunu düşündüğüm kelime haznem yetmez. :)
Neslihan'cım da her zaman müthiş lezzetli olan cheesecake'ini bu kez tadımlık, minik porsiyonlar halinde hazırlamıştı.
Yaso'ya artık söylenecek söz kalmadı zaten. Pastanın üzerindeki figür başta gayet normal gözükse de Yağmur parti kıyafetini giydiğinde hepimizin ağzı açık kaldı, bırakın elbiseyi, ayakkabısındaki çiçekleri bile bire bir yapmış. Dediğim gibi söz bitti! :))

Mürver şurubu çikolatadan bardaklar ile sunuldu, önce içildi, sonra yendi. :)


Müge teyze'nin bu partiye katkısı elbette süslü kurabiyelerdi. :)


Neslihan her zamanki gibi hediye kısmına da çok özenmişti. Külahların içinde lokum, süslü minik tüplerin içinde günün anlam ve önemine uygun olarak :) buğday vardı...
Ayrıca Yağmur'un üzerine buğday taneleri serpildi ve meslek seçimi seremonisi de yapıldı.
Neslihan'ın hazırladığı "Yağmur hangi mesleği seçecek?" kartlarına herkes tahminini yazdı.
Ben bir an bile tereddüt etmeden; aşçıyı işaretledim, Yağmur'da kepçeyi eline aldı ve böylece günün tek kazananı oldum! :)
Ödülüm de çok şık bir havlu oldu...
Münevver ablanın diş buğdayından da altın çıktı ve Yağmur'u kıyafetlerle donatmakta ona düştü. :)

Evet, bir partinin daha sonuna geldik, sıradakini heyecanla beklemeye başladık. Malum bizim grupta bahane çok :) Daha nice güzellikler görmeye devam edeceğiz bence. :)
Umarım sizlere de güzel bir göz ziyafeti olmuş ve yeni fikirler vermiştir.
Sevgiyle...
10 Temmuz 2012 Salı
Blog Dostluğu 5.Yıl ve Blog Bebekleri Büyüyor Partisi

BÖYLESİ DOSTLUĞA BÖYLESİ BİR PARTİ YARAŞIR!...
Bugün sizleri bir partiye götüreceğim... Fotoğraflara bakarken sürekli; "ay ne kadar güzel!" diyeceğiniz, "nasılda güzel, kusursuz planlanmış her detay, vallahi bravo!" demekten yorulacağınız muhteşem bir partiye...
Partiye geçmeden önce -merak edenlere- kısacık bir bilgi.
Dukan diyetime halen devam etmekteyim. Tahmin edeceğiniz üzere tatilde ipin ucu birazcık! kaçtı. :)
Güçlendirme evresi yalan oldu. :) Bende dönünce kendime ceza olarak; önce üç günlük bir atak evresi, daha sonra bir haftalık seyir evresi uyguladım.
Şimdi tekrar güçlendirme evresindeyim. Üstelik ufak tefek kaçamaklar da yapıyorum. :)
Diyet anlamında gayet keyifliyim anlayacağınız.
Ama dediğim gibi bugünkü konumuz diyet değil, çünkü benim artık söz etmekten, anlatmaktan bile sıkıldığım bir konuyu, siz dinlemekten hayli hayli sıkılmış olmalısınız.
Diyor ve partiye geçiyorum. :)

Blogumu takip edenler, hemde öyle sıkı takip değil, arada sırada göz atanlar bile bilir. Bizim bloglarımız sayesinde tanıştığımız, tanıştıktan sonra jet hızı ile kaynaştığımız ve arkadaşlığımızın yıllardır kopmadan hatta tam tersi, git gide güçlenerek büyüdüğü, şahane bir grubumuz var.
İlk zamanlar genellikle baby shower ve hoşgeldin bebek bahaneleri ile daha sonra diş buğdayı, doğum günleri, yeni ev, yeni yıl gibi çeşit çeşit konseptler ile bir araya geldik. İnşallah bundan sonrada hep gelmeye devam edeceğiz.
Grubun hobisi, zevki ortak; mutfak ve yemek! :)
Dolayısı ile her buluşma ayrı bir ziyafet, ayrı bir damak şöleni bunu söylememe bile gerek yok sanırım.
Üstelik kendi oluşturduğumuz; herkesin bir çeşit getirdiği ve ne ev sahibinin, ne de misafirlerin çok yorulmadığı nefis bir imece sistemimizde var. :)
Grubumuzun bana göre asıl güzelliği, herkesin ayrı ayrı son derece zevk sahibi olması.
Özellikle Neslihan ve Selen'in..
Bu nedenle bizim buluşmalarımız sadece lezzetli değil, kelimenin tam anlamı ile görsel bir şölen.
Özellikle Neslihan'cığımın partilerinde ben kapıdan içeri girdiğim anda kendimi Alice Harikalar Diyarında masalında gibi hissediyorum.
Her dakika, her köşede yeni bir detay görüp büyüleniyorum adeta.

Temmuz ayı; gruptaki iki minik prensesin, İpek ve Tuana'nın doğum günlerinin olduğu ve bizim dostluğumuzun başladığı ay...
Hepimiz için çok anlamlı.
Bundan tam beş yıl önce Blog Pikniği ile başladı dostluğumuz ve hem sevgisi, hem nüfusu :) hızla artarak büyümekte.!
Selen, Pınar ve Neslihan, bu ay ki buluşmamızı; hem kızların doğum gününü, hem de 5.yılımızı kutlamak üzerine planladılar. Hem de ne planlama!
Eminim ki sadece hazırlıklar değil, detayları düşünmek, karar vermek, satın almak ve hazırlamak bile günler sürdü. Ne kadar yorulduklarını tahmin etmek hiç zor değil.
Ama sonuç bence muhteşemdi, eminim bizlerin gözlerindeki hayranlık, kelimeler ile ifade etmekte zorlandığımız iltifatlarımız, onların yorgunluğunu alıp götürmüştür.
Ben bu muhteşem buluşmayı, bizi çok duygulandıran ve her anında bu grubun bir parçası olduğum için çok gurur duyduğum bu günü sizlerle paylaşmak istiyorum şimdi.
Bu sefer ki buluşmamız bir ilke imza attı, eşlerimizde katıldı bize, onlarda kaynaştı. :) Minikler babaların kucağına verildi, bize daha çok sohbet zamanı kaldı, bana en büyük kazancı ise; eşimin çektiği bu güzel fotoğraflar oldu. :)
Birbirinden güzel yiyecekler ile başlayalım :)




Mis gibi içecekler;


Ağzımızın tadını daha da arttıran tatlılar;


Adaş şekerimin; cupcakeleri...

Partinin tüm teması Cupcake üzerine kurulu idi. Tüm detaylar buna uygun düşünülmüştü.
Grubumuzun pastacısı canım Yaso'm, pastayı tam da bu temaya uygun, şip şirin hazırlamış.! :)
Bu arada eşimin orada iki kocaman dilip yemesi ve ortalık toplanırken; "kalan pastayı ben eve götürebilir miyim?" diyerek, koca kutuyu kucaklaması sanırım size lezzeti hakkında bir fikir verecektir. :)

Grubun kurabiyeci teyzesine :) yani bana da cupcake şeklinde kurabiyeler süslemek düştü. Seve seve hazırladım...

Ve muhteşem detaylara geçelim mi şimdi? :)

Hepsini tek tek sayamayacağım kadar, en ince ayrıntısına kadar her detay düşünülmüştü. :) Her yer pembe, her şey cupcake temalı idi.
Kızlar bize günün anısına pek çok hediye de hazırlamıştı. Cupcake şeklinde magnetler, minik kavanozlarda şekerler, neler neler...

Ama içlerinde biri vardı ki, istisnasız hepimizin gözlerinin dolmasına neden oldu.
Pembe paketlerin içinden çıkan, cupcake desenli kumaş ile kaplanmış minik bir fotoğraf albümü!
İçinde dostluğumuzun başladığı blog pikniğinden, buluşmalarımızdan ve bebişlerin an be an nasıl büyüdüğünü gösteren fotoğrafların olduğu olağanüstü bir albüm.
Gerçekten paha biçilemez bir hediye oldu bize...


Detaylar, detaylar...

Hediyelerimizden biri; içlerine yumuşacık şekerler konan mini kavanozlarımız...

Bu minik yüzler bize ait.!
Aslında Yaso'mun niyeti pastanın yanına bir masanın etrafına oturmuş bizleri modellemekmiş.
Ama onun yerine çok daha orijinal ve esprili bir fikir gelmiş aklına. Hepimizi bir tabloda bir araya getirmek.
Bence inanılmaz bir fikir olmuş, hepimiz çok eğlendik bu yüzlerle :)
Herkes kendi maketini alıp eve götürmek istedi önce doğal olarak ama tablo ev sahibinde kaldı, bizde Yaso'dan, bundan sonraki her buluşmaya böyle bir tablo ile gelmesi sözü aldık.! :)


Son bir detayda; -inşallah unuttuğum bir şey kalmamıştır- bu "iyi dilekler ağacı" idi...
Bu süslü kağıtlara Tuana ve İpek prenses ile ilgili güzel dileklerimizi yazdık, ileride, büyüdüklerinde okuyup onlarda bizim gibi duygulansınlar diye. :)
Bu arada şimdi yazarken aklıma geldi, dileklerimizi yazmak için hazırladıkları kalemler ve kalem kutusu bile cupcake konseptine uygundu.!
Gerçi yazı bayraklarını asmak için kullandıkları demir çubukları bile düşünüp, mimar arkadaşına yaptıran bir zihniyetten söz ediyoruz, kalem kutusu ne ki! :)
Kızlar ne diyelim size, süpersiniz.! :)

Ve işte içinde yer almaktan çok ama çok mutlu olduğum, "bunlar benim arkadaşım" diye gururlandığım süper ekip.!
Günün anlam ve önemine uygun olarak beş yaptık ellerimizi, anlatmak için iki elimizin parmaklarının da yetmeyeceği fotoğraf kareleri olmasını diledik.
Eksiklerimiz vardı maalesef, konferans nedeni ile yurt dışında olan Fadime'yi, seyahat nedeni ile Amerika'da olan Münevver abla'mızı andık hep, hediyelerini ayırdık.
Fotoğrafları hemen paylaştık ve duygu dolu satırlar yazdık birbirimize...
Kızlar sizi çok seviyorum ve daha güzeli duygularımızın karşılıklı olduğunu, yazdığım her satıra aynı duygular ile katıldığınızı biliyorum.
Hazırladığınız her parti birbirinden güzel, birbirinden şık ama bu sefer ki daha da bir anlamlı oldu sanki.
Ellerinize, güzel yüreğinize, zevkinize sağlık diyorum...
21 Haziran 2012 Perşembe
Dukan Diyetimde Son Durum :)

BEFORE AND AFTER :)
Blogumda; bugüne kadar her türlü paylaşımda bulundum. Ağırlıklı yemek tarifleri, sofra görüntüleri, püf noktaları, faydalı bilgiler vs...
Evet, kabul ediyorum çoğu zaman tarif vermeyerek sadece dertleştiğim, mutlu ve hüzünlü anlarımı paylaştığımda oldu, amma velakin hiç bir zaman, bir "öncesi - sonrası fotoğrafı" paylaşacağımı düşünmemiştim sanırım yayınla tuşuna basana kadarda inanmayacağım. :)
En çok kararsız kaldığım noktada kolajdaki ilk fotoğraf oldu, göz zevkinizi bozmak istemedim açıkçası hele yeni yazı yazma aralığının ortalama bir ay! olduğu şu günlerde böylesi bir görüntünün haftalarca en üstte durması kafamda çok soru işareti yarattı.
Ama sonra kendime dedim ki; Müge bu senin gerçeğin, sadece bir kaç ay önceki halin. Kurslarda eşim fotoğraf çekerken "sakın beni çekme" dediğim halim, "madem çekeceksin, dur yan durayım da daha zayıf çıkarım" dediğim halim :)
"Kendinle barış Müge" dedim, o fotoğrafa bakmaktan korkma! Hatta bunu bir adım daha ileriye götürüp, bu fotoğrafın bir çıktısını buzdolabına yapıştırmaya karar verdim. O derece! :)
Efendim biliyorsunuz 7 Mayıs'tan beri Dukan diyeti yapıyorum. Hedefim; 12 kg. idi. Dün itibariyle 11 kg. vermiş bulunuyorum.
Ve Pazartesi günü itibariyle; diyetin 3.evresi olan güçlendirmeye geçiyorum.
Seyir evresinde neler yaptın? neler yedin? derseniz sözümün arkasındayım derim. :) Yani bir önceki yazıda da uzun uzun anlattığım gibi öyle çok özel bir şey yapmadım.
Bunu her platformda söylememe rağmen, abartısız her gün onlarca mail ve mesaj alıyorum, hepsinin ortak noktası; "özel bir şey yapmasınız da lütfen ne yediğinizi yazın, fikir verir" :)
Benden günah gitti o halde yazıyorum... :)
Öncelikle ben beş gün Atak Evresi yani saf protein günleri yaptım.
Sonrasında Seyir Evresi'ne yani protein+sebze kısmına geçtim. Bu aşamayı da 5+2 şeklinde uyguluyorum. Pazartesi ve Perşembe günleri saf protein yapıyorum, diğer günler sebze+protein yapıyorum.
Kahvaltıda; protein günlerinde; haşlanmış yumurta, peynirli omlet, light peynir, pastırma, dana jambon, salatalık turşusu, sınırsız çay.
Protein+sebze günlerinde; yağsız, sadece su ile hazırladığım menemen, mantarlı omlet, light peynir, pastırma, dana jambon, domates, salatalık, biber, nane, maydanoz gibi otlar ve çay.
Öğle ve akşam yemeklerinde; protein günlerinde; haşlanmış tavuk, ızgara et, balık, ekmeksiz köfte.
Protein+sebze günlerinde; taze fasulye, ızgara kabak, közlenmiş patlıcan, biber, domates, haşlanmış ya da ızgara tavuk, et, balık, ekmeksiz köfte, ton balıklı yeşil salata, buharda haşlanmış brokoli, mantar, yoğurtlu havuçlu meze, çılbır, cacık, vb.
Dukan diyetinin en önemli özelliği sınırsızlık yani izin verdiği her şeyi sınırsızca tüketebiliyorsunuz ama bir şartla; her öğünde tüketmemek.Mesela sabah kahvaltıda domates, salatalık yediysem akşam ton balıklı salatama sadece kıvırcık, maydanoz, nane havuç vs. koyuyorum gibi...
Her salataya mutlaka kuru soğan ekliyorum, hem de bolca. Zaten severim soğanı, sarımsağı ama bu diyette özellikle öneriliyor.
Salatalara limon yerine balzamik sirke koyuyorum, balzamik sirkenin hafif yağlı gibi bir yapısı olduğu için yağ isteğimi de azaltıyor.
Zaten Dr.Dukan da diyor ki; "balzamik sirke sevmiyorsanız çok yazık, çünkü hem tatlı, hem ekşi, hem tuzlu hissi veren ender yiyeceklerdendir." Ben buna "yağlı gibi" özeliğini de ekliyorum. :)
Protein günlerinde zorlanıyorum açıkçası çünkü eti, tavuğu tek başına yemek çok eğlenceli değil ama sebze günleri çok rahat, çok fazla seçeneğiniz oluyor.
Mesela zeytinyağlı taze fasulye yemeğini aynı malzemeler ile yalnızca 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile pişiriyorum. Zeytinyağlı yemekleri çok tatlı sevdiğim içinde, şeker yerine tatlandırıcı (splenda) ekliyorum. :)
Havucu su ile pişirip, light yoğurt ve sarımsak ile, kabağı ise tost makinesinde ızgara yaparak tükettiğimi söylemiştim.
En çok sevdiğim şeylerden biri de; patlıcanı közleyip, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve biraz limon ile tatlandırdıktan sonra közlenmiş biber, köfte ya da et ve üzerine azıcık pişirdiğim domates sosu ekleyerek yaptığım Dukan kebap. :)
Aynı şekilde kabakları da ızgara yaptıktan sonra üzerine köfte ya da et ve üzerine çok az sarımsaklı yoğurt ve domates sosu gezdirdiğim Dukan İskender. :)
Gördüğünüz gibi işin içine sebzeler girince uydurmalar da çoğalıyor haliyle :)
Yulaf kepeğini krep halinde sevemediğimi söylemiştim. Her gün akşam üzeri; 2 yemek kaşığı yulaf kepeği, 2 yemek kaşığı light yoğurt, bir küçük light meyveli yoğurt ve 1 splenda ile kocaman bir kase karışım yapıyorum. Hem serin bir tatlı yiyormuş hissi veriyor, hem de tok tutuyor.
Çayı zaten şekersiz içtiğim için sorun yok, kahveme de bir splenda ekliyorum ve havaların ısınmasıyla birlikte çok abartmadan diyet limonata ve kola tüketiyorum, özellikle diyet kolayı tadını çok sevmesem de tatlı krizlerine önlem olarak içiyorum, yarım bardak bile içsem bütün gün ağzımda şekerli bir tat bırakıyor. :)
Ve tabi ki; diğer içeceklerin miktarı ne olursa olsun her gün mutlaka 2 lt. su içiyorum.
Diyetimde beni vicdan azabına sürükleyen, aslında ben bu işi adam gibi yapamıyorum, tam düzgün yapsam eminim daha çok verirdim, ne kadar iradesiz bir insanım ben şeklinde kendimi acımasızca hırpaladığım tek bir konu var; Erik!...Evet, şaşırmayın aynen öyle. Kendime atmadığım fırça, etmediğim acı söz kalmadı belki utanırım da erik yemem diye ama yok bir kulağımdan girdi ötekinden çıktı. :(
Seyir evresinde meyve yok ama ben erik raflarda göründüğü andan itibaren her gün biraz arttırarak son zamanlarda bir kaseye çıkartarak erik tükettim.
Neyse ki zamanı geçiyor yavaş yavaş ve bende güçlendirmeye geçiyorum zaten, olan oldu yapacak bir şey yok. "Yemeseydim ne kadar zayıflardım acaba?" sorusu hep aklımın bir köşesinde ama kısa zamanda istediğim kiloya inebildiğim için kendimi biraz olsun rahatlatıyor, eriği kendime verdiğim bir ödül gibi kabul ediyorum. :)
Ben bu diyette kitaptan farklı olarak çok az zeytinyağı da tükettim. Normalde kesinlikle yağ yok hatta "teflon tavaya bir kaç damla yağ damlatın, sonra peçete ile silin" diyor, o derece.İlk zamanlar böyle de yaptım ama bağırsak sistemim ile ilgili ciddi sorun yaşadım. Ayrıca okuduğum pek çok makale de bazı yiyeceklerin özellikle sebzelerin, bir miktar yağ ile çok daha rahat sindirildiğini ve vücuda faydalı hale geldiklerini okudum.
Bu nedenle salataya 1 tatlı kaşığı, et pişirecek isem tavaya 1 tatlı kaşığı gibi ölçülerde zeytinyağı ekliyorum. Bu şekilde herhangi bir bağırsak sorunu da yaşamıyorum.
Gelelim tatlı krizlerine; ilk zamanlar light meyveli yoğurtlar ile gayet güzel idare ettim ama orucun son günlerde bünyeyi zorlaması gibi son zamanlarda yetmemeye başladı. :)
Bende Dr.Oetker'in light pudinglerini devreye soktum. Light süt ile pişiriyor, sabah kahvaltıdan sonra çay ya da kahve ile keyif yapıyorum. :)
En yakın zamanda Tefal dondurmacım ı kullanarak diyet dondurma tarifi deneyeceğim valla söz en kısa zamanda :)
Son olarak diyetin başından beri her gün mutlaka 30 dk. tempolu yürüyüş yaptığımı söylemeliyim. Bu da mutlaka listenizde olması gereken bir detay. Spor; bilirsiniz, yaptıkça yapmak istenen bir şey. :) Ben ilk günlerde banttan yirmi dakikada nefes nefese inerken, şimdilerde 35 dk. 3 km. yürüyor ve her seferinde 550 kalori yakıyorum. :)
VE 3.AŞAMA; GÜÇLENDİRME EVRESİ...
Başta da söylediğim gibi, Pazartesi itibariyle güçlendirme evresine geçiyorum. Aslında güçlendirme evresi istediğiniz kiloya indiğinizde geçtiğiniz ve olduğunuz kiloyu sabitlemek için uygulanan bir dönem.
Hesaplaması da; verdiğiniz kilo başına 10 gün. Yani diyelim ki 12 kg. verdiniz; 120 gün güçlendirme diyeti yapıyorsunuz.
Kitapta her evre olduğu gibi bu evrede çok detaylı şekilde anlatılıyor. Ne yiyip, ne yiyemeyeceğiniz yine harfiyen belli :)
Aslında ben henüz istediğim kiloya inmedim, dukandiet.com sitesindeki anket; "58 kg. olmalısın" dediği için kendime 12 kg. hedefi koymuştum. Asıl hayalim; 55 kg. olmak...
Ve bu kiloya gelene kadar da seyir evresi yapmam lazım normalde. E peki ben neden geçiyorum güçlendirmeye? :)
Ana sebep şu; her ne kadar kilo veriyorum, çok mutluyum, çok rahat yapıyorum ben bu diyeti, süperim, harikayım, traylaylaylom diye kendi kendime gaz versem de ben bu diyet işinden hafiften sıkılmaya başladım.
Yani son bir kaç gündür "şunun ucundan azıcık yesem ne olur ki" kıpırdanmaları başladı. :)
Ki kanımca bu çok tehlikeli bir dönem. Hafta sonu dayanamayıp, iki tane İzmir lokması yedim mesela! :)
Sonra vicdan azabı içinde kitabı elime aldım ve güçlendirmeyi bir kez daha okudum.
Güçlendirme evresinde işin içine meyve giriyor, her gün iki dilim tam tahıllı ekmek, peynirler, nişastalı sebzeler, hafta da iki gün hamur işi ve hafta da iki gün -sınırsızca yediğiniz- ödül yemeği var.
Birden kafamda bir ampul yandı. :) Hafiften sıkılmaya başladığım bu dönemde sabahları yapacağım kaşar peynirli bir tost, domates soslu bir makarna ya da dışarıda istediğimi yiyebileceğim bir ödül yemeği bana çok güzel bir moral olur ve diyetimi eskisi gibi bağlılıkla devam ettirmemi sağlar diye düşünüyorum.
Üstelik bu evre kendinizi bıraktığınız bir evre değil, şeker yine yok, yağ yine yok. Pasta, tatlı, börek, çörek abur cubur ve kuruyemişte yok.
Üstelik her perşembe saf protein günü olacak, yulaf kepeği yenecek ve yürüyüşe de devam edilecek...
Yani sözün kısası; diğer iki evredeki kadar hızlı olmasa da ben bu evrede de yavaş yavaş kilo vermeye devam edeceğimi düşünüyorum.
Yanılıyorsam da bunu zaman gösterir ve ben seyir evresine yine geri dönerim. :)
Güçlendirmeye geçmenin bir diğer nedeni de, daha doğrusu küçük bir kısmı; Pazar akşamı tatile çıkıyor olmamız. :)Kısmetse önümüzdeki hafta canım memleketim Erdek'te olacağız, zaten orada -kıymalı börek gibi, sahilde hamburger, patates kızartması ve çekirdek gibi- :) burnumda tüten ama yiyemeyeceğim pek çok lezzet var, hiç değilse tam buğday ekmeği ve mihaliç peyniri ile çay bahçesinde kahvaltı yapar, ödül yemeği olarak; bir akşam, geçen yıl tadına doyamadığım cantıktan yerim diye düşündüm. :)
Yani tatil dönüşü; "o kadar uğraştım 11 kg. verdim ama tatilde dayanamayıp 3-5 kg. aldım yine" şeklinde bir cümle kurmak istemediğim için geçiyorum güçlendirme evresine...
Umarım bu yazı, Dukan diyetine başlamayı düşünen ya da başlamış ama kafasında soru işaretleri olanlara , her ne kadar değişik bir tarif ya da menü içermese de ufak tefek püf noktaları anlamında yararlı olmuştur. Yazıda unuttuğum herhangi bir konuda sorularınız için yorum bırakabilirsiniz, tatil nedeni ile çok hızlı yanıt veremesem de mutlaka dönüş yaparım biliyorsunuz.
Tabi sadece soru değil, altın değerindeki önerilerinizi de bekliyorum. Geçen yazıda ki önerilerin hepsi inanılmaz işime yaradı. :)
Hepinizi sevgiyle kucaklıyor, bir sonraki yazıya kadar kendinize iyi bakın ve beni unutmayın diyorum efendim... :)
28 Mayıs 2012 Pazartesi
TRT1 İyi Fikir Programı'na Konuk Oldum...
BU KEZ YEMEK İLE DEĞİL KURABİYELERİM İLE :)
Geçtiğimiz ay mail kutuma kısa ama çok şeker bir mail geldi.
"Sevgili arkadaşım Müge, seni çok beğenerek takip ediyorum ama Hünerli Bayanlar'ı ihmal etmene kızıyorum. Dur en iyisi ben seni bir ziyaret edeyim"
Allah Allah dedim, kimdir acaba bu??? :)
Bloglarım sayesinde sıcacık samimi mailler almaya çok alışkınım itiraf ediyorum, genellikle mailler Müge'cim, Müge abla diye başlar ama sevgili arkadaşım Müge çok şekerdi.
Sonraki maillerde ve telefonda anladım ki bu cici hanım TRT de güzel programlar yöneten sevgili Neval Yumuşak Çolak'mış.
Çekimleri Nisan'ın yirmi altısında yaptık. Bu kadar sıcak bir mail yazan kişi ile geçmiş saatleri zaten siz de az çok tahmin edersiniz, inanılmaz eğlendik. :)
Program 23 Mayıs Perşembe günü yayın hayatına başladı.
Ben tesadüfen ilk programın, ilk konuğu oldum. Umarım uğurlu gelirim ve bu şeker program uzun süre bol izleyicili olarak yayına devam eder.
İYİ FİKİR programı hafta içi her sabah 08:10'da TRT1'de....
Bence, yelpazesi çok geniş olan, her türlü konuda bizlere iyi fikirler veren bu programı izlemek gerçekten iyi fikir! :)
Önemli Not; Çekimler söylediğim gibi Nisan ayında yapıldı yani Dukan diyetine başlamadan önce. Gün itibariyle; o halimden çok daha zayıf olduğumu gururla belirtmek isterim. :))
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Dukan Diyetinde Ben Neler Yapıyorum? :)

YA DA NELER YAPMIYORUM? :)
Aslında bir diyet yapıyorsanız ve bunun hakkında sohbet etmeye kalkıyorsanız, sohbet daha çok ne yemediğiniz ve ne yapmadığınız üzerine oluyor.
Bir önceki yazıda sizlere Dukan Diyeti ile ilgili daha detaylı bir yazı yazacağımı söylemiştim.
Aslında az sonra okuyacağınız gibi kayda değer, tavsiye verecek bir şey ne yazık ki yapamıyorum ama son zamanlarda blogum ile ilgili o kadar çok söz verip, yalancı çıktım ki, bu kez öyle olmasın istedim. :)
Tarifler vermek yerine, diyet üzerine düşüncelerimi anlatmak, sohbet etmek istedim.
Dukan diyetine, daha önce de söylediğim gibi bir anda, Nilay'ı görür görmez karar verdim. :)
Öncesinde açıkçası biraz kendimi kandırıyordum. İşte artık yaşımda kemale erdi, metabolizmam eskisi gibi çalışmıyor, su içsem yarıyor, herkes kadar yiyorum ama kilo veremiyorum vs. vs. ...
Ama bugün yani diyetimin on altıncı gününde anlıyorum ki ben bu işi daha önce beynimde bitirmemişim.
Belki bilirsiniz alkol sorunu olanlar, tedavi için hastaneye yattıklarında doktor onları şu şekilde bilgilendirir; "burası sadece sizin kanınızı temizleyecek, psikolojinizi düzeltecek, daha sağlıklı bir hale getirecek ama alkolü tamamen bırakmak isterseniz, bunu önce beyninizde bitirmelisiniz. Yoksa buradan çıktığınızda ilk uğrayacağınız yer bir içki büfesi olur."
İşte kilo problemini de ben aynen böyle tanımlıyorum. Gerçekten kilo vermek istediğinizde yeme-içme olayını daha doğrusu abartılı ve kalorili beslenmeye son vermeyi beyninizde bitirmeniz gerekiyor.
Ben hayatımda ilk defa bu diyette bunu başardım.
Peki bu diyetin mucizesi ne, diğerlerinden farkı ne? yıllardır değişmeyen düşüncem, neden birdenbire değişti.
Elbette bu Dukan diyetinin tek başına yaptığı bir şey değil.Yani bu diyetin mucizevi bir diyet olduğunu söylemek değil anlatmaya çalıştığım.
Dukan diyetinin en önemli başarısı; ortalama beş gün süren ilk atak evresinde, vücudu deyim yerinde ise sersemletip, sarsarak çok hızlı iki üç kilo verdirmesi.
Sonrasındaki evrede yani seyir evresinde her şey normale giriyor yani haftada ortalama bir bir buçuk kilo veriyorsunuz. Tam da bütün sağlık uzmanlarının tavsiye ettiği gibi.
İşte o ilk etapta hızlıca verilen bir kaç kilo sizi sonraki evre için inanılmaz motive ediyor, seyir evresine heyecanla istekle devam ediyorsunuz, üstelik özlediğiniz sebzeler de işin içine giriyor.
Diğer diyetlerde ki, yavaş kilo verimi bu diyette de var ama dediğim gibi ilk etapta hızlıca verince sonrası da "aman veremiyorum ben bu kiloyu" deyip minik kaçamaklara başlamanızı engelliyor.
Bir anlamda diyetinize sahip çıkıyorsunuz. :)
Dukan rejimine başladığımdan beri pek çok mail ve yorum alıyorum. Bazıları "aman diyor, sakın yapma" bazıları diyeti kötüleyen çeşitli gazete yazıları gönderiyor. Hepsini sevgi ve saygı ile kabul ediyorum.
Çünkü sadece iltifatları değil bana gelen eleştiri yorumlarını ve önerileri de aynı keyifle okuyorum.
Ancak bu uyarılara tek bir yanıtla geri dönüş yapıyorum; "lütfen kitabı okuyun"
Kitap gerçekten her anlamda çok başarılı, içinde mantıksız tek bir cümle yok.
Neden tuz alımını azaltmalıyız?, neden diyette çok su içmeliyiz, karbonhidratlar ne yapar, proteinler ne yapar, neyi yapmazsak, ne olur gibi tüm soruları sayfalarca, bilimsel açıklamalar ile anlatıyor.
Zaten bu diyeti milyonlarca insanın yapmasının da bence asıl nedeni bu, kitabın çok mantıklı olması...
Evet içindeki yemek tarifleri bize uygun değil, malzemeler deyim yerinde ise garip, bulması zor, yapsak damak tadımıza uyması zor.
Ama bunları uygulamak zorunda değiliz ki, çok mu zor et, balık, yumurta ve süt ürünleri ile kendi tariflerimizi hazırlamak? :)
Kitabın; Türk beslenme kültürüne uymadığını iddia eden kişilerin sırf kendi kitaplarının pazarlaması için bunu sürekli gündeme getirmesi de bana manidar geliyor... :)
Bu diyetin ikinci motive eden özelliği; vermiş olduğunuz kilodan daha zayıf görünmeniz. :)
Diğer diyetlerde ilk verilen kilolar su kaybı iken, Dukan'da ilk kilolardan itibaren yağlarınız gitmeye başlıyor.
Bu da gözle görülür bir incelme, daralma sağlıyor.
Ben mesela bugünlerde karşılaştığım herkesten inanılmaz zayıflamış olduğumu duyuyorum, oysa verdiğim miktar; sadece dört kg.!
Ve inanın sırf bu iltifatları duymak için bile bu diyete başlanır. :)
Gelelim ben neler yiyoruma :), bugünlerde bu konuda da çok fazla mail alıyorum. bir yemek blogu yazarından herkes doğal olarak Dukan diyetine uygun tarifler bekliyor. :)
Bu konuda ne yazık ki kendimden bekleneni veremiyorum, çünkü çalışma tempom, bırakın mutfağa girip yeni tarifler keşfetmeyi, bloggerların keşfedip paylaştığı harika tarifleri denemeye bile uygun değil.
Son derece klasik bir şekilde yapıyorum diyetimi. :)
Ama olur da benim durumumda olup, bu diyete başlamak isteyenler, "ne yapıp, ne yiyeceğim ki ben" diye düşünenler var ise kısaca paylaşmak isterim.
Ben yeni tarifler yerine mevcut yediklerimi diyete uygun hale getirmeye çalışıyorum.
Örneğin; sebzeleri kızartmak yerine ızgara ya da buharda haşlama şeklinde tüketiyorum.
Zaten çok sık kullandığım Tefal Nutricook ve Actifry, bu diyette neredeyse elim ayağım oldu, birde tost makinesi. :)
- Havuç, mantar ve brokoliyi buharda haşlayarak, kabakları incecik dilimleyip, tost makinesinde ızgara şeklinde pişirerek tüketiyorum.
- Et ve tavukları yağ eklemeden sadece çok az soya sosu (fazlası tuzdan dolayı sakıncalı) defne yaprağı, sarımsak ile marine edip yağsız tavada kızartıyorum.
- Yağsız kıymadan ekmeksiz köfteler hazırlayıp derin dondurucuya koydum, işten gelince birebir.
- Yağsız ton balığı ile kıvırcık, nane, maydanoz, fesleğen, domates ve salatalık ile ton balıklı salata yapıyorum. Sos olarak sadece balzamik sirke kullanıyorum. Balzamik sirke Dr.Dukan'ın da önerisi. Salataya hem tatlı, hem tuzlu, hem de ekşi bir lezzet veriyor. :)
- Yulaf kepeğini ara öğünlerde acıkınca diyet yoğurda karıştırarak tüketiyorum. Bir kaç kez krep yapmayı denedim ama lezzeti damak tadıma uymadı :( en güzeli yoğurtla yemek.
- Klasik havuçlu meze de çok tüketiyorum. Havuçları yağ yerine çok az su ile pişiriyorum, sarımsaklı diyet yoğurt ile karıştırıyorum. (eskiden kıvam vermesi için mutlaka mayonezde eklerdim!)
- Yumurtayı haşlanmış, sarımsaklı yoğurt ile çılbır şeklinde ya da light peynir ve maydanoz ile omlet ve menemen yaparak yiyorum.
- Tatlı krizlerinde ise favorim; Sütaş'ın light meyveli yoğurtları. Özellikle kayısılı olanı şahane. Çay kaşığı ile ağır ağır yiyerek, kendimi mutlu ediyorum. :)
- Bol bol yeşil çay içiyorum, özellikle yaseminli yeşil çay favorim.
- Dr.Oetker'in light pudingini de denedim tavsiye üzerine. Yağsız süt ile pişirdim, tatlı krizleri için güzel bir seçenek ama içinde bulunan tatlandırıcı ve nişasta nedeniyle diğer paketi pişirmedim. Belki güçlendirme evresinde pişirebilirim.
Aklıma gelenler bunlar. :) demiştim çok kayda değer bir şey yok diye. :)
Yani sonuç olarak; benim niyetim; bu diyet bitip istediğim kiloya geldiğimde de yaşam şeklimi değiştirmiş olmak.
Her şey yiyeceğim ama azar azar. Açık büfelerde tüm çeşitlerden patlayıncaya kadar değil, her şeyden biraz yemek niyetim.
Kocaman bir dilim pasta yerine, yarım dilim yiyeceğim.
Havuçlu mezeyi yağda kavurup, mayonezli yoğurtla değil, suda pişirip normal yoğurtla yiyeceğim.
Dizi izlerken koca bir kase kuruyemiş ve cips yemek yerine biraz meyve ya da meyveli yoğurt yiyeceğim.
Yani kısaca, bir yiyeceğin daha hafif şekilde pişirme-tüketme seçeneği var ise bunu tercih edeceğim.
Kalori hakkımı gereksiz yerlerde harcamak yerine hafif bir yemeğin ardından güzel bir kadayıf yemek için kullanacağım. :)
Ve elimden geldiğince günlük yürüyüşümü ihmal etmemeye çalışacağım.
Şimdilik benden bu kadar, arayı açmadan tekrar yazabilmeyi yeni tarifler deneyip sizlerle paylaşmayı çok ama çok arzu ediyorum. Merak ettiklerinizi, sorularınızı, lütfen yorum olarak yazmayı ihmal etmeyin, biliyorsunuz sorularınızı yanıtlamaktan her zaman keyif duyarım.
Önerilerinizi de eksik etmeyin lütfen, hepsi çok işime yarıyor...
Ne diyelim hadi bana ve tüm diyete başlayacaklara kolay gelsin. :)
18 Mayıs 2012 Cuma
Yeni Evimiz Hayırlı Olsun Buluşması, Doğum Günüm, Dukan Diyetim ve Yine Kısa! Bir Yazı :)

BENDEKİ SON DURUM; BAŞLIKTAKİ GİBİDİR. :)
Evet biliyorum çok zaman oldu, hala bu gariban sayfaya gelip bakan, şu yazacaklarımı okuyacak olan kaldı mı, bilemem. Amma velakin ben çok özledim blogumu.
Bugün belki inanmayacaksınız ama bu yazıyı yazabilmek için kendimden randevu aldım adeta, işlerimi toparladım, bazılarını erteledim, çayımı aldım yanıma ve başladım yazmaya.
Önceden bir planda yapmadım ne yazacağıma dair, geri dönüp silmeyeceğim de! İçimden geldiği gibi yazacağım.
Son zamanlardaki iş yoğunluğum malum, başta sadece hafta sonu olarak başlayan kurabiye ve pasta kurslarım artık neredeyse tüm haftaya yayılan tam zamanlı bir iş haline geldi. Şikayetçi miyim? kesinlikle hayır, sevdiğim bir hobi iken çok tatlı, çok şeker bir işe dönüşen, işim var benim... :)
Bu yoğunluktan nasibini kötü şekilde alan tek yer; mutfağım. Şu kadarını söyleyeyim farklı bir işte çalışıyorsanız, akşam eve gelince mutfak adeta bir terapi! Yorgunluk attığınız, kafanızı dağıttığınız bir huzur köşesi. Ama tüm gün boyunca mutfakla, kurabiye ile pasta ile uğraşıyorsanız, akşam eve geldiğinizde artık görmek bile istemediğiniz bir mekan haline geliyor. Akşam yemekleri; tost, menemen ve çeşit çeşit makarna dan vs. den oluşmaya başlıyor. En azından bende böyle...
İşte çok sevdiğim işim ile ilgili tek sıkıntım bu. :(
Hele benim gibi bir yemek blogu yazıyorsanız, vay halinize :) Ne var ki, ne yazacaksınız...
Beni bilirsiniz, bloguma çok ama çok özenirim. Basit bir tarifi bile en az iki saat alır yazmam. İşte bu nedenle bu aralar Facebook favorim :) Orada tam bir vur-kaç mantığı var. :)
Günlük gelişmeleri bir cümle ile attırıveriyorum, oldu bitti.
Hatta evimin görüntülerini, sofralarımı, Dukan diyetim ile ilgili gelişmeleri, doğum günü fotoğraflarını bile paylaştım orada...
Facebook'tan takip edenler bilir, Dukan ile ilgili yazdıklarımı; "Sevgili Günlük" diye yazıyorum.
Geçen gün tam bunu yazarken dedim ki; "Müge senin bir günlüğün var zaten, adı üstünde blog!, neden oraya hiç bir şey yazmıyorsun" :)
Ve başta da dediğim gibi, bugün hepsini buraya yazmaya karar verdim...
Hadi buyurun okumaya... :)

Sırayla gidelim, önce; "Yeni evimiz hayırlı olsun buluşması" :)

Üzerinden haftalar geçmiş, oysa bana dün gibi geliyor. :) Biliyorsunuz bizim düzenli aralıklarla ve güzel bahaneler ile buluştuğumuz şahane bir blog grubumuz var.
Son zamanlarda sadece baby shower, hoş geldin bebek ve diş buğdayı şeklinde geçse de aslında her buluşmamızın bir teması, bir nedeni var.
Benim konseptim; yeni ev olduğu için ortamı süsleyecek bir neden yoktu :) O yüzden süs olarak sadece içine lokum yerleştirdiğim isim kutularını, yemek kartlarını ve taze çiçekleri tercih ettim.
Bahar havasında oldu yani. :)

Bu buluşmalarımızın en güzel yanı; katılan herkesin bir çeşit -hatta bazen iki çeşit- ile gelmesi. :)
Böylelikle ev sahibi hemen hiç yorulmamış ve sofrasına daha fazla özenebilmiş oluyor.
Bilirsiniz; kalabalık yemek davetlerinde günler öncesinden ne yapacağımıza karar verme telaşına düşeriz. Bir iki gün kala hazırlıklara başlarız, sabah erkenden kalkar, son anda taze yapılması gerekenleri hallederiz.
Bütün bunları yaparken de çoğu zaman sofrayı kuracak, hazırladıklarımızı şık bir şekilde sunacak takatımız kalmaz.
Ve cümleler hep şöyle kurulur sofrada; "aslında niyetim şunu da yapmaktı, böreği şu şekilde sarmaktı ama zamanım yetmedi".
Ya da en azından ben böyleyim diyeyim, genele yayıp tüm hanımlara haksızlık etmeyeyim. :)
İşte bizim buluşmalarımızda böyle bir cümle olmuyor, gayet sakin bir gün önceden profiterolleri hazırladım, ertesi gün kısırı yaptım, sakin sakin soframı kurdum ve hazırlanıp beklemeye başladım. Sıfır yorgunluk!
Düzenli olarak toplanan tüm hanımlara bu sistem şiddetle tavsiyemdir. :)

Her buluşmada benden istenen genellikle; Kısır olur. Hatta Yaso'mun deyimi ile kısır döngü. :)
Ben her seferinde; "Bu sefer başka bir şey yapsam mı? dedikçe, "Yok biz o kısır döngü içinde kaybolmak istiyoruz" derler. :)
Evimdeki davette de kuralı bozmayıp, kısır döngüye girdim elbette :) ama bu kez yanına bir çeşit daha ekleyip, uzun zamandır yapmadığım Profiterol'ü ekledim. Hem klasik, hem de Çilek Soslu'sundan... :)

Tuzlu Büfesi; Dereotlu Pamuk Poğaça, Üç Renkli Börek, Tavuklu Yoğurtlu Etimek Salatası, Mini Pizza, Kısır, Kuru Börülce Salatası ve Avcı Böreğinden oluştu...

Tatlı Büfesinin başrol oyuncuları ise; profiterol, Krem Karamelli Kek, Reçelli Düğme Kurabiye ve çeşit çeşit makaronlardı. Anlayacağınız üzere biz daha çok tuzlusever bir grubuz. :)
Bu kadar tatlıdan, börekten nefis lezzetlerden sonra, artık geçelim Dukan Diyeti'me. :)
Aslında bu diyet ile ilgili sizlere daha detaylı bir yazı yazacağım inşallah ama şimdide kısaca söz edeyim. :)
Uzun zamandır kilolarımdan şikayetçiyim malumunuz, bunun için denemediğim rejim, yöntem kalmadı diyebilirim. Diyetisyene gittim, spora gittim. Yok olmuyor, her yeni denemenin sonunda kilolar fazlasıyla geri dönüyordu.
En son tartıya çıktığımda ibre 69.8 i gösterdi ve ben neredeyse ağlayacaktım. Allahtan yetmiş demedi, iki yüz gr. ile yırttım yoksa hüngür hüngür ağlardım sanırım, yetmiş kilo; benim için çok psikolojik yıkım noktası çünkü...
Uzun zamandır internette hemen her yerde karşıma Dukan diyeti çıkıyordu, facebookta kilomdan sürekli şikayet ettiğim için; "neden Dukan'ı denemiyorsunuz?" önerileri geliyordu ama ben oralı olmuyordum açıkçası.
Dukan'a değil, kendime olan inancımı kaybetmiştim sanki, hatta neredeyse kendimi bu halimle kabullenmeye bile başlamıştım.
Ama birdenbire fikrim değişti, hem de bir dakika içinde. :)
Sevgili Nilay'ın blogunu fırsat buldukça keyifle takip ederim, özellikle sık güncelleme konusundaki azmine hayranım. :) Bir süredir Dukan diyeti yaptığını yazılarından okuyordum ama sadece okuyordum açıkçası.
Ta ki onun, mangal partisindeki manken kıvamına gelmiş halini görünceye dek.! İşte benim kırılma noktam o an oldu. Ertesi gün kitabı aldım, hafta sonu okuyup, ezberledim ve 7 Mayıs Pazartesi günü başladım.
Başladığım andan itibaren pek çok yorum ve mail aldım okuyucularımdan, çoğu; "sakın başlama, çok tehlikeli" diyordu ama ben onlara hep aynı yanıtı verdim. Lütfen kitabı okuyun, ondan sonra yorum yapın. :)
Dukan Diyeti eğer kitabı okuyarak, anlayarak, bilinçli şekilde yaparsanız, hiç bir tehlikesi olmayan, son derece başarılı bir diyet bence...
Benim Dukan'a karar verme nedenim çok basit; Disiplin!...
Ben yapı olarak -yemek söz konusu olduğunda- iradesi zayıf biriyim ve normal rejimler bana pek uymuyor. Örneğin; diyetisyen bana; "sabahları bir tatlı kaşığı reçel yiyebilirsin" mi diyor, o oluyor üç tatlı kaşığı. "Akşam üç dört tane ceviz yiyebilirsin" mi diyor, o oluyor bir kase kuruyemiş!
Üstelik normal diyetlerde kilo verme hızı çok yavaş ve bu da insanı demotive edip, "aman zaten veremiyorum" deyip, bırakmaya yöneltiyor.
Dukan'ın ilk evresinde yani Atak döneminde birden iki üç kg. veriyorsunuz ve bu sizi bir sonraki; haftada ortalama bir - bir buçuk kilo verdiren, seyir evresine mutlulukla başlamaya, hiç bozmadan rejimi devam ettirmeye yönlendiriyor. Üstelik sınırsızca, sebze ve protein alarak.
Mesela ben hiç bir zaman düzene koyamadığım günlük otuz dakika yürüyüşü kilo vermenin verdiği motivasyon ile her akşam düzene bağladım. :)
Dukan diyetinde; "ben neler yiyorum, neyi nasıl tüketiyorum" u ayrı bir yazı ile yazmak, bu bahane ile bloguma yeni yazılar eklemek istiyorum ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim yeni bir şey icat edemiyorum, daha önceden keşfedilmiş lezzetleri yapıyorum. Örneğin; Nilay'ın blogu; Mutfak Sırları bu konuda tam bir hazine! :) Sadece Dukan Diyeti üzerine tarifler yazan, bu konuya ciddi kafa yoran hanımların blogları da var ve ben pek çoğunu google reader da izlemeye aldım bile. :)

Dukan diyetinden de geçiyorum, son konumuza; doğum günüme. :)
Bu yıl doğum günüm tüm gün süren etkinlikler ile kutlandı. Gündüz ayrı, gece ayrı mis gibi sofralar kuruldu. Telefonum yine hiç susmadı, mail kutumda tam 476 mesaj vardı!
Gayet şımarıktım anlayacağınız, üstünden bir hafta geçti yeni yeni kendime geliyorum. :)
Yukarıdaki fotoğraf; sabah canım arkadaşlarım için hazırladığım kahvaltı sofrasından. Klasik kahvaltılıkların haricinde, Zeytinyağlı Dolma, Peynirli Dereotlu Muffin ve Çilekli Tart hazırladım.
Selenikomun nefis böreği, Münevver ablamın mis gibi reçelleri ile tam bir doğum günü sofrası haline geldi. :)
Ben ne mi yedim; yağsız ton balığı, lor peyniri, yumurta ve sınırsız çay! :)
Bu güzellikte kendi kendime hazırladığım doğum günü pastası! :)
Beni tanıyanlar bilir, damla sakızlı lezzetlerden pek hoşlanmam hatta direk sevmem bile diyebilirim.
Nasılsa ben yemeyeceğim ve gelen arkadaşlarım çok sevdiği için hem tabanında hem de kremasında damla sakızlı vanilya kullandım. Tadına bakan herkeste çok beğendi.
Dr.Oetker'in damla sakızlı vanilyasını eğer damla sakızı seviyorsanız şiddetle öneririm. Ben seven arkadaşlarım için evde mutlaka bulunduruyorum. :)

Doğum günümde; diyetin dördüncü gününde idim ve hiç kimse o günkü ikramlara dayanamayacağımı düşünüyordu. Bir kişi hariç; Ben. :)
Ne gündüz arkadaşlarımın geldiği kahvaltı sofrasında ne de akşam kurulan zengin açık büfede diyetimin bir gram dışına çıkmadım. Bu sefer gerçekten çok azimliyim, çok. :)
Aslında diyeti bozmayacağıma inanan sadece bendim demek haksızlık olur, bir kişi daha varmış; can dostum Yaso'm. Normalde her buluşmaya, her doğum gününe şahane tasarımlı pastaları ile gelen arkadaşım bana sadece mumdan oluşan bir Dukan Pastası hazırlamıştı. :)))
Koridordan iyi ki doğdun şarkısı ve elindeki tepsiyi görünce, şaşkınlıkla karışık attığım kahkayı görmeliydiniz. :)
Bence bu yıl ki doğum günüme damgasını vuran; bu müthiş Dukan Pasta oldu.!
Ay Allahım! ne kadar iyi geldi yazmak, yazdıkça mutlu oldum, her satırda blogumu ne kadar özlediğimi bir kez daha anladım. Şimdi Müge kaçar, mis gibi taze fasulyesini yemeye gider. :)
Hepinize her zaman olduğu gibi, kocaman öpücükler, sevgiler... :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

