Herkese merhaba;
Dün akşam itibariyle tatilden döndük...
Sevgili kardeşlerimiz bizi mükemmel bir ev sahipliği ile ağırladılar.
Kıbrıs'ta ayak basmadık, gezilmedik yer, dolaşılmamış mağaza, tatmadığımız lezzet bırakmadık…
Normal şartlarda bu cümleleri size gülme işaretleri ile yazmak isterdim çünkü huzurlu bir tatil idi…
Ancak bu mümkün değil.
Yüreğimizi dağlayan şehit haberleri…
Aslında -Japonya’da olduğu gibi- kimsenin burnu bile kanamayacak bir doğa olayını, insan hayatını hiçe sayıp, canına kast edecek şekilde kağıttan evler yapıp, bir cehennem felaketine dönüştüren insafsızlar nedeniyle…
İçimiz yanıyor…
Gün; Van'daki kardeşlerimiz için elimizden geldiğince çabalayıp, onlara gücümüz yettiğince yardım etme zamanı...
Acılarımız biraz küllenince (inşallah) Gizem’ciğimin muhteşem lezzetlerini, özenli sofralarını ve fotoğraflar ile gezi notlarımızı sizinle paylaşacağım…
Çok sevgilerimle…
25 Ekim 2011 Salı
18 Ekim 2011 Salı
Kıbrıs Yolcusu Kalmasın :)
Herkese kocaman bir merhaba! :)
Sizlere sık sık bir şeyler yazacağımı, en azından bir ses edip, neler olup bitiyor anlatacağımı söyledim. Kuralı bozmuyorum :)
Bu hafta, hatta belki önümüzdeki hafta bloga yeni bir şeyler ekleyemeyeceğim :(
Günlerce aynı kahvaltı sofrasını gösterip meraklandırmak da istemedim…
Başlıktan da anlaşılacağı üzere yarın kısmetse Kıbrıs’a gidiyoruz…
Bu yıl; neredeyse hiç evde oturmadığımız geçen yazı, mumla aradık :)
Taşınma ve yerleşme telaşı nedeniyle çok fazla tatil yapamadık, biliyorsunuz az çok.
Tam; “ne yapalım bu yazda böyle oluversin” diyorduk ki çok şeker bir davet aldık. Hiç naz niyaz etmeden balıklama atladık bu teklife :)
Teklif manevi kardeşim Gizemcim’den :)
Kendisi hep sahip olmak istediğim bıcır bıcır, şirin mi şirin bir kız evladı :)
Yaklaşık üç yıl önce başlayan dostluğumuz, abla kardeş seviyesinde ilerliyor şimdilerde :)
Geçen yıl Kıbrıs’a gittiğimizde ve bu yıl O İstanbul’a geldiğinde kısacık görüşebildik ama yetmedi.
Şimdi dolu dolu bir hafta ile acısını çıkaracağız inşallah…
Daha önce birkaç kez Kıbrıs’a gittim. Birkaç yer hariç çokta etkilendiğimi söyleyemem açıkçası.
Ama bu kez çok farklı olacak diye tahmin ediyorum.
Gizemcim yıllardır orada olmanın verdiği tecrübe ile bize dopdolu bir program hazırlamış, ser verip sır vermiyor ama “çook yorulacaksınız, ayak basmadık yer bırakmayacağız Kıbrıs’ta” diyor :)
Hadi hayırlısı bakalım.
Taşınma telaşı ile yorulan bünyemizi, Erdek’te yan gelmeli yatmalı bir tatil ile dinlendirmiştik.
O yüzden şimdi gezerek yorulmaya hiç itirazım yok :)
Gizem tam bir mutfak kuşu! :)
Bayılıyor pişirmeye, taşırmaya. Mühendislikte okurum, yemeğimi de yaparım cinsinden :)
Blogumda yayınlamak için bana verdiği sayısız tarif ve fikir, tembel Müge yapsın diye klasörlerde bekliyor :)
Bu kez işi sağlama alacak, benimle birlikte pişirecekmiş çoğunu yani anlayacağınız fotoğrafı çekilmiş pek çok tarif olacak dönüşte elimde…
Şimdilik herkese sevgilerimi gönderiyor ve her zaman olduğu gibi büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum efendim :)
14 Ekim 2011 Cuma
Ülkü ve Aytaç ile Kahvaltı Keyfi
PRATİK HAFTASONUNUN ÖZENLİ SOFRASI
Ülkü ve Aytaç ile geçirdiğimiz neşeli hafta sonundan bir önceki yazıda söz etmiştim.
Bu arada o şekilde rahat yazılar yazmakta pek hoşuma gitti. Bugüne kadarki en basit tarifimi bile düşünüp, yazıp sizlerle paylaşmak en azından yarım günümü alırdı.
Böyle konuşur gibi şipşak bir yazı hazırlamakta başka bir keyifmiş. :)
Ülkü ile beylerin baskısına dayanamayıp, akşam yemeklerini çok pratik bir şekilde geçiştirdiğimizi anlatmıştım.
Aynı şeyi kahvaltıda da yapmaya çalıştılar. Hatta Aytaç bunu gerçekleştirmek adına sabah erkenden kalkıp, pastaneden bir dolu alışveriş yapmış, hiçbir şey hazırlamadan çay ile yiyelim bitsin diye. :)
Ama yağma yok, o kadar da değil. Ülkü ile bir araya gelmişim, mutfağa girip şöyle alengirli bir yemek ya da tatlı yapamamışız hiç değilse kahvaltı sofrasını adam gibi kuralım öyle değil mi? :)
Velhasıl beylerin tüm isyanlarına inat yavaş yavaş, özene bezene kurduk soframızı.
Evet, belki el yapımı bir poğaça, börek yapmadık.
Sosis, salam ya da sucukla şöyle şık bir şeylerde yapamadık ama olsun sözümün arkasındayım, bundan sonra kurduğum her sofra, yaptığım her şey anında paylaşılacak sizlerle. :)
Soframızda neler mi vardı?
İşte fotoğrafta ne görüyorsanız hepsi o. :)
Mis gibi kahvaltılıklar, Erdek zeytinleri ve zeytinyağı, Karadeniz’den petek bal, sucuk, omlet ve hazır börek, poğaça, pide…
Ülkü’cüğümün hazırladığı bol kaşar peynirli, tereyağlı, kaymaklı omlet…

Daha önce tarifini verdiğim; Acılı Ezme...
Hikayesini daha önce Fikrim Geldi! de anlattığım; Fondü’de Sucuk…
Ülkü ve Aytaç’ın Karadeniz gezisinden bize getirdikleri nefis petek bal, annemin bu yaz yaptığı şeftali marmeladı ve fındık kreması…
Gecesi ile gündüzü ile bir hafta sonunu sizlerle paylaşmış oldum bu hafta.
Hızıma kendimin bile şaşırdığı bir hafta oldu :)
Haftaya da böyle devam ederiz inşallah diyor, hepinize mutlu hafta sonları diliyorum efendim…
Sofrada kullanılan;
Yemek takımı; Karaca....
İnce-uzun ahşap servis, iki katlı cam servis, üçlü tatlı servisi, kalp şeklinde servisler; Mudo Concept...
Diğer servis tabakları; Paşabahçe....
Mini döküm tava; Hecha...
Çatal-kaşık takımı; Jumbo (2000 modeli)....
Kaşık şeklinde servisler; Güral Porselen...
Kedili çatal bıçak aparatı; Bernardo....
Keten masa örtüsü; Çarşaf-iş...
Runner ve kumaş peçeteler; Boyner Evde...
Peçeteler; Ikea...
Peçete halkaları; Lsi Agency (0212-231 61 23)
12 Ekim 2011 Çarşamba
Ülkü ve Aytaç ile Hafta Sonu Keyfi

MUTLU ve ÇALIŞKAN ARILAR GRUBU :)
Blogumu takip edenler, hatta sıkı takip etmeyip arada bir göz atanlar bile Ülkü ve Aytaç’ı tanıyor eminim…
Biz bir araya geldik mi inanılmaz mutlu olan, birlikte yaptıkları her şeyden çok keyif alan, Aytaç’ın esprileri ile karnımıza ağrılar girinceye kadar gülen bir grubuz :)
Zaman zaman Ülkü’nün bizler için hazırladığı sofraları, bizim onlar için hazırladığımız sofraları paylaşıyorum sizlerle.
Hatta geçen yaz, bütün bir gün uğraşıp bloguma süper tarifler kazandırdığımız bir sofrada hazırlamıştık. Beyler gecenin on birine kadar bekleyip, risottolu, puteneska salatalı bir menü ile karşılaşınca isyan bayrağını çekip epey mızıldanmışlardı ama olsun, biz memnunuz bu durumdan ilk fırsatta tekrar yapacağız böyle bir etkinlik :)
Ülkücüğüm şimdiden aklında tarifler biriktirmeye başlamış benim için :)
Lakin bu hafta sonu beyler kazandı; “blogluk sofra istemiyoruz” diye kazan kaldırdılar.
Hep beraber girdik mutfağa, Cumartesi akşamı; etli, mantarlı dürüm ve salata, Pazar akşamı ise; balık yaptık.
Mutfakta en fazla yarım saat kaldığımız pratik şeyler hazırladık yani. Böylece sohbete, filme ve oyun oynamaya bolca zamanımız kaldı :)
Şimdi siz haklı olarak; “E sofra fotoğrafı yok, detaylı bir tarif yok, bu yazı da neyin nesi Müge” demezsiniz değil mi? Demeyin lütfen :)… Kendime verdiğim bir söz olarak düşünün.
Hatırlarsanız Erdek yazısının çok uzun süre blogda kalmasına sitem etmiş ve “yeni yazı isteriz” demiştiniz.
Bende; “söz bundan sonra, kurduğum sofralar beni çok tatmin etmese de, tariflerimi basitte bulsam sizinle paylaşacak, sohbet edecek yani ses vereceğim” demiştim. İşte bu yazıyı öyle bir ses kabul edin ve hafta sonu keyfimize dahil olun istedim :)

Lezzetlerinin karışmaması ve pişme süreleri farklı olduğu için eti ve mantar soteyi ayrı ayrı pişirdik. Sofraya da ayrı ayrı getirip, masada kendi dürümümüzü kendimiz hazırladık :)
Aslında tarif vermeyip, yine eşimin üzerine atacaktım suçu ama size de kıyamadım ona da :)
Tariflerimi her zaman milimetrik, gramı gramına vermeyi sevdiğimi biliyorsunuz bu seferlik bir değişiklik yapacağım, göz kararı vereceğim tarifi… -göz kararından kasıt, eşim yaparken çaktırmadan onu izlediğim kadarıyla demek- :)
Baştan sona rahat bir yazı bu anlayacağınız, kasmıyorum :)
Etli Mantarlı Dürüm
Etli harç için;
- 6 parça bonfile, parmak şeklinde (jülyen) doğranır, 1 yemek kaşığı elma sirkesi, 2 yemek kaşığı soya soyu, 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 diş sarımsak ve taze çekilmiş karabiber ile yarım saat marine edilir.
- 1 Yemek kaşığı tereyağ, 2-3 yemek zeytinyağ, 3-4 defne yaprağı, 1 diş sarımsak ve 2-3 tane arpacık soğan birlikte 1-2 dk. orta ateşte sotelenir.
- Marine edilmiş etler eklenir, ilk 3-4 dk. etin mühürlenmesi için yüksek ısıda daha sonra orta ateşte çok fazla karıştırmadan, pişirilir. Bonfile çok çabuk pişen bir et olduğu için ortalama 10-15 dk. içinde hazır olacaktır.
- 1 Yemek kaşığı tereyağ, 1-2 yemek zeytinyağ, 3-4 defne yaprağı, 1 diş sarımsak ve 2-3 tane arpacık soğan birlikte 1-2 dk. orta ateşte sotelenir.
- İnce ince doğranmış 1 paket (400 gr.) mantar ve ince ince doğranmış birer adet kırmızı ve yeşil biber eklenir. Sürekli karıştırarak tüm malzemeler pişene kadar sotelenir.
Arka fonda yemek sonrası film keyfi ile tüketeceğimiz sağlıklı atıştırmalıklar! :)
Bol yağlı kalorili dürümler, salatanın üzerinde bile fıstıklar, yemek sonrası abur cuburun gözünü çıkartma :)
Sonra “ay çok kilo aldım, bunalımdayım, kusura bakmayın yeni tarif deneyemiyorum” diye blogunu ihmal eden Müge :)
Ne ceza verseniz haklısınız bana :)
Cumartesi akşamı kalori bombardımanı yaşayıp, Pazar sabahı da kahvaltıda ipin ucunu kaçırınca akşama kendimize gelmeye karar verdik :)
Bunun en güzel yolu da balık elbette…
Yine hep birlikte beş dakikada hazırlayıverdik yemeğimizi ve salatayı. Hem midemizi şenlendirdik hem de vicdanımızı rahatlattık. :)
Balığın tarifi; fotoğrafta görülüyor zaten :)
- 2 iri palamudu kalın kalın dilimledik. Temizleyip yağlanmış tepsiye dizdik.
- 2-3 diş sarımsak, 7-8 tane arpacık soğan, limon dilimleri, defne yaprakları, kırmızı biber, tane kırmızı biber ve üzerine de biraz zeytinyağ gezdirdik. Sonra yarım saat kadar fırınladık, hepsi bu…
11 Ekim 2011 Salı
Fındıklı Kurabiye
ANNE KURABİYESİ
Akraba Daveti Sofra’sını sizlerle paylaştığım yazıda çeşitlerin nasıl oluştuğunu detaylı olarak anlatmıştım. Benim listemdeki çeşitleri oyuncaklı ve yenilebilemez :) bulan eşim ve annem kendi zevklerine uygun klasik bir menü hazırlamışlar bende onlara uyum sağlamıştım.
Cumartesi akşamı; herkes arı gibi çalışıp, kendi üzerine düşeni pişirirken bende pastayı ve mereng toplarını hazırlıyordum, o sırada annemin bakışları öyle bir üzerimdeki arkam dönük halde hissediyorum :)
Bakıştaki elektrik aynen şu; “Allahım! ne yapıyor bu kız ne uyduruyor yine” :)
Ertesi sabah merenglere şekil verirken ise dayanamayıp, bombasını patlatıyor; “şu fındıklar bitmeden bir tane de adam gibi yenilebilir, klasik bir kurabiye yapsan, ne iyi olurdu” :)
Annemi kıracak değilim, anında kafamda uyduruyorum malzemeleri. :)
Merenglerden artan yumurta sarıları, un, yağ, şeker ve fındık…
Yoğurması, tepsiye dizmesi; on dakika, pişirmesi; yirmi dakika…
Görüntüsü ve tadı; oldukça tatmin edici…
Tam yoğururken annem; “ ee kabartma tozu koymayacak mısın” dedi. Yoo dedim, kurabiyelerime kabartma tozu ya da vanilya koymayalı asırlar olmuş sanki :)
“Kabartma tozu olmadan kurabiyemi olurmuş canım” dedi. Tamam, anne dedim ekleriz :)
Masadaki çeşitlerin içinde, yapılması için en az zaman ve emek harcanan ama görüntüsü ile masaya şıklık katan bir lezzet çıkıverdi ortaya.
Bekledikçe güzelleşen ve kıtırlaşan, kolay bayatlamayan, mis gibi fındık kokan çok lezzetli bir kurabiye…
Üzeri için ben fındık kullandım siz isterseniz çukurlarına reçel ya da nutella koyabilirsiniz.
Çukur elde etmek için; fırına vermeden önce üzerlerine birer fındık ya da nohut koymalısınız, eğer parmağınızla çukur yaparsanız, içinde kabartma tozu olduğu için yayılıp şeklini kaybediyorlar…
Bir başka süsleme şekli üzerini kıyılmış fındık ile kaplamak. -ki bu annemin favorisidir- Bunun için bir kasede yumurta akını hafifçe çırpın, hamur toplarını önce yumurta akına sonra iri kırılmış fındığa batırın ve tepsiye dizin. Bu şekilde de çok şık ve lezzetli oluyor.
Malzemeler
- 250 Gr. (1 Kase) Yumuşak Margarin (zeytinyağlı becel kullandım)
- 1 Su Bardağı Pudra Şekeri
- 2 Yumurta Sarısı
- 1,5 Su Bardağı (bütün) Fındık
- 1 Paket Kabartma Tozu
- 1 Çay Kaşığı Tarçın
- 1 Tutam Tuz
- 3-4 Su Bardağı Un
- 20-25 Adet Fındık (üzeri için)
- Margarin, pudra şekeri, yumurta sarıları, tarçın ve tuzu birlikte malzemeler iyice karışana kadar yoğurun.
- Fındığın bir su bardağını irice kıyın, yarım su bardağını robotta un haline gelecek şekilde çekin.
- Karışıma fındıkların tamamını, unu ise azar azar ekleyin ve yoğurmaya başlayın. Ele yapışmayacak kadar oldukça yumuşak bir hamur yoğurun.
- Vaktiniz var ise hamuru buzdolabında yarım saat dinlendirin.
- Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, yuvarlayın.
- Hafifçe yağlanmış tepsiye, ikişer cm. aralık bırakarak, top şeklinde dizin.
- Üzerlerine birer fındık koyun.
- Önceden ısınmış fırında, 180 derecede 20 dk. üzeri pembeleşip , altı turuncu oluncaya kadar pişirin.
7 Ekim 2011 Cuma
Ispanaklı Kol Böreği
ÇARPI İKİ ANNE LEZZETİ :)
Öncelikle -bu arada neredeyse tüm yazılarıma ve gönderdiğim maillere “öncelikle” diye başladığımı fark ettim az önce, günlük hayatımda en fazla kullandığım kelime bu sanırım :)- evet ne diyorduk, öncelikle bir önceki yazıya gönderdiğiniz şahane yorumlar, hayırlı olsun dilekleri, beğenileriniz ve hatta güzel dualarınız için çok kocaman bir teşekkür etmek istiyorum…
Beni bu şekilde doğru anladığınız, içtenlikle paylaşımlarımı kabul ettiğiniz için, sağ olun var olun :)
Ispanaklı börek tarifini hiç geciktirmeden paylaşmak istedim. Hatta özellikle bugüne yetiştirmek istedim ki, hafta sonu denemek isteyenler olabilir. :)
Bu börek anneannemin spesiyali, tadı muhteşem ötesi. Hani bazı güzel lezzetleri tarif etmek için, anne eli değmiş gibi, anne lezzeti deriz ya işte bu börek; başlıkta da dediğim gibi çarpı iki anne lezzeti; anneanne lezzeti. :)
Anneannem her Türkiye’ye gelişinde ondan ilk istediğimiz şey bu börek olur. Misafir gelecekse ya da annem bir yere gidecekse…
Geçen haftalarda bir bebek mevlidine giderken götürmüşler mesela, ev sahibi hala annemin peşinde koşuyormuş tarif diye. :)
Eğer internetten anlayıp, benim blogumun tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilseydi, muhtemelen bana da vermezdi tarifi.
Ama ben hala onun mutfakla çok ilgisi olmayan minik torunuyum ya, “nasıla yapmaz bu tembel kız, ya da en fazla bir kere dener sonra unutur” diye düşünmüş olabilir.
Ama yanıldın anneanne ben artık tam bir mutfak kuşuyum. :)
Bugüne kadar pek çok kez ıspanaklı, pazılı börek yaptım ama hep kavurarak. Bu börekte ıspanaklar ve soğan diğer malzemeler ile birlikte çiğden konuyor.
Ispanak suyu sıkılırken biraz vitaminini kaybediyor ama idare edeceğiz artık hep çok sağlıklı şeyler yiyeceğiz diye bir şey yok…
Üstelik anneannem eskiden ıspanakları tuzla ovarak yumuşatır, sonra sudan geçirerek öyle sıkarmış! Annemin; “bu kadarda öldürme ıspanağı” isteğini kırmayıp şimdi sadece iyice suyunu sıkıyor.
Peynir olarak biz orta yağlı Ezine peyniri kullandık. Peynir içinde eridi ve lezzetine lezzet kattı. Eğer daha ekonomik olsun ve içinde peynirlerde görünsün isterseniz; lor peyniri kullanabilirsiniz.
Soğan ile arası olmayan bir misafir grubuna yapıldığı için soğanı az tuttuk ama ne kadar soğan o kadar lezzet diyorum. :)
Normalde börekler akşam yapılıp, buzdolabında bir gece bekleyince ve ertesi gün pişirince tadı daha muhteşem olur ama anneanneme göre ıspanaklı börekte bu mümkün değil, o yüzden bizde akşam pişirip, ertesi gün fırında ısıtarak servis ettik.
Kendim o şekilde denersem bu yazının altına not olarak düşerim ilerde…
Böreği piştikten sonra üç dört gün buzdolabında saklayabilir, canınız çektikçe yiyeceğiniz kadar parçayı teflon tavada ısıtabilirsiniz. Lezzetinden hiçbir şey kaybetmiyor, tecrübe ile sabittir. :)
Son olarak kol böreği şeklinde yapmanız şart değil elbette, aynı harcı kullanarak istediğiniz sevdiğiniz börek şeklinde sarabilirsiniz…
Malzemeler
- 5 Adet Yufka
- 750 Gr. Ispanak
- 1 Adet (iri) Kuru soğan
- ½ Su Bardağı Sıvı Yağ
- 4-5 Yemek Kaşığı (ezilmiş) Beyaz Peynir
- 1 Tatlı Kaşığı Tuz
- 1 Çay Kaşığı Karabiber
- 1 Tatlı Kaşığı Toz Kırmızı Biber
- 1 Kase Su
- 2-3 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ
- 1 Yumurta Sarısı
- 2 Yemek Kaşığı Yoğurt
Yapılışı
- Ispanakları; yapraklarını irice, saplarını ince ince doğrayın. Kumu gidinceye kadar bol su ile yıkayın.
- Son yıkamadan sonra elinizle iyice suyunu sıkarak bir süzgece alın ve yarım saat kadar bekleterek tüm suyunun iyice gittiğinden emin olun.
- Soğanı minik minik, yemeklik doğrayın. (Robotta çekerseniz de suyunu iyice süzün)
- Ispanağa, doğranmış soğan, sıvı yağ, peynir, tuz, karabiber ve toz biberi ekleyin. İyice karıştırın.
- Bir kase suya, 2-3 yemek kaşığı sıvıyağ ekleyip karıştırın.
- Yufkayı ikiye bölün. Dar ucu size bakacak şekilde tezgaha serin.
- Bir fırça yardımı ile yufkaya yağlı su sürün.
- Ispanaklı harçtan 3-4 yemek kaşığı kadar alın ve minik minik parçalar halinde yufkaya serpin.
- Dar ucundan başlayarak gevşekçe rulo yapın. İlk ruloyu kendi içinde sararak gül böreği gibi şekil verin.
- Yağlanmış tepsinin ortasına koyun.
- Diğer ruloları bu yuvarlağın etrafına çok sıkı olmayacak şekilde sarın.
- Yumurta sarısı ve yoğurdu çırpın, böreğin üzerine sürün.
- Susam ve çörek otu serpin.
- 180 derecede önceden ısınmış fırında, 35-40 dk. böreğin üzeri ve altı iyice kızarıncaya kadar pişirin.
4 Ekim 2011 Salı
Çay Daveti Sofrası

YENİ EVDE İLK AKRABA DAVETİ…
Daha önce, daha doğrusu Ramazan ayında üç dört kez iftar daveti sofrası hazırlamıştım ama hep minik minik gruplar şeklinde olmuştu.
Gün itibari ile yeni evimizde ilk kalabalık misafirimizi ağırladık.
Blogu takip edenler, on sekiz kişilik çekirdek akraba grubumuzu da bilir :)
Yaz oldu mu o grup memleketlere, tatile yazlığa bir güzel dağılır, Eylül sonu ise kuşlar misali bir bir dönerler yuvalarına :)
Bende hiç vakit kaybetmeden, davetimi yaptım gelir gelmez, sağ olsun kırmadılar koşa koşa geldiler, evimizi şenlendirip, yüzümüzü güldürdüler, listemizde olan hediyelerden getirip bizi ayrıca mutlu ettiler :)
“Listede neyin nesi?” diye merak ederseniz hemen anlatayım.
Malum eve yeni taşındık. Hemen her odanın; tablo, fotoğraf çerçevesi, vazo, çiçek, çeşitli süs objeleri gibi eksikleri var. Ayrıca mağazaları gezerken çok beğendiğimiz ve almak üzere aklımıza yazdığımız pek çok eksik…
Bunları aklımız yerine bir kağıda yazdım ve buzdolabının üzerine yapıştırdım.
Akrabalarımız, arkadaşlarımız gelmeden önce; “listede neler var?” diye soruyorlar, bende söylüyorum, böylece hem ihtiyacımız olan hem de “acaba beğenir mi?” korkusu olmadan bir hediye seçmiş oluyorlar. :)
Yeni eve taşınan ya da evlenecek olan herkese şiddetle tavsiyemdir bu liste sistemi…
Davete yani soframıza dönecek olursak, ilk söyleyeceğim şu olur; paslanmışım! ...
Evet, evet hem de ne pas. Tam bir hafta ne yapsam, ne hazırlasam diye düşünüp durdum ve doğru dürüstte karar veremedim.
Üstüne bir de zorlanarak hazırladığım o liste eşim ve annemin elinde kuşa döndü :)
Listemdeki pek çok şeyi; “ay çok süslü ne gerek var, büyükler şeker hamuru sevmez, olmaz onda sarımsak var, o çok oyuncaklı hem zaten bu kadar kişiye yetmez vs vs..” gibi cümleler ile çizdiler.
Buyurun dedim siz karar verin, ben bu sefer uyacağım.
Annem zeytinyağlı fasulye ve yaprak sarmayı, anneannem ıspanaklı böreği, kayınvalidem sütlacı, eşimde tavukları hazırladı.
Bende gerisini :)
Geriye pek bir şey kalmamasından, cumartesi günü otel mutfağındaki şef aşçılar gibi elim belimde onları yönettiğimi tahmin etmişsinizdir :)
E ne yapayım, menümü beğenmezseniz, bende sizi çalıştırırım değil mi ama? :))
Oh, dedikodumu da yaptım, içimi döktüm rahatladım çok iyi geldi. :)
Şimdi sofranın detaylarına geçebiliriz…
Tam bir aile çalışması içinde hazırlanan soframızda neler vardı;
- Kırmızı ve Yeşil Biberli Tavuk Şiş
- Ispanaklı Börek
- Zeytinyağlı Yaprak Sarma
- Zeytinyağlı Taze Fasulye
- Karışık Kızartma
- Patates Salatası
- Fındıklı Kurabiye
- Fındıklı Mereng Topları
- Sütlaç
- Ceviz krokanlı, Çikolata Kremalı ve Ganaş Kaplama Pasta

Tavuk şişlerin marinesi ve hazırlanması eşime ait. Şimdi siz haklı olarak tarif soracaksınız ama ne yazık ki yok :) Yoğurtlu, soya soslu bir sürü baharatlı bir karışım yapıyor bakmaya çalıştığımda sırtını dönerek engel oluyor :) Yok ne yaptıysam öğrenemedim.
Aynı şekilde bir de mantar sotesi var, inanın her seferinde parmaklarımı yiyorum lezzetinden ama hazırlarken beni mutfağın dışında bir iş vererek oyalıyor!
Kendisine bir blog yapacakmış, “hünerli bey” diye orada paylaşacakmış, bekleyeceğiz artık elden ne gelir :)

Ispanaklı Börek; anneannemden...
Tadını anlatmaya, benim kuvvetli bulduğunuz kalemim bile yetmez :)
Deneyip, kendiniz karar verin efendim. Neyse ki tarif konusunda eşim gibi değil, hazırlarken yanında durup hepsini not aldım, en kısa zamanda sizlerle paylaşacağım.

Fındıklı Kurabiye; bu kadar anne tarzı bir sofraya, anne tarzı bir kurabiye yakışır diye düşünerek son anda malzemelerini uydurup hazırladığım bir kurabiye…
Kısa ama komik hikayesini tarifini verirken anlatırım :)

Son zamanlarda sıkça yaptığım ama hala yayınlanması için okey veremediğim mereng topları, patates salatası ve blogumdaki zeytinyağlı dolma tarifindeki iç harç ile hazırlanan; zeytinyağlı yaprak sarma…

Buda kolajını yaptıktan sonra bile yayınlayıp yayınlamamak konusunda saatlerce kararsız kaldığım fotoğraf… :)
Evimizin fotoğraflarını paylaşmam konusunda sayısız mail ve yorum alıyorum ama inanın beni yanlış anlamanızdan çok çekiniyorum.
Beni tanıyanlar bilir, mütevazi olmayı bir erdem sayar elimden geldiğince her konuda mütevazi olmaya gayret ederim.
Ama sonunda kendi kendime şöyle mantıklı bir açıklama yaptım. :)
Madem sevdiğim insanları misafir olarak evimde ağırlamayı çok seviyorum, tüm okuyucularımı da pek çok seviyorum o zaman sizi sanal da olsa evime davet etmiş oluyorum.
Beni doğru anlayacağınızdan da hiç şüphem yok :)
İşte pek çok obje eksiğine, duvarlarının henüz boş olmasına rağmen, sizlerle paylaşmak istediğim evimizden, birkaç kare…
Sofrada kullanılan;
Yemek takımı; Karaca....
Tüm servisler; Paşabahçe....
Çatal-kaşık takımı; Jumbo (2000 modeli)....
Taşlı servis kasesi ve tabağı; Yağmur Züccaciye....
Keten masa örtüsü; Çarşaf-iş... Kurdele nakışı işlemeli runner; Kilis'ten hediye...
Peçeteler; Ikea...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)