27 Aralık 2011 Salı

2011'in Son Kahvaltı Sofrası :)

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -9

UZUN BİR ARADAN SONRA EVDE PAZAR KEYFİ…
Yine aynı şeyi yaptım; kremalı mantarlı makarna gibi tariflerde, tüm malzemelerin yemeğin isminde yer alması gibi, neredeyse bütün yazıyı başlıkta özetledim. :)
Bu kahvaltı sofrasını geçtiğimiz Pazar arkadaşlarımız için hazırladım.
Yazıyı okumadan fotoğraflara hızlıca bir göz atanlardansanız, sofrada; zeytin, peynir gibi klasik kahvaltılıklar dışında pek bir şey olmadığını, kayda değer yeni bir tarif falanda olmadığını hemen fark etmişsinizdir. :)
O zaman bu sofrayı yayınlamamın tek nedeninin; sizleri özlemiş olmam ve bu bahane ile iki satır sohbet etmek olduğunu da anlamışsınızdır. :)

Son zamanlarda deyim yerinde ise insanüstü bir tempo ile çalışıyorum. Özellikle son iki ayda, kurslar nedeniyle haftanın yedi günü çalıştım.
Pazartesi sabahı işe gelirken Çarşamba gibi hissediyorum, Cumartesiyi Çarşamba gibi... :)
Dolayısı ile evimle ve çok sevdiğim mutfağımla hiç istemediğim şekilde mesafeliyim.
Üstelik evimize yeni taşındık sayılır biliyorsunuz ve ben mutfağımın tadını daha doğru dürüst çıkaramadım.
Bu satırları okuyup şikayet ettiğimi düşünmeyin sakın, aksine hayatımdan çok memnunum çünkü çok sevdiğim bir şeyi ve kimsenin zoru ile değil, tamamen kendi isteğim bu olduğu için yapıyorum.
Tek sıkıntım; blogumu istediğim sıklıkta güncelleyememek…

Bu Pazar uzun bir aradan sonra evde olduğum tek Pazar’dı ve bizde toplanmak için neredeyse bir yıldır! ortak bir zaman ayarlamaya çalıştığımız arkadaşlarımız bize kahvaltıya geldiler.
Dolayısı ile bu kez, öncesinde uzun uzun hazırlandığım bir arkadaş daveti gibi değil, uzun bir aradan sonra onlarla birlikte evimde dinleneceğim, keyif yapacağım bir gün olsun istedim.
Bir gün önce anneciğimin hazırladığı zeytinyağlı yaprak sarması, aşure ve benim hazırladığım havuçlu kek ve çikolata kremalı tartlar ile şarküterik nimetleri harmanlayınca ortaya son derece pratik ve beni yormayan bir sofra çıktı :)

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -7

Yeni yıl yaklaşıyor hatta geldi bile. :)
Sizlerden yılbaşı sofrası için öneriler isteyen pek çok mail alıyorum. Maillerde verdiğim yanıtı bir kez de buradan sizinle paylaşayım. Bu yıl muhtemelen yeni yıl sofrası kurmayacağım. :(
Uzun ve yorucu geçen haftaların ardından bir iki gün olsa da bir yerlere kaçmak gibi bir hayalim var, bakalım kısmet…
Madem yeni yıl sofrası kurmayacağım bari yeni yıl renklerinde bir kahvaltı sofrası kurayım dedim.
Üstelik sofradaki çeşitler de yılbaşı sofrasına uygun gibi... :)
Örneğin ben; zeytinyağlı yaprak sarma olmadan bir yılbaşı sofrası düşünemiyorum... :)
Aynı şekilde; Çeşnili Zeytinyağ, peynir çeşitleri ve ufak tefek süslemeler ile parti formuna girecek havuçlu kek ve mini tartta bence bir seçenek…
Daha daha ne olabilir? Diyorsanız; pek çok fikrin yer aldığı "Fikrim Geldi!" bölümünü tavsiye edebilirim... :)

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -4

Kahvaltı sofrasında sıcak olarak genellikle tek çeşit yapmayı seviyorum, ya bir çeşit börek, ya bir omlet olmadı fondü’de sucuk...
Bu kez mantar ve sosis yapmak istedim ve milföy çanaklarında servis ettim. Sadece kahvaltıya değil, açık büfe sofralarına da çok yakışacak bu tarifi ayrı bir yazıda yayınlamak yerine burada paylaşmak istedim. Taktik yine aynı; uzun süre yazamazsam tarifli ve uzun bir yazı olsun buralarda... :)

Milföy Çanağında Sosis ve Mantar Sote

Malzemeler
  • 8 Adet (kare) Milföy Hamuru
  • 12-13 Adet Minik Sosis
  • 5-6 Adet (iri) Mantar
  • 2 Yemek Kaşığı (tepeleme) Paprika Sosu
  • 1 Tatlı Kaşığı Tereyağ
  • 2-3 Yemek Kaşığı Zeytinyağ
  • 1 Diş Sarımsak
  • 2 Adet Arpacık Soğan
  • 4-5 Adet Defne Yaprağı
  • 1 Çay Kaşığı (kuru) Fesleğen
  • Tuz, Karabiber


Yapılışı
  • Öncelikle sosisleri ve mantarı ince ince doğrayın. Soğan ve sarımsağın kabuklarını soyun, sarımsağı bir kez çıtlatın.
  • Derin bir teflon tavaya tereyağ, zeytinyağ, sarımsak ve soğanları koyun. Orta ateşte 3-4 dk. renkleri şeffaflaşıncaya kadar kavurun.
  • Mantarları ve defne yaprağını ekleyin ve mantarlar önce suyunu salıp, sonra çekinceye kadar kavurun. Sosisleri ekleyin ve sosislerde iyice kızarıncaya kadar kavurun.
  • Defne yapraklarını karışımın içinden alın ve paprika sosunu ekleyin.
  • Damak zevkinize göre tuz, karabiber ve fesleğeni ekleyin. 1 dk. kadar karıştırarak pişirin.
  • Milföy hamuru biraz yumuşayıncaya kadar tezgahta bekletin.
  • Muffin kalıbının içine -yağlamadan- her kare bir çukura gelecek şekilde yerleştirin.
  • Ortasına çatalla delikler açın.
  • Önceden ısınmış fırında 180 derecede 15-20 dk. pişirin.
  • Milföy çanakları biraz ılınınca ortasını nazikçe açarak, sosisli karışımı pay edin. Sıcak servis edin.

Not; Evde paprika sosu yok ise Antep tipi biber salçası da kullanabilirsiniz. Diğer biber salçalarını ise çok önermiyorum.
Aynı şekilde defne yaprağı da yok ise hiç kullanmayabilirsiniz. Tadını yüzde yüz değiştirecek bir eleman değil kendisi bu tarifte. :)

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -1

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -5

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -3

Reçel ve fındık kremalarını shot bardaklarında servis ettim bu kez. Bal ve kaymakta eklenince, herkesin çok şirin bulduğu bir tatlı büfesi oldu. :)

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -2

Sofraya ek olarak sadece havuçlu kek ve kremalı mini tart yapabildiğimi söylemiştim.
Blogumun meşhur tariflerinden :) Havuçlu Kek’i yarım ölçü ile ve muffin kalıbında pişirdim. Üzerini; bitter çikolatalı pastacı kreması ve kendi hazırladığım şeker hamurundan havuçlar ile süsledim…

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -6

Mini tartların tabanı; her zaman kullandığım kurabiye hamuru tarifi... Tam ölçü ile yaparsanız yaklaşık 30 adet taban elde edileceği için ben buzluktaki hamurlarımdan bir parça kullandım. Kreması da; havuçlu keki de süslediğim; bitter çikolatalı pastacı kreması.

Ömürsen&Ayşem&Uçal Kahvaltı -8

Biliyorum ne kadar gönlümden geçse de, yapmak istesem de, yoğunluk nedeniyle, yeni yıl ile ilgili bir yazı yazamayacağım…
O nedenle bu yazı ile sizlerin yeni yılını canı gönülden kutluyorum.
Tek dileğim; yeni yılın hepimize en başta sağlık, huzur, hayırlı rızk ve ağız tadı getirmesi.
Bunlar olduktan sonra evelallah çalışır, hayallerimizi bir bir gerçekleştiririz.

Sevgiler…

Sofrada kullanılan;
Yemek takımı; Karaca....
Çatal-kaşık takımı; Jumbo (2000 modeli)....
İki katlı yeşil cam servis ve şamdanlar; Mudo Concept...
Çay Bardak ve tabakları; Faruk Malhan, İstanbul tasarımı...
Mini cam kaseler, ayaklı porselen servis, minik dikdörtgen servis tabağı, ahşap üçgen servis; Paşabahçe....
Yeşil servis tabakları ve kaseler, porselen iki katlı servis, üçlü servis, porselen çay kaşıkları; Kıbrıs'ta bir mağaza...
Keten masa örtüsü; Çarşaf-iş...
Sofradaki runner; Özel dikim, konsoldaki runner; Boyner Evde...
Kumaş peçeteler; Boyner Evde... Kağıt peçeteler; Ikea...
Peçete halkaları; Müge Hüner...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Eşimin Doğum Günü - 2011

sndg2011-2

BİRAZ PASIM GİTTİ Mİ NE :)
İnsanlar yılların ne kadar hızlı geçtiğini, genellikle evliliklerinin yıl dönümleri ile anlarlar.
Her yıl dönümünde; “vay, bir yıl daha geçmiş, beş yıllık evliyiz, ne kadar da çabuk geçiyor zaman” gibi… Benim için bu durum birazcık farklı.
Ben evliliğimiz ile ilgili bu sözleri her yıl, yıldönümümüzde değil, eşimin doğum gününde sarf ediyorum. :)
Zaman nasıl da hızla geçiyor, ne zaman beş yıl oldu inanamıyorum.
Annemin söylediğine göre aynı cümleyi yirmi, otuz yıl sonra da kuracakmışım.
“Daha dün evlendim, ne zaman otuz yıl geçti” diye. :)
Bakalım hayırlısı. :)

Eşime evliliğimizin ilk yılında düzenlediğim parti hala hem onun hem de tüm arkadaşlarımızın dilinde.
Hiç mütevazilik yapmayacağım, hakikaten bir doğum günü partisinde yapılabilecek tüm sürprizlerin, tüm atraksiyonların yapıldığı şahane bir doğum günü olmuştu.
Ertesi yıl -bana göre- gayet başarılı bir organizasyon hazırlamış olmama rağmen, arkadaşlarımızın yüksek beklentileri nedeniyle biraz hayal kırıklığı bile yaşandı. :)
Bende küstüm, iki yıl hiçbir şey yapmadım. :)

Bu yıl 2007 deki partinin artık unutulmuş olacağını ümit ederek :) tekrar minik bir organizasyon yapmaya karar verdim. Üstelik aynı gün verilen bir karar ile…
Hafta içi olması ve arkadaşlarımızın genellikle İstanbul’un en uzak uçlarında oturmaları nedeniyle sadece akrabalar ve birkaç dostumuzun katıldığı minik bir parti oldu.
Daha kalabalık ve bol katılımlı olanını yılbaşında düşünüyorum inşallah... :)

Soframızda; tarifleri basitte olsa daha önce yayınlamadığım birkaç salata tarifi var.
Ayrı ayrı yazılar yerine hepsinin tariflerini bu yazıda vermek ve olurda yine uzun bir süre yazamazsam, sayfada bol tarifli, bol fotoğraflı bir yazı kalsın istedim. :)

 sndg2011-1

Parti düzenlemeye sabah karar verince, doğum günüde hafta içi olunca hazırlıklar için, işten gelince sadece bir iki saatim olduğunu düşündüm önce.
Sonra bin türlü şirinlik ile eşimden izin aldım. :)
Bizi tanıyanlar, eşimin ne zalim bir patron olduğunu ve hafta içi bana kesinlikle izin vermediğini çok iyi bilirler. :)
Sanırım söz konusu kendi doğum günü olunca prensipleri biraz gevşetti. :)
Bende izni koparır koparmaz kendimi attım mutfağa. :)
Ve tam yedi saat! çıkmadım.
Allahım, ne kadar özlemişim saatlerce mutfakta kalmayı.
“Bu kadar saat mutfakta kalıp sadece masadakileri mi hazırladın?” demeyin sakın, mutfakla haşır neşir olanlar çok iyi bilir, bu tarz hazırlıklar çok el oyalayıcıdır, bir kanepenin hazırlanması; aynı sürede birkaç çeşit tencere yemeği çıkabilecek zaman denk gelir.
Oh savunmamı da peşin peşin yaptım, şimdi sofranın detaylarına geçebiliriz. :)

Soframızda neler vardı;

  • Bonfile ve Mantarlı Dürüm
  • Zeytinyağlı Biber Dolması
  • Yoğurtlu Brokoli Salatası
  • Yoğurtlu, Mayonezli Tavuk Salatalı Kanape
  • Ton Balıklı Kanape
  • Pizza
  • Mini Kumpir
  • Makaron
  • Süslü Kurabiyeler
  • Kara Orman Pastası

 sndg2011-3

Bonfile ve mantarlı dürüm ana yemeğimizdi.
Misafirler içerideyken sıcak sıcak hazırlandı ve ikram edildi.
Eşimin spesiyal tarifi ile bizzat kendisi tarafından yapıldı :) ve her zamanki gibi çok iltifat topladı.
Tarifi için; Ülkü ve Aytaç ile hafta sonu keyfi yazısını tıklayabilirsiniz…
Lavaş olarak Uno’nun Unx marka lavaşını alıyoruz ve çok memnunuz. Soğukken biraz kalın gibi görünüyor ama ısıtınca incecik oluyor, tadı da çok güzel, tavsiye ederim…

sndg2011-5

Zeytinyağlı Dolma tarifi blogda mevcut. :)
Farklı olarak son zamanlarda her yemeği olduğu gibi kendisini de düdüklü tencerede pişiriyorum.
Son derece pratik oluyor, aklınızda bulunsun. :)

sndg2011-6

Mini kumpir tarifi de blogda var.
Bunların farkı; muffin şeklinde değil, mini patates çanakları şeklinde servis etmiş olmam.
Patatesli harcına biraz kaşar peyniri ve mayonezli harca iki yemek kaşığı “Kühne Sezar Salata Sosu” ekledim.
Sezar sosunu evden neredeyse hiç eksik etmiyorum. Sadece Sezar Salata yaptığımda değil, mayonezli yoğurtlu tüm salatalarda birazcık ekliyorum, gerçekten nefis bir tat veriyor...

sndg2011-8

Ve mini kumpir gibi, basit ama biraz el oyalayıcı olan kanapeler. :)
Ton balıklı Meze’nin tarifini daha önce sizlerle paylaşmıştım. Ramazan’da keşfettiğim ve aklıma geldikçe hazırladığım bu karışım tam benim damak tadıma uygun, şahane bir meze.
Kanepe içinde çok uygun.
Diğer tarife geçmeden önce, kanepelerde kullanacağım ekmekleri teflon tavada iyice kızarttığımı da belirteyim. Üzerine koyduğunuz malzemeler ekmekleri yumuşatıyor çünkü, kızarttığınız zaman bu yumuşamayı nispeten azaltmış oluyorsunuz.

YOĞURTLU TAVUKLU SALATA (Yalancı Çerkez Tavuğu)

Malzemeler

  • ½ (yarım) Tavuk Göğüs Eti
  • 2 Yemek Kaşığı (tepeleme) Yoğurt
  • 1 Yemek Kaşığı (tepeleme) Mayonez
  • Tuz, Karabiber
  • 1 Yemek Kaşığı (taze) Limon Suyu
  • 2 Yemek Kaşığı Zeytinyağ
  • 2 Diş (ezilmiş) Sarımsak
  • 1 Çay Kaşığı (silme) Toz Kişniş
  • 8-10 Adet Kornişon Turşu
  • 2-3 Adet (iri kırılmış) Ceviz

Yapılışı

  • Tavuk etini haşlayın. (Haşlama suyuna bu tarifteki gibi, defne yaprağı, kişniş, tane karabiber eklemenizi özellikle öneririm)
  • Haşlanmış tavuk etini ince ince didikleyin.
  • Diğer tüm malzemeleri iyice karıştırın. Karışıma tavuk etini ekleyin ve karıştırın.

sndg2011-7

Menüde zaten yoğurtlu bir salata olduğu için, brokoli salatasını çiçek çiçek ayırıp sirke sarımsak soslu olarak ikram edecektim.
Ama o telaş sırasında, önüm arkam derken brokoliler o kadar çok haşlanmış ki, çiçekliği filan kalmadı. :(
Bende hemen yoğurtlu salataya çevirdim kendilerini… :)
Bir iki ufak detay eklemesi ile oldukça lezzetli bir salata oldu.
Brokoli sevmeyenler bile; “ama bu başka bir şey sanki” diyerek kaseleri bir güzel boşalttılar. :)

YOĞURTLU KÖZLENMİŞ BİBERLİ BROKOLİ SALATASI

Malzemeler

  • 500 Gr. (ortalama, göz kararı almıştım) Brokoli
  • 2 Adet (iri) Kırmızı Biber
  • 3 Yemek Kaşığı (tepeleme) Yoğurt
  • 2 Yemek Kaşığı (silme) Mayonez
  • 2 Diş (ezilmiş) Sarımsak
  • 1 Tatlı Kaşığı (tepeleme) Toz Kişniş
  • 3-4 Adet (iri kırılmış) Ceviz
  • Tuz, Karabiber

Yapılışı

  • Brokolileri çiçek çiçek ayırın ve 1 tatlı kaşığı karbonat eklediğiniz suda sapları yumuşayıncaya kadar haşlayın. Rengini koruması için süzdükten hemen sonra soğuk sudan geçirin.
  • Kırmızı biberleri közleyin.
  • Brokolileri ve biberleri ince ince doğrayın.
  • Diğer malzemeleri iyice karıştırın ve karışıma biber ve brokoliyi ekleyin.
  • Fazla bekletmeden, mümkün olduğunca taze servis yapın.

  sndg2011-11

Vee Müge Hüner gururla sunar! :)
Karşınızda ilk makaron (macaron) denemem...
Son birkaç yıldır ülkemizde bir makaron fırtınasıdır gidiyor malumunuz. Ama ben nedense bir türlü cesaretimi toplayıp da denememiştim.
O kadar pandispanya yapıyorum ve hatta bunun eğitimini veriyorum, mereng kurabiye yapıyorum yani yumurta akı vs. konusunda epey tecrübeliyim ama yinede bu makarona karşı bir korkaklık içerisindeydim. :)
Carte D’or sağ olsun, ölçüleri tam tutan şahane bir karışım hazırlamış.
Bende ilk acemiliğimi böyle bir destek ile atayım dedim ve aynen düşündüğüm gibi oldu. :)
Kıvamı tam tutan, olması gerektiği gibi eteklenen, süper lezzetli makaronlar yaptım.
Bu karışım sayesinde kendime öyle bir güvenim geldi ki, şimdi ilk fırsatta badem tozu ile kendi orijinal makaronlarımı yapacağım. :)

sndg2011-4

Doğum günü dediğin süslü kurabiyesiz olmaz. :)
Eşim kurslar başladığından beri her hafta kursiyerlere benim dedikodumu yapar; “biliyor musunuz Müge bana daha hiç kurabiye yapmadı” diye... :)
E bende bundan iyi bahane olamaz dedim…
Kurabiyeler bol tarçınlı ve portakallı her zaman olduğu gibi.
Bu kez özellikle poşetleyip, kurdele ile süslemedim.
Öyle olunca yemeye kıyamayıp, nikah şekeri gibi evine götürüyor herkes. :)
Ve ben bu kez afiyetle yensin istedim…

sndg2011-9

Doğum günü dediğin asıl pastasız olmaz. :)
Hatta süslü kurabiyesiz olurda pastasız hiç olmaz. :)
Bende uzun zamandır yapmayı düşündüğüm Kara Orman Pastasını yaptım eşim için.
Olmasına oldu ama lütfen hemen tarif demeyin bana. :)
Çünkü biliyorsunuz ben bir tarifi defalarca denemeden, iyice içime sinmeden paylaşmıyorum sizinle.
Bu tarifte de; kendimce bir iki nokta var oturtmam gereken...
Pandispanyası için; blogdakinden farklı bir çikolatalı pandispanya denedim mesela ama bana biraz kuru geldi. Kremasını da; hazır krem şanti ile değil, süt kreması ve pudra şekerini çırparak kendim hazırladım.
Acelem olduğu için kremayı buzdolabında bekletemedim ve kıvamı çok yumuşak oldu. Belki de krema sertleştirici kullanmalıydım, bilemiyorum.
Dediğim gibi kafamdaki soru işaretleri kalkınca tarifi paylaşacağım. :)
Böyle anlatınca pastamı da kötülemiş gibi olmayayım bu arada :) tadı herkes tarafından çok beğenildi ve neredeyse hiç kalmadı…
Ben sizlerle paylaşmak için titizleniyorum hepsi bu… :)

sndg2011-10

Efendim, uzun uzun anlattığımız bir doğum günü hikayesinin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Kapanışı da kuzenimizin çektiği ve beni olduğumdan çok daha zayıf göstermesi nedeniyle! bayıldığım bu fotoğraf ile yapalım istedim.
Ayrıca bu fotoğraf yedi saat ayakta kalmış olmama rağmen, misafirlerimin iltifatları nedeniyle hala capcanlı göründüğümün bir ispatı gibi... :)
Çok sevdim ben bu fotoğrafı çok. :)
Sizle paylaşmasam olmaz.
Arayı fazla açmadan yeni yazılarda görüşmek dileğiyle… :)

Sofrada kullanılan;
Yemek takımı; Karaca....
Çatal-kaşık takımı; Jumbo (2000 modeli)....
İki katlı yeşil cam servis; Mudo Concept...
Mini cam kaseler; Paşabahçe....
Diğer tüm servis tabakları; Kıbrıs'ta bir mağaza...
Kaşık şeklinde servisler; Güral Porselen...
Keten masa örtüsü; Çarşaf-iş...
Runner; Boyner Evde...
Peçeteler; Ikea...

29 Kasım 2011 Salı

Sodalı Açma

Sodalı Açma

SES SES DENEME BİR İKİ… :)
Yukarıdaki cümleyi okurken, kalabalığın karşısında, aynı zamanda pat pat mikrofona vuran, bir yandan da “acaba sesim gidiyor mu?” diye şaşkın şaşkın bakan bir Müge hayal edin. :)
İnanın aynen o durumdayım.
Ses verenleri maillerden, yorumlardan duyuyorum ama ses vermeyip sadece ziyaret eden, “bugünde yeni bir şey yok” deyip kızan diğerlerini de, işte o elimde mikrofonla karşılarında durduğum kalabalık olarak hayal ediyorum. :) 
Oradasınız, biliyorum ama sıkıldınız, daha aktif, daha sık güncellenen, yeni yeni denemeler yapıp, fikirler sunmaya çalışan bir blog sahibesi istiyorsunuz.
Haklısınız. :)
Hiç bahanelere sığınmayacağım. Çok yoğunum, bayramdan bu yana haftanın yedi günü çalışıyorum, gecem gündüzüme karıştı, mutfakta doğru dürüst bir şeyler pişmeyeli günler oldu filanda demeyeceğim. :)
İhmal ediyorum ötesi yok, sırf blog uzun süre aynı kalmasın diye gecenin bir yarısı kek pişiren Müge uzun zamandır yok. :)
Son yazılarımın tamamında sözler vermişim hep, şöyle aktif olacağım, böyle sık yazacağım vs.
Bunu da yapmamaya karar verdim artık, üzerime gereksiz bir sorumluluk yükleyip, blogumu hobi olmaktan çıkarıp, bir görev haline sokuyor bu sözler.
Ne zaman fırsat bulursam o zaman yazacağım. :) Anlaştık mı? :)

İşte bu nedenle, Kıbrıs tatili fotoğraflarını düzenlemeyi ve yayınlamayı beklemeden bu lezzetli açmaları paylaşmak istedim sizinle.
Kıbrıs’tan geldiğimden beri iki kez yaptım, severek yedik. Bir türlü fotoğrafı çekilemedi yoğunluktan.
Önce gezi fotoğrafları yayınlarım sonra bir daha yapar, güzel bir fotoğraf çekmesini isterim eşimden ve yayınlarım diye düşünüyordum ama vazgeçtim.
Beklemeye gerek yok ve elimdeki fotoğraflarda gayet güzel lezzetini yansıtıyor. :)

Açmanın yumuşacık, pufur pufur bir hamuru var. Çok el oyalayıcı değil ve en önemlisi çok bereketli.
Hamuru ikiye bölüp, hem peynirli hem sade hazırlayabilirsiniz.
Şekil olarak ben minik rulo yapıp, klasik açma şekli verdim. Uğraşmak istemezseniz, direk top top hazırlayabilirsiniz. Aynı şekilde peynirliyi de… İster içine peynir koyup yuvarlayarak isterseniz peynirli rulolar yaparak. Dilim döndüğünce tarifte anlattım şekillerini.
Kuru maya; instant olduğu için, direk hamura karıştırabilirsiniz aslında ama ben kendisine yaş maya muamelesi yapıyorum ve ılık süt ve şeker ile biraz kabartıyorum, kesinlikle daha güzel oluyor bana göre…
Tarifi temize çekerken fark ettim ki Gizem’de aynı şekilde yapmış. E aklın yolu bir… :)
Şimdilik bana müsaade, biraz da diğer blogum ile ilgilenip sonra işlere devam etmeye...

Malzemeler
  • 1 Su Bardağı (200 ml.) Süt
  • ½ Su Bardağı (100 ml.) Zeytinyağ
  • 100 gr. (yumuşak) Tereyağ
  • 1 Şişe (200 ml.) Soda
  • 1 paket Kuru (instant) Maya
  • 2,5 Yemek Kaşığı (silme) Toz Şeker 
  • 1 Tatlı Kaşığı (tepeleme) Tuz
  • 4-5 Su Bardağı (yaklaşık 600gr.) Un
  • 1 Tatlı Kaşığı Mahlep (isteğe bağlı)


Yapılışı
  • Ilık süt, şeker ve kuru mayayı bir yoğurma kabına koyun ve biraz karıştırın.
  • Üzerini bir kapak ile kapatarak 10 dk. kadar bekleyin.
  • Karışıma zeytinyağ ve erimiş tereyağını ekleyin, biraz karıştırın.
  • Oda sıcaklığındaki sodayı açın ve tuz ile birlikte ekleyin, biraz daha karıştırın.
  • Ayrı bir yere üç-dört su bardağı kadar unu eleyin.
  • Elenmiş unu yavaş yavaş karışıma ekleyin ve bir yandan yoğurmaya başlayın.
  • Mahlep ekleyecekseniz bu aşamada ekleyebilirsiniz.
  • Oldukça yumuşak ama ele yapışmayan bir hamur oluncaya kadar un eklemeye ve yoğurmaya devam edin.
  • Hamur toparlandığında un eklemeyi bırakın.
  • Üzerini bir kapak ya da mutfak havlusu ile örtün ve mayalanması için, oda sıcaklığında, yaklaşık 1 saat dinlendirin. Mayalanması tamamlandığında hamur en az iki katına çıkmış olmalı.
  • Hamuru limon büyüklüğünde bezelere ayırıp, her bezeyi rulo haline getirip hafif bir düğüm atar gibi şekil verin ve yağlanmış tepsiye dizin.
  • Peynirli yapmak isterseniz; bezeyi yarım cm. kalınlığında açın, üzerine kıyılmış maydanoz ve ufalanmış peynir serpin. Hamuru rulo yapın ve 2şer cm. kalınlığında kesin. Parçaları yatay olarak yağlanmış tepsiye dizin.
  • Üzerlerine yumurta sarısı sürün ve susam, çörek otu ya da haşhaş tohumu serpin.
  • Biraz daha mayalanması için açmaları tepside –fırına vermeden önce- yarım saat daha bekletin.
  • Önceden ısınmış 180 derece fırında 25-30 dk. üzeri ve altları iyice turuncu oluncaya kadar pişirin.

Sodalı Açma

17 Kasım 2011 Perşembe

Gizem'in Kahvaltı Sofrası

Gizem'in Kahvaltı Sofrası-4

KIBRIS TATİLİ VOLUME 1 :)
Sizi bilmem ama ben bu yazıyı hazırlamaya başladığımda kendi kendime; “nihayet!” dedim…
Herhangi bir sebeple uzun süre yazmayınca oluşan tutukluk vardı yine üzerimde.
Oysa ne güzel karar almıştım, Kıbrıs öncesi, önemli önemsiz, basit zor fark etmeden her şeyi paylaşıyordum sizinle.
Kıbrıs’tan gelir gelmezde arka arkaya sofralarımızı, pastamızı, gezi fotoğraflarımızı paylaşacaktım.
Ancak tatilimizin son günü hepimizin içini yakan deprem felaketini yaşadık.
Ne tadımız kaldı, ne tuzumuz. Şimdi var mı ki? derseniz; elbet yok ama çok sevmediğim bir cümle olmasına rağmen; ne yazık ki hayat devam ediyor…
Bu konudaki duygularımı, üzüntümü ve en önemlisi öfkemi geçtiğimiz yazıda anlatmıştım zaten artık bu konuda pek bir şey söylemek istemiyorum.

Üzerime çöken tembelliği –ki bu çok sık olmaya ve sizi de baymaya başladı, farkındayım- daha epey bir atamazdım aslında…
Ama az önce gelen ve beni kahkahaya boğan bir yorum hızlıca kendime gelmeme neden oldu.
Kendisine “sessiz takipçi” diyen bu şeker insan; “Müge hanım, rejimde misiniz? Öyle bile olsa salata yiyorsunuzdur, bari onları paylaşın, yine unuttunuz bizi” diyordu. :)
İlahi, alemsiniz… :) İyi ki varsınız ama…

Yeniden ve hızlıca paylaşımlara başlamak için Kıbrıs anılarından daha güzel bir yol düşünemiyorum.
Bu kez her şeyi bir yazıda toplamak yerine günlere bölmeyi tercih ettim. Hem kısa ve sıkmayan yazılar olur diye düşündüm, hem de yaklaşık iki bin fotoğrafı bir çırpıda düzenlemeyi göze alamadım. :)

Gizem'in Kahvaltı Sofrası-3

Kıbrıs tatilimiz ile ilgili gitmeden önce Gizem’le her sohbetimizde uzun uzun konuştuk, o da bende çok heyecanlı idik, nereleri gezeceğiz, neler yapacağız diye hayaller kurduk.
Ama Gizem bu konuda çok ketumdu açıkçası.
“Çok gezeceğiz, çok eğleneceğiz” deyip duruyordu ama detay vermiyordu.
Hatta ilk gece havaalanında, yolda bile epey birsıkıştırdık onları, eşim; “ben sürprizleri sevmem, valla bak geri dönerim”şeklinde restler bile çekti ama yok, nafile ağızlarından bir laf alamadık :)
Israrla “yarın sabahı bekleyin” deyip durdular…
Sabah evine gittiğimizde, kahvaltı masasında adımızahazırlanmış bu programları görünce bırakın beni, eşimin bile gözleri doldu!
İnanılmaz duygulandık.
Tatilimizi gün gün, saat saat planlayan şahane bir program hazırlamış, bununla da kalmayıp bunu davetiye şeklinde bize sunmuşlardı.!
Tahmin edeceğiniz üzere davetiye tamamen Gizem tarafından hazırlanmış, tam bir el emeği, göz nuru. Benim için paha biçilemez değerde, ömrümün sonuna kadar saklayacağım şu anda eve gelen her misafire çıkarıp gösterdiğim şahane bir anı…
Gizem öyle marifetli ki, sadece davetiyeleri değil peçete halkalarını da kendisi yapmış, sabah kahvaltısı için ayrı, akşam yemeği için ayrı bir kreasyon… :)

Gizem'in Kahvaltı Sofrası-5

Akşam ayrılırken, Gizem’e gayet bilmiş bir şekilde; “sabah sakın bir şey yapma beni bekle, birlikte hazırlayacağız her şeyi, sodalı açmayı yaparken seni izlemek istiyorum ayrıca” dedim.
Ama nerdee… :)
Temiz, güneşli havayı bulan bendeniz öyle bir uyku çekmişim ki, telefon çalmasa kalkacağım yokmuş.
Dolayısı ile bırakın yardım etmeyi, her şeyi ile hazırlanmış mis gibi bir sofraya kuruluverdim…

Gizem'in Kahvaltı Sofrası-2

Gizem bana zaman zaman, kendi tariflerini gönderir, deneyip sizlerle paylaşmam için, bende; “mm, çok güzelmiş en yakın zamanda yaparım bunu” derim :)
Ama benim bir huyum vardır, bir şeyin tadına bakmışsam ve beğenmişsem işte o en yakın zaman hakikaten çabuk gelir.
Bu açmaların tarifi de uzun zamandır bende olmasına rağmen bir türlü fırsat bulamamıştım.
Çok hata etmişim.
Kıbrıs’tan geldiğimden beri iki kez yaptım, anında bitti. Tekrar yapıp, yayınlamak için sabırsızlanıyorum.

Gizem'in Kahvaltı Sofrası-1

Dışarıda mis gibi yaz havası, önümüzde harika bir masa ve en önemlisi tatlı bir sohbet ile keyiften dört köşe olduk…
Sonra başladık programı incelemeye.
Ve o saatten sonra tatilimiz ile ilgili bir daha hiçbir şey sormadık :)
Kendimizi akışa bıraktık ve şahane bir beş gün geçirdik hep birlikte…
Son olarak size biraz Gizemciğimden :) söz etmek isterim...
Gizemcim, endüstri mühendisliği okuyan ve hatta son sınıfta olup, bitirmek üzere olan, çalışkan, akıllı, bilgili, terbiyeli, bıcır bıcır, on parmağında on marifet bir hatun! :)
Hani oğlum olsa da, alsam diyeceğiniz türden :)
Ama geç kaldık, o beyaz atlı prensini bulmuş bile :)
Prensinin adı; Burak… O da her kız annesinin damat olarak hayalini kurduğu türden, dünya efendisi, yakışıklı, bir kaç ay sonra cıva gibi bir endüstri mühendisi olacak, pırıl pırıl bir delikanlı…
Bize de, onları gördükçe daha yakından tanıdıkça, hayran olmak ve inşallah bizimde sizin gibi evlatlarımız, gelinimiz, damadımız olur diye dua etmek kaldı.

Şimdilik bu kadar, siz bu yazıyı okurken ben diğer fotoğraflara gömülmeye, gezimizi gün gün yazı haline getirmeye başlıyorum efendim…

4 Kasım 2011 Cuma

İyi Bayramlar...

kolaj3

Hüznü dağıtmak için, bayramdan daha güzel bir neden olabilir mi?
Birlikte olmanın keyfini çıkarmak, sevdiklerimizin sıcacık sevgisini hissetmek için bayramda bir araya gelmekten daha güzel bir bahane olabilir mi?

Şimdi hazırlanma zamanı…
Büyüksek, gelecek küçükler için, küçüksek ziyaret edeceğimiz büyüklerimize götürmek için…
Şimdi mutfağa girme zamanı…
Mis gibi kek, pasta, tatlı kokuları ile büyülenme zamanı…
Şimdi süslenme zamanı…

Şimdi her zamankinden daha çok birlik olma, sevgimizi bunun eksikliğini duyan kişilere cömertçe gösterme zamanı…
İmkanımız var ve kurban kesebiliyorsak, Van’lı dostlarımızdan alım yapıp, hatta kurbanımızı onlara bir şekilde ulaştırma zamanı…
Bize küçülen ama yepyeni giysilerimizi oradaki kardeşlerimize hediye etme zamanı…
Karşımızdakinin gülümsemesi ile mutlu olma zamanı….

Herkesin Kurban Bayram’ını canı gönülden, yürekten tebrik ediyor, her zaman olduğu gibi büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum…
Hayırlı Bayramlar efendim…

kolaj2

DUYURU:)
Sizlere çam sakızı çoban armağanı bir bayram hediyem var…
“Müge Hüner ile Kurabiye Kursu”
Detaylar; butik ürünler blogum;

2 Kasım 2011 Çarşamba

Bize Gerekli Olan...

Son dört yıldır yani blog yazmaya başladığımdan beri zaman zaman yazmayınca yaşadığım tıkanıklığı yaşıyorum yine.
Beni blog yazanlar çok daha iyi anlayacaktır. Bir yandan aklınız blogdadır, ihmal etmenin sıkıntısını yaşarsınız, bir yandan hayat koşturmacası , telaşı ve başka öncelikleriniz vardır.
Bazen de, bugünlerde olduğu gibi, milletçe üzgün olduğumuz, el ele verip birlik olmamız, yardım etmemiz gerektiği durumlar gibi…

Ama bir yerlerden yeniden başlamak lazım gelir hayata, bir şekilde devam etmek gerekir günlük yaşama…
Tekrar yazı yazmaya başladığınız ya da tarifler yayınladığınız gün milat değildir elbette o gün her şeye sünger çekip, unuttuğunuz ve kaldığınız yerden devam ettiğiniz günde değildir.
Sadece bir yerlerden yavaş yavaş tutunmaktır hayata…

Son yaşadığımız deprem hepimizi olduğu gibi beni de çok sarstı elbet ama benim sarsılmam birazda kızgınlıktan, öfkeden!
Bir önceki yazımda da söz ettiğim gibi; hayatımıza verilen kıymetsizliğe benim öfkem…
Neden insan hayatı bu kadar ucuz benim ülkemde, neden?
Alman vatandaşı olan bir komşumuz için mahalleye helikopter inmesini ağzımız açık izlerken aynı gün hastane kuyruğunda; “ne yapalım ölürse ölecek yapacak bir şey yok, insan çok memlekette” diyen zihniyeti yaşamış biriyim ben :(
Ne acı!

Son bir haftadır gazetelerde, internette ve televizyonlardaki yardım kampanyalarını izliyorum gözlerim dolarak.
Harçlığından beş lira ayıran çocukta gözlerim doluyor, “üç milyon liralık okul yaptıracağım” diyende göğsüm gururla doluyor.
Bir felaket yaşandığında anında kenetlenen, elinde avucunda ne varsa yardım eden çok yüce bir milletiz biz…

Peki söyleyin bana; insan hayatını hiçe sayan, kumdan kaleler yapan, kendi evi sapasağlam ayakta kalırken, yaptığı inşaatlarda bebekleri öldüren insafsızlar hangi milletten?
Söyleyin bana?

Bizde deprem ülkesiyiz, Japonya da…
Bizdeki deprem sonrası yaşananlara bakın, onlarda deprem sonrası yaşananlara…
Oradaki binalar sapasağlam, insanlar eğitimli, deprem anında nasıl davranacaklarını biliyorlar, psikolojik olarak hazırlanmışlar, aldıkları ilk yardım eğitimi sayesinde tusinami sırasında evin çatısına çıkıp annelerini kurallarına uygun şekilde kurtarabilen insanlar var orada…
Ya bizde?
Deprem anında kum gibi dağılan binalar, bina yıkılmasa bile panik halde camdan atlayan bilinçsiz insanlar, psikolojileri hazır olmadığı için deprem sonrası sağlam olduğunu bildiği halde evine giremeyenler…

Önemli olan deprem olduktan, canlar yandıktan sonra bir araya gelmek değil, milyonları oraya akıtmak değil. Deprem olmadan önce bu birliği sağlamak bence…
“Depreme hazır mıyız?” kampanyaları gerekli bize.
İnsanların psikolojileri hazırlanmalı, ilk yardım eğitimleri verilmeli, hepimizin deprem çantası olmalı, binalar kontrolden geçirilmeli, yönetmeliğe uygun olmayanlar gözünün yaşına bakmadan yıkılmalı!
“1990 sonrası hazırlanan deprem yönetmeliklerini okusanız ağlarsınız” diyor uzmanlar, o şartlara göre yapılsa binalar deprem vız gelirmiş bize…
Yapabiliriz, zor değil…
Gerekli olan; çimento, kum, su değil…

Sözün kısası, bir hayalim var;
Bir deprem ülkesinde yaşadığımızın bilincinde olan, hem ruhunu, hem çantasını buna göre hazırlamış bizler, insan hayatına değer veren inşaat firmaları, müteahhitler, bu konuda bizi yönlendirecek, yönetecek yöneticiler…
Yapabiliriz, zor değil…
Gerekli olan; çimento, kum, su değil…

Vicdan, merhamet, birlik, beraberlik, yardımseverlik bunlar zaten damarlarımızda fazla fazla var, taşacak kadar…

Bize gerekli olan tek şey; “Allah Korkusu”…


25 Ekim 2011 Salı

Çok Üzgünüm...

Herkese merhaba;
Dün akşam itibariyle tatilden döndük...
Sevgili kardeşlerimiz bizi mükemmel bir ev sahipliği ile ağırladılar.
Kıbrıs'ta ayak basmadık, gezilmedik yer, dolaşılmamış mağaza, tatmadığımız lezzet bırakmadık…
Normal şartlarda bu cümleleri size gülme işaretleri ile yazmak isterdim çünkü huzurlu bir tatil idi…

Ancak bu mümkün değil.

Yüreğimizi dağlayan şehit haberleri…

Aslında -Japonya’da olduğu gibi- kimsenin burnu bile kanamayacak bir doğa olayını, insan hayatını hiçe sayıp, canına kast edecek şekilde kağıttan evler yapıp, bir cehennem felaketine dönüştüren insafsızlar nedeniyle…

İçimiz yanıyor…

Gün; Van'daki kardeşlerimiz için elimizden geldiğince çabalayıp, onlara gücümüz yettiğince yardım etme zamanı...

Acılarımız biraz küllenince (inşallah) Gizem’ciğimin muhteşem lezzetlerini, özenli sofralarını ve fotoğraflar ile gezi notlarımızı sizinle paylaşacağım…

Çok sevgilerimle…

18 Ekim 2011 Salı

Kıbrıs Yolcusu Kalmasın :)

KMTN0273-1

Herkese kocaman bir merhaba! :)
Sizlere sık sık bir şeyler yazacağımı, en azından bir ses edip, neler olup bitiyor anlatacağımı söyledim. Kuralı bozmuyorum :)
Bu hafta, hatta belki önümüzdeki hafta bloga yeni bir şeyler ekleyemeyeceğim :(
Günlerce aynı kahvaltı sofrasını gösterip meraklandırmak da istemedim…

Başlıktan da anlaşılacağı üzere yarın kısmetse Kıbrıs’a gidiyoruz…
Bu yıl; neredeyse hiç evde oturmadığımız geçen yazı, mumla aradık :)
Taşınma ve yerleşme telaşı nedeniyle çok fazla tatil yapamadık, biliyorsunuz az çok.
Tam; “ne yapalım bu yazda böyle oluversin” diyorduk ki çok şeker bir davet aldık. Hiç naz niyaz etmeden balıklama atladık bu teklife :)
Teklif manevi kardeşim Gizemcim’den :)
Kendisi hep sahip olmak istediğim bıcır bıcır, şirin mi şirin bir kız evladı :)
Yaklaşık üç yıl önce başlayan dostluğumuz, abla kardeş seviyesinde ilerliyor şimdilerde :)
Geçen yıl Kıbrıs’a gittiğimizde ve bu yıl O İstanbul’a geldiğinde kısacık görüşebildik ama yetmedi.
Şimdi dolu dolu bir hafta ile acısını çıkaracağız inşallah…

kibrissokaklari-1

Daha önce birkaç kez Kıbrıs’a gittim. Birkaç yer hariç çokta etkilendiğimi söyleyemem açıkçası.
Ama bu kez çok farklı olacak diye tahmin ediyorum.
Gizemcim yıllardır orada olmanın verdiği tecrübe ile bize dopdolu bir program hazırlamış, ser verip sır vermiyor ama “çook yorulacaksınız, ayak basmadık yer bırakmayacağız Kıbrıs’ta” diyor :)
Hadi hayırlısı bakalım.
Taşınma telaşı ile yorulan bünyemizi, Erdek’te yan gelmeli yatmalı bir tatil ile dinlendirmiştik.
O yüzden şimdi gezerek yorulmaya hiç itirazım yok :)

kıbrıs-maria'nın yeri

Gizem tam bir mutfak kuşu! :)
Bayılıyor pişirmeye, taşırmaya. Mühendislikte okurum, yemeğimi de yaparım cinsinden :)
Blogumda yayınlamak için bana verdiği sayısız tarif ve fikir, tembel Müge yapsın diye klasörlerde bekliyor :)
Bu kez işi sağlama alacak, benimle birlikte pişirecekmiş çoğunu yani anlayacağınız fotoğrafı çekilmiş pek çok tarif olacak dönüşte elimde…

Şimdilik herkese sevgilerimi gönderiyor ve her zaman olduğu gibi büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum efendim :)

14 Ekim 2011 Cuma

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-1

PRATİK HAFTASONUNUN ÖZENLİ SOFRASI
Ülkü ve Aytaç ile geçirdiğimiz neşeli hafta sonundan bir önceki yazıda söz etmiştim.
Bu arada o şekilde rahat yazılar yazmakta pek hoşuma gitti. Bugüne kadarki en basit tarifimi bile düşünüp, yazıp sizlerle paylaşmak en azından yarım günümü alırdı.
Böyle konuşur gibi şipşak bir yazı hazırlamakta başka bir keyifmiş. :)

Ülkü ile beylerin baskısına dayanamayıp, akşam yemeklerini çok pratik bir şekilde geçiştirdiğimizi anlatmıştım.
Aynı şeyi kahvaltıda da yapmaya çalıştılar. Hatta Aytaç bunu gerçekleştirmek adına sabah erkenden kalkıp, pastaneden bir dolu alışveriş yapmış, hiçbir şey hazırlamadan çay ile yiyelim bitsin diye. :)
Ama yağma yok, o kadar da değil. Ülkü ile bir araya gelmişim, mutfağa girip şöyle alengirli bir yemek ya da tatlı yapamamışız hiç değilse kahvaltı sofrasını adam gibi kuralım öyle değil mi? :)
Velhasıl beylerin tüm isyanlarına inat yavaş yavaş, özene bezene kurduk soframızı.
Evet, belki el yapımı bir poğaça, börek yapmadık.
Sosis, salam ya da sucukla şöyle şık bir şeylerde yapamadık ama olsun sözümün arkasındayım, bundan sonra kurduğum her sofra, yaptığım her şey anında paylaşılacak sizlerle. :)

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-2

Soframızda neler mi vardı?
İşte fotoğrafta ne görüyorsanız hepsi o. :)
Mis gibi kahvaltılıklar, Erdek zeytinleri ve zeytinyağı, Karadeniz’den petek bal, sucuk, omlet ve hazır börek, poğaça, pide…

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-7

Ülkü’cüğümün hazırladığı bol kaşar peynirli, tereyağlı, kaymaklı omlet…

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-5

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-4

Daha önce tarifini verdiğim; Acılı Ezme...

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-6

Hikayesini daha önce Fikrim Geldi! de anlattığım; Fondü’de Sucuk

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-3

Ülkü ve Aytaç’ın Karadeniz gezisinden bize getirdikleri nefis petek bal, annemin bu yaz yaptığı şeftali marmeladı ve fındık kreması…

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-9

Gecesi ile gündüzü ile bir hafta sonunu sizlerle paylaşmış oldum bu hafta.
Hızıma kendimin bile şaşırdığı bir hafta oldu :)
Haftaya da böyle devam ederiz inşallah diyor, hepinize mutlu hafta sonları diliyorum efendim…

Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi-8

Sofrada kullanılan;
Yemek takımı; Karaca....
İnce-uzun ahşap servis, iki katlı cam servis, üçlü tatlı servisi, kalp şeklinde servisler; Mudo Concept...
Diğer servis tabakları; Paşabahçe....
Mini döküm tava; Hecha...
Çatal-kaşık takımı; Jumbo (2000 modeli)....
Kaşık şeklinde servisler; Güral Porselen...
Kedili çatal bıçak aparatı; Bernardo....
Keten masa örtüsü; Çarşaf-iş...
Runner ve kumaş peçeteler; Boyner Evde...
Peçeteler; Ikea...
Peçete halkaları; Lsi Agency (0212-231 61 23)

12 Ekim 2011 Çarşamba

Ülkü ve Aytaç ile Hafta Sonu Keyfi

Ülkü ve Aytaç ile Hafta Sonu Keyfi-2

MUTLU ve ÇALIŞKAN ARILAR GRUBU :)
Blogumu takip edenler, hatta sıkı takip etmeyip arada bir göz atanlar bile Ülkü ve Aytaç’ı tanıyor eminim…
Biz bir araya geldik mi inanılmaz mutlu olan, birlikte yaptıkları her şeyden çok keyif alan, Aytaç’ın esprileri ile karnımıza ağrılar girinceye kadar gülen bir grubuz :)
Zaman zaman Ülkü’nün bizler için hazırladığı sofraları, bizim onlar için hazırladığımız sofraları paylaşıyorum sizlerle.
Hatta geçen yaz, bütün bir gün uğraşıp bloguma süper tarifler kazandırdığımız bir sofrada hazırlamıştık. Beyler gecenin on birine kadar bekleyip, risottolu, puteneska salatalı bir menü ile karşılaşınca isyan bayrağını çekip epey mızıldanmışlardı ama olsun, biz memnunuz bu durumdan ilk fırsatta tekrar yapacağız böyle bir etkinlik :)
Ülkücüğüm şimdiden aklında tarifler biriktirmeye başlamış benim için :)

Lakin bu hafta sonu beyler kazandı; “blogluk sofra istemiyoruz” diye kazan kaldırdılar.
Hep beraber girdik mutfağa, Cumartesi akşamı; etli, mantarlı dürüm ve salata, Pazar akşamı ise; balık yaptık.
Mutfakta en fazla yarım saat kaldığımız pratik şeyler hazırladık yani. Böylece sohbete, filme ve oyun oynamaya bolca zamanımız kaldı :)

Şimdi siz haklı olarak; “E sofra fotoğrafı yok, detaylı bir tarif yok, bu yazı da neyin nesi Müge” demezsiniz değil mi? Demeyin lütfen :)… Kendime verdiğim bir söz olarak düşünün.
Hatırlarsanız Erdek yazısının çok uzun süre blogda kalmasına sitem etmiş ve “yeni yazı isteriz” demiştiniz.
Bende; “söz bundan sonra, kurduğum sofralar beni çok tatmin etmese de, tariflerimi basitte bulsam sizinle paylaşacak, sohbet edecek yani ses vereceğim” demiştim. İşte bu yazıyı öyle bir ses kabul edin ve hafta sonu keyfimize dahil olun istedim :)

Ülkü ve Aytaç ile Hafta Sonu Keyfi-1

Lezzetlerinin karışmaması ve pişme süreleri farklı olduğu için eti ve mantar soteyi ayrı ayrı pişirdik. Sofraya da ayrı ayrı getirip, masada kendi dürümümüzü kendimiz hazırladık :)
Aslında tarif vermeyip, yine eşimin üzerine atacaktım suçu ama size de kıyamadım ona da :)
Tariflerimi her zaman milimetrik, gramı gramına vermeyi sevdiğimi biliyorsunuz bu seferlik bir değişiklik yapacağım, göz kararı vereceğim tarifi… -göz kararından kasıt, eşim yaparken çaktırmadan onu izlediğim kadarıyla demek- :)
Baştan sona rahat bir yazı bu anlayacağınız, kasmıyorum :)

Etli Mantarlı Dürüm

Etli harç için;
  • 6 parça bonfile, parmak şeklinde (jülyen) doğranır, 1 yemek kaşığı elma sirkesi, 2 yemek kaşığı soya soyu, 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 diş sarımsak ve taze çekilmiş karabiber ile yarım saat marine edilir.
  • 1 Yemek kaşığı tereyağ, 2-3 yemek zeytinyağ, 3-4 defne yaprağı, 1 diş sarımsak ve 2-3 tane arpacık soğan birlikte 1-2 dk. orta ateşte sotelenir.
  • Marine edilmiş etler eklenir, ilk 3-4 dk. etin mühürlenmesi için yüksek ısıda daha sonra orta ateşte çok fazla karıştırmadan, pişirilir. Bonfile çok çabuk pişen bir et olduğu için ortalama 10-15 dk. içinde hazır olacaktır.
Mantarlı harç için;
  • 1 Yemek kaşığı tereyağ, 1-2 yemek zeytinyağ, 3-4 defne yaprağı, 1 diş sarımsak ve 2-3 tane arpacık soğan birlikte 1-2 dk. orta ateşte sotelenir.
  • İnce ince doğranmış 1 paket (400 gr.) mantar ve ince ince doğranmış birer adet kırmızı ve yeşil biber eklenir. Sürekli karıştırarak tüm malzemeler pişene kadar sotelenir.
Lavaş olarak Uno’nun Unx marka lavaşını alıyoruz, çok memnunuz. Lavaşları da teflon tavada ısıtıp öyle tüketiyoruz, ısınan lavaşlar inceliyor ve lezzetleniyor…

Ülkü ve Aytaç ile Hafta Sonu Keyfi-3

Arka fonda yemek sonrası film keyfi ile tüketeceğimiz sağlıklı atıştırmalıklar! :)
Bol yağlı kalorili dürümler, salatanın üzerinde bile fıstıklar, yemek sonrası abur cuburun gözünü çıkartma :)
Sonra “ay çok kilo aldım, bunalımdayım, kusura bakmayın yeni tarif deneyemiyorum” diye blogunu ihmal eden Müge :)
Ne ceza verseniz haklısınız bana :)

Ülkü ve Aytaç ile Hafta Sonu Keyfi-4

Cumartesi akşamı kalori bombardımanı yaşayıp, Pazar sabahı da kahvaltıda ipin ucunu kaçırınca akşama kendimize gelmeye karar verdik :)
Bunun en güzel yolu da balık elbette…
Yine hep birlikte beş dakikada hazırlayıverdik yemeğimizi ve salatayı. Hem midemizi şenlendirdik hem de vicdanımızı rahatlattık. :)

Ülkü ve Aytaç ile Hafta Sonu Keyfi-5

Balığın tarifi; fotoğrafta görülüyor zaten :)
  • 2 iri palamudu kalın kalın dilimledik. Temizleyip yağlanmış tepsiye dizdik.
  • 2-3 diş sarımsak, 7-8 tane arpacık soğan, limon dilimleri, defne yaprakları, kırmızı biber, tane kırmızı biber ve üzerine de biraz zeytinyağ gezdirdik. Sonra yarım saat kadar fırınladık, hepsi bu…
İşte bizim bir hafta sonumuz böyle geçti, kahvaltı sofrasını akşam yemekleri gibi yapmadığımız Ülkü ile birlikte özene bezene hazırladığımız için kahvaltı soframız bir sonraki yazıda :)

11 Ekim 2011 Salı

Fındıklı Kurabiye

Fındıklı Kurabiye

ANNE KURABİYESİ
Akraba Daveti Sofra’sını sizlerle paylaştığım yazıda çeşitlerin nasıl oluştuğunu detaylı olarak anlatmıştım. Benim listemdeki çeşitleri oyuncaklı ve yenilebilemez :) bulan eşim ve annem kendi zevklerine uygun klasik bir menü hazırlamışlar bende onlara uyum sağlamıştım.
Cumartesi akşamı; herkes arı gibi çalışıp, kendi üzerine düşeni pişirirken bende pastayı ve mereng toplarını hazırlıyordum, o sırada annemin bakışları öyle bir üzerimdeki arkam dönük halde hissediyorum :)
Bakıştaki elektrik aynen şu; “Allahım! ne yapıyor bu kız ne uyduruyor yine” :)
Ertesi sabah merenglere şekil verirken ise dayanamayıp, bombasını patlatıyor; “şu fındıklar bitmeden bir tane de adam gibi yenilebilir, klasik bir kurabiye yapsan, ne iyi olurdu” :)

Annemi kıracak değilim, anında kafamda uyduruyorum malzemeleri. :)
Merenglerden artan yumurta sarıları, un, yağ, şeker ve fındık…
Yoğurması, tepsiye dizmesi; on dakika, pişirmesi; yirmi dakika…
Görüntüsü ve tadı; oldukça tatmin edici…
Tam yoğururken annem; “ ee kabartma tozu koymayacak mısın” dedi. Yoo dedim, kurabiyelerime kabartma tozu ya da vanilya koymayalı asırlar olmuş sanki :)
“Kabartma tozu olmadan kurabiyemi olurmuş canım” dedi. Tamam, anne dedim ekleriz :)
Masadaki çeşitlerin içinde, yapılması için en az zaman ve emek harcanan ama görüntüsü ile masaya şıklık katan bir lezzet çıkıverdi ortaya.

Bekledikçe güzelleşen ve kıtırlaşan, kolay bayatlamayan, mis gibi fındık kokan çok lezzetli bir kurabiye…
Üzeri için ben fındık kullandım siz isterseniz çukurlarına reçel ya da nutella koyabilirsiniz.
Çukur elde etmek için; fırına vermeden önce üzerlerine birer fındık ya da nohut koymalısınız, eğer parmağınızla çukur yaparsanız, içinde kabartma tozu olduğu için yayılıp şeklini kaybediyorlar…
Bir başka süsleme şekli üzerini kıyılmış fındık ile kaplamak. -ki bu annemin favorisidir- Bunun için bir kasede yumurta akını hafifçe çırpın, hamur toplarını önce yumurta akına sonra iri kırılmış fındığa batırın ve tepsiye dizin. Bu şekilde de çok şık ve lezzetli oluyor.

Malzemeler
  • 250 Gr. (1 Kase) Yumuşak Margarin (zeytinyağlı becel kullandım)
  • 1 Su Bardağı Pudra Şekeri
  • 2 Yumurta Sarısı
  • 1,5 Su Bardağı (bütün) Fındık
  • 1 Paket Kabartma Tozu
  • 1 Çay Kaşığı Tarçın
  • 1 Tutam Tuz
  • 3-4 Su Bardağı Un
  • 20-25 Adet Fındık (üzeri için)
Yapılışı
  • Margarin, pudra şekeri, yumurta sarıları, tarçın ve tuzu birlikte malzemeler iyice karışana kadar yoğurun.
  • Fındığın bir su bardağını irice kıyın, yarım su bardağını robotta un haline gelecek şekilde çekin.
  • Karışıma fındıkların tamamını, unu ise azar azar ekleyin ve yoğurmaya başlayın. Ele yapışmayacak kadar oldukça yumuşak bir hamur yoğurun.
  • Vaktiniz var ise hamuru buzdolabında yarım saat dinlendirin.
  • Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, yuvarlayın.
  • Hafifçe yağlanmış tepsiye, ikişer cm. aralık bırakarak, top şeklinde dizin.
  • Üzerlerine birer fındık koyun.
  • Önceden ısınmış fırında, 180 derecede 20 dk. üzeri pembeleşip , altı turuncu oluncaya kadar pişirin.

7 Ekim 2011 Cuma

Ispanaklı Kol Böreği

Ispanaklı Börek

ÇARPI İKİ ANNE LEZZETİ :)
Öncelikle -bu arada neredeyse tüm yazılarıma ve gönderdiğim maillere “öncelikle” diye başladığımı fark ettim az önce, günlük hayatımda en fazla kullandığım kelime bu sanırım :)- evet ne diyorduk, öncelikle bir önceki yazıya gönderdiğiniz şahane yorumlar, hayırlı olsun dilekleri, beğenileriniz ve hatta güzel dualarınız için çok kocaman bir teşekkür etmek istiyorum…
Beni bu şekilde doğru anladığınız, içtenlikle paylaşımlarımı kabul ettiğiniz için, sağ olun var olun :)

Ispanaklı börek tarifini hiç geciktirmeden paylaşmak istedim. Hatta özellikle bugüne yetiştirmek istedim ki, hafta sonu denemek isteyenler olabilir. :)
Bu börek anneannemin spesiyali, tadı muhteşem ötesi. Hani bazı güzel lezzetleri tarif etmek için, anne eli değmiş gibi, anne lezzeti deriz ya işte bu börek; başlıkta da dediğim gibi çarpı iki anne lezzeti; anneanne lezzeti. :)
Anneannem her Türkiye’ye gelişinde ondan ilk istediğimiz şey bu börek olur. Misafir gelecekse ya da annem bir yere gidecekse…
Geçen haftalarda bir bebek mevlidine giderken götürmüşler mesela, ev sahibi hala annemin peşinde koşuyormuş tarif diye. :)
Eğer internetten anlayıp, benim blogumun tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilseydi, muhtemelen bana da vermezdi tarifi.
Ama ben hala onun mutfakla çok ilgisi olmayan minik torunuyum ya, “nasıla yapmaz bu tembel kız, ya da en fazla bir kere dener sonra unutur” diye düşünmüş olabilir.
Ama yanıldın anneanne ben artık tam bir mutfak kuşuyum. :)

Bugüne kadar pek çok kez ıspanaklı, pazılı börek yaptım ama hep kavurarak. Bu börekte ıspanaklar ve soğan diğer malzemeler ile birlikte çiğden konuyor.
Ispanak suyu sıkılırken biraz vitaminini kaybediyor ama idare edeceğiz artık hep çok sağlıklı şeyler yiyeceğiz diye bir şey yok…
Üstelik anneannem eskiden ıspanakları tuzla ovarak yumuşatır, sonra sudan geçirerek öyle sıkarmış! Annemin; “bu kadarda öldürme ıspanağı” isteğini kırmayıp şimdi sadece iyice suyunu sıkıyor.
Peynir olarak biz orta yağlı Ezine peyniri kullandık. Peynir içinde eridi ve lezzetine lezzet kattı. Eğer daha ekonomik olsun ve içinde peynirlerde görünsün isterseniz; lor peyniri kullanabilirsiniz.
Soğan ile arası olmayan bir misafir grubuna yapıldığı için soğanı az tuttuk ama ne kadar soğan o kadar lezzet diyorum. :)
Normalde börekler akşam yapılıp, buzdolabında bir gece bekleyince ve ertesi gün pişirince tadı daha muhteşem olur ama anneanneme göre ıspanaklı börekte bu mümkün değil, o yüzden bizde akşam pişirip, ertesi gün fırında ısıtarak servis ettik.
Kendim o şekilde denersem bu yazının altına not olarak düşerim ilerde…
Böreği piştikten sonra üç dört gün buzdolabında saklayabilir, canınız çektikçe yiyeceğiniz kadar parçayı teflon tavada ısıtabilirsiniz. Lezzetinden hiçbir şey kaybetmiyor, tecrübe ile sabittir. :)
Son olarak kol böreği şeklinde yapmanız şart değil elbette, aynı harcı kullanarak istediğiniz sevdiğiniz börek şeklinde sarabilirsiniz…

Malzemeler
  • 5 Adet Yufka
  • 750 Gr. Ispanak
  • 1 Adet (iri) Kuru soğan
  • ½ Su Bardağı Sıvı Yağ
  • 4-5 Yemek Kaşığı (ezilmiş) Beyaz Peynir
  • 1 Tatlı Kaşığı Tuz
  • 1 Çay Kaşığı Karabiber
  • 1 Tatlı Kaşığı Toz Kırmızı Biber
  • 1 Kase Su
  • 2-3 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ
  • 1 Yumurta Sarısı
  • 2 Yemek Kaşığı Yoğurt

Yapılışı
  • Ispanakları; yapraklarını irice, saplarını ince ince doğrayın. Kumu gidinceye kadar bol su ile yıkayın.
  • Son yıkamadan sonra elinizle iyice suyunu sıkarak bir süzgece alın ve yarım saat kadar bekleterek tüm suyunun iyice gittiğinden emin olun.
  • Soğanı minik minik, yemeklik doğrayın. (Robotta çekerseniz de suyunu iyice süzün)
  • Ispanağa, doğranmış soğan, sıvı yağ, peynir, tuz, karabiber ve toz biberi ekleyin. İyice karıştırın.
  • Bir kase suya, 2-3 yemek kaşığı sıvıyağ ekleyip karıştırın.
  • Yufkayı ikiye bölün. Dar ucu size bakacak şekilde tezgaha serin.
  • Bir fırça yardımı ile yufkaya yağlı su sürün.
  • Ispanaklı harçtan 3-4 yemek kaşığı kadar alın ve minik minik parçalar halinde yufkaya serpin.
  • Dar ucundan başlayarak gevşekçe rulo yapın. İlk ruloyu kendi içinde sararak gül böreği gibi şekil verin.
  • Yağlanmış tepsinin ortasına koyun.
  • Diğer ruloları bu yuvarlağın etrafına çok sıkı olmayacak şekilde sarın.
  • Yumurta sarısı ve yoğurdu çırpın, böreğin üzerine sürün.
  • Susam ve çörek otu serpin.
  • 180 derecede önceden ısınmış fırında, 35-40 dk. böreğin üzeri ve altı iyice kızarıncaya kadar pişirin.

4 Ekim 2011 Salı

Çay Daveti Sofrası

Sofra-1

YENİ EVDE İLK AKRABA DAVETİ…
Daha önce, daha doğrusu Ramazan ayında üç dört kez iftar daveti sofrası hazırlamıştım ama hep minik minik gruplar şeklinde olmuştu.
Gün itibari ile yeni evimizde ilk kalabalık misafirimizi ağırladık.
Blogu takip edenler, on sekiz kişilik çekirdek akraba grubumuzu da bilir :)
Yaz oldu mu o grup memleketlere, tatile yazlığa bir güzel dağılır, Eylül sonu ise kuşlar misali bir bir dönerler yuvalarına :)
Bende hiç vakit kaybetmeden, davetimi yaptım gelir gelmez, sağ olsun kırmadılar koşa koşa geldiler, evimizi şenlendirip, yüzümüzü güldürdüler, listemizde olan hediyelerden getirip bizi ayrıca mutlu ettiler :)
“Listede neyin nesi?” diye merak ederseniz hemen anlatayım.
Malum eve yeni taşındık. Hemen her odanın; tablo, fotoğraf çerçevesi, vazo, çiçek, çeşitli süs objeleri gibi eksikleri var. Ayrıca mağazaları gezerken çok beğendiğimiz ve almak üzere aklımıza yazdığımız pek çok eksik…
Bunları aklımız yerine bir kağıda yazdım ve buzdolabının üzerine yapıştırdım.
Akrabalarımız, arkadaşlarımız gelmeden önce; “listede neler var?” diye soruyorlar, bende söylüyorum, böylece hem ihtiyacımız olan hem de “acaba beğenir mi?” korkusu olmadan bir hediye seçmiş oluyorlar. :)
Yeni eve taşınan ya da evlenecek olan herkese şiddetle tavsiyemdir bu liste sistemi…

Davete yani soframıza dönecek olursak, ilk söyleyeceğim şu olur; paslanmışım! ...
Evet, evet hem de ne pas. Tam bir hafta ne yapsam, ne hazırlasam diye düşünüp durdum ve doğru dürüstte karar veremedim.
Üstüne bir de zorlanarak hazırladığım o liste eşim ve annemin elinde kuşa döndü :)
Listemdeki pek çok şeyi; “ay çok süslü ne gerek var, büyükler şeker hamuru sevmez, olmaz onda sarımsak var, o çok oyuncaklı hem zaten bu kadar kişiye yetmez vs vs..” gibi cümleler ile çizdiler.
Buyurun dedim siz karar verin, ben bu sefer uyacağım.
Annem zeytinyağlı fasulye ve yaprak sarmayı, anneannem ıspanaklı böreği, kayınvalidem sütlacı, eşimde tavukları hazırladı.
Bende gerisini :)
Geriye pek bir şey kalmamasından, cumartesi günü otel mutfağındaki şef aşçılar gibi elim belimde onları yönettiğimi tahmin etmişsinizdir :)
E ne yapayım, menümü beğenmezseniz, bende sizi çalıştırırım değil mi ama? :))

Oh, dedikodumu da yaptım, içimi döktüm rahatladım çok iyi geldi. :)
Şimdi sofranın detaylarına geçebiliriz…

Sofra-2

Tam bir aile çalışması içinde hazırlanan soframızda neler vardı;
  • Kırmızı ve Yeşil Biberli Tavuk Şiş
  • Ispanaklı Börek
  • Zeytinyağlı Yaprak Sarma
  • Zeytinyağlı Taze Fasulye
  • Karışık Kızartma
  • Patates Salatası
  • Fındıklı Kurabiye
  • Fındıklı Mereng Topları
  • Sütlaç
  • Ceviz krokanlı, Çikolata Kremalı ve Ganaş Kaplama Pasta
Tavuk Şiş

Tavuk şişlerin marinesi ve hazırlanması eşime ait. Şimdi siz haklı olarak tarif soracaksınız ama ne yazık ki yok :) Yoğurtlu, soya soslu bir sürü baharatlı bir karışım yapıyor bakmaya çalıştığımda sırtını dönerek engel oluyor :) Yok ne yaptıysam öğrenemedim.
Aynı şekilde bir de mantar sotesi var, inanın her seferinde parmaklarımı yiyorum lezzetinden ama hazırlarken beni mutfağın dışında bir iş vererek oyalıyor!
Kendisine bir blog yapacakmış, “hünerli bey” diye orada paylaşacakmış, bekleyeceğiz artık elden ne gelir :)

Ispanaklı Börek

Ispanaklı Börek; anneannemden...
Tadını anlatmaya, benim kuvvetli bulduğunuz kalemim bile yetmez :)
Deneyip, kendiniz karar verin efendim. Neyse ki tarif konusunda eşim gibi değil, hazırlarken yanında durup hepsini not aldım, en kısa zamanda sizlerle paylaşacağım.

Fındıklı Kurabiye

Fındıklı Kurabiye; bu kadar anne tarzı bir sofraya, anne tarzı bir kurabiye yakışır diye düşünerek son anda malzemelerini uydurup hazırladığım bir kurabiye…
Kısa ama komik hikayesini tarifini verirken anlatırım :)

Fındıklı Mereng Topları, Patates Salatası, Zeytinyağlı Sarma

Son zamanlarda sıkça yaptığım ama hala yayınlanması için okey veremediğim mereng topları, patates salatası ve blogumdaki zeytinyağlı dolma tarifindeki iç harç ile hazırlanan; zeytinyağlı yaprak sarma…

Evimiz :)

Buda kolajını yaptıktan sonra bile yayınlayıp yayınlamamak konusunda saatlerce kararsız kaldığım fotoğraf… :)
Evimizin fotoğraflarını paylaşmam konusunda sayısız mail ve yorum alıyorum ama inanın beni yanlış anlamanızdan çok çekiniyorum.
Beni tanıyanlar bilir, mütevazi olmayı bir erdem sayar elimden geldiğince her konuda mütevazi olmaya gayret ederim.
Ama sonunda kendi kendime şöyle mantıklı bir açıklama yaptım. :)
Madem sevdiğim insanları misafir olarak evimde ağırlamayı çok seviyorum, tüm okuyucularımı da pek çok seviyorum o zaman sizi sanal da olsa evime davet etmiş oluyorum.
Beni doğru anlayacağınızdan da hiç şüphem yok :)
İşte pek çok obje eksiğine, duvarlarının henüz boş olmasına rağmen, sizlerle paylaşmak istediğim evimizden, birkaç kare…

Sofrada kullanılan;
Yemek takımı; Karaca....
Tüm servisler; Paşabahçe....
Çatal-kaşık takımı; Jumbo (2000 modeli)....
Taşlı servis kasesi ve tabağı; Yağmur Züccaciye....
Keten masa örtüsü; Çarşaf-iş... Kurdele nakışı işlemeli runner; Kilis'ten hediye...
Peçeteler; Ikea...